Le prime 200 righe.
İyi misin? Nasıl hissediyorsun?
Şeyle aynı…
Manila'da üç günlük izinden dönmüş gibi.
- Kule F-1-1. - Geçen seferkinden çok daha iyi.
Onu gördün mü?
Tanıdın mı?
Titan'ı mı? Onu daha önce gördün mü?
Evet.
Harika. Bizim Monarch.
Siktir.
Tamam, güvenli.
"GODZILLA" KARAKTERİNDEN UYARLANMIŞTIR
Dokuz km ötede, kerteriz 2-8-7, hız 35 deniz mili.
Güney Çin Denizi'ne doğru gidiyor. Tahliyede durum ne?
Helikopterler indi. Tüm personel gemide.
Emirleriniz efendim?
Efendim? Tim?
Bana mı diyorsun?
Müdür Yardımcısı artık oyunda yok.
- Oyunda değil mi? Öyle mi diyorsunuz? - Efendim?
- Kızı var. - Pardon efendim
- ama komuta zincirinde sıra sizde. - Hayır.
Hayır… Müdür Barris'le konuşmalıyız.
- Müdür Barris'i arayın. - İletişim sistemi bozuk.
Adadaki fırtına, acayip bir manyetik alan yaratıyor.
- Uydu bağlantısı kesik. - Onarmak ne kadar sürer?
Sinyali güçlendirmeye çalışıyoruz
ama parazit menzilinden çıkmamız gerekebilir.
Kimse Titan'ı bilmiyor mu diyorsun?
Emirleriniz nedir?
Neden hareket etmiyoruz?
Onun burada ne işi var?
Seni görmek de güzel. Adın neydi?
- Ben Tim. - Biraz bekle. Bu mu?
Evet. Neredeyse menzilimizin sınırında.
Niye peşinden gitmiyoruz?
Tamam. Burada yetkili kim?
- O mu? - O.
- Hayır, durun. - Hadi Monarch.
Onu çok serbest bırakıyorsun.
Washington'ın emirlerini beklemeliyiz.
Bürokrasi için vaktimiz yok.
İnsanların olduğu bir yere inerse yeni bir G-Günü daha olur.
- G-Günü neydi? - Monarch'ın en büyük başarısızlığı.
Bu, savaş gemisi değil albay.
- Fark ettiniz mi, bilmem. - Monarch gemisi, değil mi?
- Her şeyin üzerinde markanız var. - Sizin söz hakkınız yok albay.
Bir Monarch karakolunu zorla ele geçirip tüm dünyayı riske attınız.
Ayrıca Cate Randa'yı yanınızda Çukur'a sürüklemeseydiniz
- hiçbirimiz burada olmazdık. - Cate Randa'yı veya
başkasını bir yere sürüklemedim. En azından planım vardı.
Senin planın ne? Güvertede kokteyl içmek mi?
Peki.
Takip edeceğiz.
Adadan uzaklaşınca uyarıyı gönder,
temas kurabilecek kadar yakında kal ama çok yaklaşma, tamam mı?
Çok yaklaşma. Başüstüne.
Defalarca üzerinden geçtin.
Tersliği bulana kadar da geçmeye devam edeceğim.
Lee amcanı kurtardın.
Uzun zamandır "Lee amcam" değil.
Kentaro.
Bir Titan'ı serbest bıraktık.
- Öyle olacağını bilmiyorduk. - Fark etmez!
- O düğmeye sen basmadın. - Düğmeye hiç basmamalıydık!
Cate!
Bekle Cate. Cate, bekle.
- Beni suçluyorsun. - Hayır.
O zaman suç kimin?
Neden birinin suçu olmak zorunda?
Oldu bitti. Unutalım.
Hayır. Sen öyle yaparsın.
- Sen unut. - Bekle.
Birini mi suçlamak istiyorsun?
Sana yalan söylediğim, annene ihanet ettiğim
ve hayatımı gizli tuttuğum için beni suçladın.
Seni buraya getiren buydu.
Beni suçla.
Çok özür dilerim.
Belki orada saklanıyorlar. Zengin balık kaynağı.
Yabancılardan neden şüphelendiklerini açıklar.
Mantıklı.
Benim merak ettiğim, bu suları neyin zenginleştirdiği.
İşte geldi. O mağaradan hiç çıkmayacaksın sandım.
- Şuna bak Billy. - Toplan.
- Çok fosfor ve nitrojen var… - Gitme vakti.
Pekâlâ.
- Yeni geldik. - Biliyorum. Harita buldum.
- Harita mı? Nasıl harita Billy? - Evet, duvarda. Mağarada.
Bir göç yolu.
- Göç yolu mu? Deniz canavarının mı? - Evet, aynen.
Bence dünya çevresinde izlediği yolu gösteriyor.
Artık burada değil, çoktan gitmiş.
Santiago'ya dönüp denizcilik arşivlerinden güzergâh boyunca
MUTO karşılaşması olabilecek bir bağlantı var mı diye bakmalıyız.
Çabuk ol. Av üstündeyiz.
Buraya gelebilmek için üç hafta boyunca pis kokulu bir yük gemisinde
deniz tutmasıyla kıvrandım ve burada bir şeyler oluyor diye düşünüyorum Billy.
Tamam.
Harita, nerede olacağını gösterebilir.
Belki önüne de geçebiliriz ama yola koyulmalıyız.
- Hayır. - Hayır mı?
- Hayır. - Ne?
Duyduğun her söylenti ve efsanenin peşinde dünyayı dolaşıyoruz
ve sen bir haber peşine düşmek istediğinde tek kelime etmiyorum ama şimdi
bilimin peşinden gitmek istediğim için beni yok sayıyorsun.
Hey, seni asla yok saymam.
- Tamam, o zaman bak… - O zaman istersen kalabilirsin, tamam mı?
Kal, veri toplamayı bitir.
Bölüp fethedeceğiz, tamam mı?
Muhtemelen asla göremeyeceğim bir şey bulacaksın.
Hayır, beni pohpohlamayı kes.
Bitirdiniz mi?
Tamam.
Profesyonel görüşüm: Sen gidiyorsan hepimiz gitmeliyiz.
- Hayır. - Hayır.
Yani birlikte olmalıyız diyorum çocuklar.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, yerel halk bizi burada istemiyor.
- Özellikle gitmemizi istediler. - O yüzden kalmamız lazım.
Bunun bir anlamı var
ve biri bizi her korkutmaya çalıştığında kaçsaydık…
Lütfen… Gitme.
Biliyorsun, mecburum.
Tamam.
Seni seviyorum.
- Biliyorum. - Tamam mı?
Ben de seni.
Beni mi görmek istediniz kaptan?
Ben kaptan değilim.
Biliyorum.
Müdür Barris'ten.
Aldığım emir, ne pahasına olursa olsun
tanımlanamayan Titan'ı kovalamak ve teması korumak.
Diğer tüm öncelikler iptal edilmiştir.
Tebrikler. Doğru kararı verdin.
Hayır. Siz verdiniz albay.
Monarch'taki kariyerimin çoğunda bodrumdaki bir trol'düm sadece.
Bu işin adamı değilim.
Ne derler bilirsin.
Büyüklük bazı adamlara zorla verilir.
Sırada ne var?
Sonuçlar.
"Albay Leland Lafayette Shaw
sorgu ve ajan yönetimi için en kısa sürede
gözaltına alınıp Monarch genel merkezine nakledilecektir."
Biliyor musunuz albay?
Galiba son mesaj bozuk gelmiş.
Selam.
Ne yapıyorsun?
Hiç.
Evi arıyor musun? Annenle konuşuyor musun?
Tim, gemiye dönünce herkese haber verdiklerini söyledi.
Ama onu aramadın mı?
Ne diyeceğim ki?
Ben "Selam, benim" diye başladım.
"İki yıl oldu ama ölmedim."
Evet, ben…
Çok fazla şey oluyordu.
Evet.
Öyle mi dersin?
Ailem bodrumda saklanıp bir sonraki G-Günü'nü bekliyor.
O düğmeye basmamalıydım.
Evet, muhtemelen.
Ne oldu?
Ne yapmamı bekliyorsun? Bunu biz yapmamışız gibi mi davranayım?
Biz yapmadık. Ben yaptım. O düğmeye basmamalıydım. Ben…
Tanrım, dur. Bu saçmalığı yapma.
Hepimiz yaptık.
Ben, sen, Kentaro, baban…
Hepimiz Shaw'u kurtarmaya gittik çünkü doğrusu buydu.
Tim'in dediği…
Üssü zorla ele geçirmen ve dünyayı tehlikeye atman.
Benim tanıdığım Lee Shaw'a hiç benzemiyordu.
Hâlâ aynı adamım Kei.
Doğru değil mi yani?
Monarch ve ben işleri farklı ele alıyorduk.
Sorun neydi?
- Yanılıyorlardı, ben haklıydım. - Lee.
Her şey değişir. Monarch değişti.
Ama bu süse püse kanma.
Onlar hâlâ bir hükûmet kurumu.
Maliye ya da havaalanında bavullarına bakanlar gibi.
Havaalanında bavullara mı bakıyorlar?
Ne kadar ileride?
On iki kilometre ve artıyor.
Hızlandı mı?
- Şu an hızı 40 milden fazla. - Yapma ya.
Sanki onu yakalamamızı istemiyor gibi.
Bu tenekeyi daha hızlandırabilir misin?
- Son hızdayız. - Son güç mü peki?
Motorlar yüzde 110'da.
- Yüzde 10 daha. Zorlayalım. - Çok ısınma riski var.
- O riski almamız gerek. - Hayır, durun.
Emir aldın. Ne pahasına olursa olsun o şeyi izle.
- Motorları patlatırsak emirlere uyamam. - Bunu yapmazsan onu kaybedersin.
Burada açık hedef olma riskine girmeyeceğim.
Bu gemide 200 kişi var.
Peki o canavarın yolunda kaç yüz bin kişi var?
O nedir?
Araçlar. On dört tane falan.
No comments yet. Be the first to leave one.