Le prime 200 righe.
Her nerede bir bahtsız varsa,
Tanrı bir köpek gönderir ona.
Tüm birimlerin dikkatine! Aranan şahıs, beyaz, 30'lu yaşlarında ve silahlı.
İyi akşamlar, hanımefendi. Kimliğiniz ve aracın ruhsatı, lütfen.
Kusura bakmayın, memur bey. Evden acele çıktım ve cüzdanım yanımda değil. Her şeyimi evde unuttum.
Pekala, hanımefendi. Biz kamyonunuzu ararken sizin aracın dışında bulunmanızı istiyorum.
Yerinizde olsam bunu yapmazdım.
Bu da ne böyle?
Hanımefendi, ellerinizi görebileceğim şekilde havaya kaldırın.
Bana zarar vermediğiniz müddetçe size zarar vermezler.
Hanımefendi, ellerinizi derhal gösterge panelinin üzerine koyun.
Hanımefendi, beni dinliyor musunuz?
Çakmağınız var mı, memur bey?
Alo.
Sen neden bahsediyorsun?
Saat şu an sabahın ikisi.
Tamam.
Lanet olsun.
- Anne, benim gitmem gerek. - Neler oluyor?
Gözaltı Merkezi'nde acil bir durum var.
Bu boktan işler için neden hep seni arıyorlar?
Bana ne iş verirlerse kabul ediyorum.
Bu çok fazla... Hanımefendi, yardımcı olabilir miyim?
Evet, efendim. Az önce getirilen şüpheli için buradayım.
- Burada olduğuna emin misiniz? - Evet, pembe elbiseli.
Evet...
- Evrakları burada. - Teşekkür ederim.
Bu taraftan, hanımefendi.
- Ben her ihtimale karşı kapının önünde bekleyeceğim. - Tamam.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Merhaba.
Ben, Doktor Evelyn Decker. Adını öğrenebilir miyim?
Sigaranın insan sağlığına zararlı olduğu gerçeğinin yanı sıra...
...bu tesis içerisinde sigara içmenin yasadışı olduğunu da hatırlatmak isterim.
- Sigara içmem seni rahatsız ediyor mu? - Pek sayılmaz.
Teşekkür ederim.
Zamanını boşa harcadığım için gerçekten çok üzgünüm.
Çünkü ben hasta değilim. Yorgunum sadece.
Daha açık belirtmek gerekirse ben bir psikiyatristim.
Buradayım çünkü meslektaşlarım seninle alakalı bir konuda zorlanıyorlar.
Seni nereye kapatmaları gerektiği hususunda bir karara varamıyorlar.
- O yüzden, senin kim olduğunu tam olarak anlamak istiyorlar. - Onları suçlayamam.
Ben... Ben kılık değiştirmeyi hep sevmişimdir.
Bir insan kendini yeterince iyi tanımadığında böyle şeyler yapar, değil mi?
Kim olduğunu unutmak için kılık değiştirirsin ve geçmişe bir sünger çekersin.
Sence kılık değiştirmek, kendine yalan söylemekle eş değer birşey mi, doktor?
Duruma göre değişir.
Kılık değiştirmek genellikle görmek istemediğimiz şeyi perdelemek için kullandığımız bir yöntemdir.
Bu çok ilginç.
Ben ise bunun, herhangi biri olabilmek için bir yol olduğunu düşünmüşümdür hep.
Bir süreliğine de olsa gerçekte kim olduğunu unutmak çok güzel.
Bunun bir yanılsama olduğunu bilsen bile.
- Sen iyi misin? - Evet... Bir şey düşünüyordum sadece.
Hayatı seviyor musun, doktor?
Evet... Her ne kadar inişler ve çıkışlar olsa da hayatı seviyorum.
Ailem hiçbir zaman varlıklı olmadı ama ebeveynlerim benim için her zaman en iyisini istedi.
Onlar sayesinde üniversiteye gidebildim ve bunun nimetlerinden faydalanıyorum şimdilik.
- Peki, aşkı bulabildin mi? - Evet.
- Küçük bir oğlum var. Kendisi dokuz aylık. - Senin adına sevindim. Evli misin?
- Boşandım. - Hayat kısa, azgın bir nehir, değil mi?
Evet.
Pekala, ben senin sorularını yanıtladığıma göre belki sen de benim sorumu yanıtlarsın.
- Evet, affedersin. Ne sormuştun? - Adını...
Adım, Doug. Douglas'ın kısaltması. Uzun zamandır kimse bana bu isimle seslenmedi.
- Çocuğun var mı, Douglas? - Yüzlerce.
- Köpeklerine istinaden mi böyle söyledin? - Evet, onlar benim çocuklarım.
Onların sevgisi beni binlerce kez kurtardı. Hayatımı onlara borçluyum.
Köpekleri insanlardan çok daha fazla sevdiğini söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle... İnsanları tanıdıkça köpeklere olan sevgim daha da arttı.
Köpekler insanların sahip olmadığı hangi vasıflara sahipler?
Köpekler, kibirli olmadan güzelliğe, küstah olmadan güce, vahşi olmadan cesarete ve...
...biz insanlarda bulunan bütün erdemlere eksiksiz bir şekilde sahiptirler.
Ama yine de şunu belirtmeliyim ki onların tek bir kusuru var.
- Nedir o? - İnsanlara güvenmeleri.
Evet, baba!
Bu fikir aklıma geldiğinde muhtemelen dokuz yaşımdaydım.
Yatak odamın penceresinden kardeşimi izlediğimi hatırlıyorum.
Babamın köpeklerinin görebileceği ama erişemeyeceği yerlere etler asıyordu.
Köpekleri dövüşe götürdükleri günlerde onları aç bırakıyorlardı.
Babam hayatını bu şekilde kazanıyordu. Köpek dövüşleri organize ederek...
Sence baban köpekleri kendine özgü bir yöntemle mi seviyordu?
Hayır, babam "sevgi nedir bilmez" biriydi. Her durumda şiddet uygulardı.
Sana kaç kere köpekleri beslememeni söyledim? Kaç kere?
- Peki ya sen? - Ben mi...
Ben de herkes gibi onun şiddetinden payıma düşeni aldım.
Seni dinlerken, bayağı sakin mizaçlı bir insan olduğun dikkatimi çekti.
Ona karşı kendini savunmayı hiç denedin mi? Ya da en azından yetkililere şikayet ettin mi?
Yetkililere şikayet etmek şeytandan medet ummakla aynı şey.
Peki, mutlu zamanlara dair anıların var mı?
Evet, elbette. Küçük bir çocukken...
...annemle birlikte mutfakta geçirdiğim zamanlar.
Avrupa'dan gelen plakları dinlemeyi çok severdi ve...
...yemek pişirirken hep onları çalardı.
Ama sonra, babam eve gelirdi ve gösteri sona ererdi.
O zamanlar etrafında büyükanne, büyükbaba ya da teyze, hala, dayı, amca gibi...
...seninle ilgilenebilecek, sana şefkat gösterebilecek birileri yok muydu?
Evet...
Bir çocuk ihtiyacı olan şefkati bulabildiği her yerden alır.
Ve bir akşam, ailecek yemek yerken kardeşim kalleşçe beni babama ispiyonladı.
Daha sonra köpeklere vermek için tabağındaki yemeğin bir kısmını ceplerine dolduruyor.
- Hayır, yalan söylüyor. - Yemin ederim. Allah canımı alsın.
Köpekleri seviyorsun, öyle mi?
Evet.
Lütfen, yemek masasında olmaz.
Onları kendi ailenden daha mı fazla seviyorsun?
Evet, seviyorum.
Demek köpekleri seviyorsun, seni küçük pislik.
Babam akan gözyaşlarımı "bir suç itirafı" olarak kabul etti.
O günden sonra, babamın evinde istenmiyordum artık.
Bu yüzden beni köpeklerle birlikte kafese kapattı.
Artık "bunlar" senin ailen!
- Peki ya annen? - Annem... O yapabileceği tek şeyi yaptı.
Sana yiyecek bir şeyler getirdim.
Bunları gömmelisin. Eğer baban bunları bulursa deliye döner.
Neler söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ama annemin yüzü ağlamaktan kıpkırmızıydı ve...
...benden özür diledi.
Seni seviyorum.
Yaptığı şey çok güzeldi.
- Annen o zaman hamile miydi? - Evet, yedi aylık...
Sanırım annem doğacak çocuğuna, benim ve kardeşimin sahip olduğundan daha iyi bir hayat vermek istiyordu.
- Hiç kafesten kaçmayı denedin mi? - Nereye gidecektim ki?
Kafesin bir tarafı, yanında bulunan barakanın arka duvarıyla bitişikti.
Barakanın içi her türlü eşya ile tıka basa doluydu. Bir gün...
...barakanın tahta duvarını zedeledim ve küçücük ellerimi o aralıktan içeri soktum.
Ve orada, annemim neden gizleme ihtiyacı duyduğunu bilemediğim bir sürü dergi buldum.
O küçük pencere sayesinde dünyayı görebiliyordum artık.
Anlayacağın üzere bütün eğitimim, Modern Kadın ve Amerikalı dergilerinin içeriklerinden ibaret.
Peki, içinde bulunduğun durumun normal olmadığının farkında mıydın?
Evet, farkındaydım.
O kafesin içinde ne kadar süre kaldığını hatırlıyor musun?
Söylemesi zor.
- Seni o durumda bırakıp gittiği için annene kızdın mı? - Hayır.
Annem karakter olarak zayıf biriydi. Bu onun en büyük kusuru ve aynı zamanda en büyük şansıydı.
Vahşi doğada zayıf olanlar anında elenir. Diğerleri tarafından yok edilirler.
Ama insanlar arasında, zayıf ve korkak olanlar her zaman hayatta kalmanın bir yolunu bulurlar.
En azından bir süreliğine...
Çünkü en nihayetinde, Tanrı ona iman eden kullarını daima bilir.
Bir kaşık da anne için.
Evet... Lezzetli, değil mi? Hadi, bir kaşık daha.
- İş nasıldı? - Harika.
Bugün mahallede çocuğun babasını yerlerde yuvarlanırken gördüm.
- Onun şu anda rehabilitasyonda olması gerekmiyor muydu? - Evet, öyle.
- Yargıcın onun eve yaklaşmasını yasakladığını sanıyordum. - Evet, yasakladı.
- Yine saldırganlaşabilir. - Evet, bunu biliyorum, anne.
- O da tıpkı baban gibi. - Onu da biliyorum.
Seni asla terk etmeyeceğim, bebeğim.
Biliyorsun, annemizin bizi terk edip gitmesi tamamiyle senin suçun.
Sen babamızı o kadar çok üzdün ki annemiz buna daha fazla katlanamadı.
Sen hep dik kafalı biri oldun. Etrafına mutsuzluk saçıyorsun.
Ama sen yolunu kaybetmiş bir koyunsun sadece.
Ve Tanrı'nın yardımıyla, babamız seni doğru yola geri döndürecek.
Dua et ve af dile, seni genç zındık.
Günahın karşılığı ölümdür fakat Tanrı'ya iman edersen ödülün, İsa Mesih ile birlikte diriliş ve sonsuz yaşam olacaktır.
Anladın mı?
Selam, Köpek Adam'la konuşmak için geldim.
Lanet olsun. Lütfen, hadi ama...
Bu taraftan, genç adam. Korkma, sana zarar vermezler.
Kusura bakma ama beslenme vakitleri yaklaştı. O yüzden heyecan seviyeleri had saffada.
Yüzün bana garip bir şekilde tanıdık geldi. Daha önce tanıştık mı?
Evet, ben... Birkaç ay önce kuzenim Pablo ile buraya gelmiştim.
- Biz... Biz buranın elektrik hattını çekmiştik. - Adın, Juan, değil mi?
- Evet. - Biliyordum...
Lütfen, otur. İçecek bir şey ister misin?
Böyle iyiyim. Çok susamadım.
Pekala, seni buraya hangi rüzgar attı, Juan?
- Martha yüzünden buradayım. - Martha...
O ara sıra çamaşırlarımı yıkayıp, ütüleyip bana geri getiren çok yardımsever bir insan.
- Harika bir kadın. - Kesinlikle.
- Şey... O sokakta bir köpek yavrusu bulmuş ve düşünmüş ki... - Tanrım!
- Onun burada seninle, anlarsın ya, daha mutlu olacağını düşünmüş. - Gerçekten mi?
Ne harika bir köpek. Bu, labrador ile kaniş kırması.
Bunların çoğu ülkeye yasadışı yollarla sokuluyor. Ve satılamayanlar ise...
...satıcı tarafından ya öldürülüyor ya da bir arabanın penceresinden yola atılıyor.
Muhtemelen bu ufaklığın da başına gelen şey bu. Çünkü arka bacağı sakatlanmış. Seni zavallı şey...
Ama merak etme. Doğru yerdesin ve emin ellerdesin.
Sana "Güzellik" diye sesleneceğim. Evet, adın bu olacak.
Benim için Martha'ya teşekkür etmeyi unutma.
Ve, onun için yapabileceğim bir şey olursa, benden istemesi yeterli.
Şey, aslında... Onun ufak bir problemi var.
Devam et.
Şehirde, El Verdugo olarak bilinen bir kişi tarafından yönetilen bir çete var.
Namıdiğer Cellat.
- 3'üncü Cadde'deki şu barı açan kişi, değil mi? - Evet... Evet, ta kendisi.
Pekala, ne yaptı bu adam?
Son birkaç aydır, "Koruma Bedeli" adı altında mahalledeki dükkan sahiplerinden para alıyor.
Biz de herkes gibi bu parayı ödüyoruz ama bu adam her hafta meblağı artırıyor ve...
...artık Martha'nın bu parayı ödeyecek gücü kalmadı.
Hatta ailesinden ona miras kalan bazı değerli eşyalarını bile satmak zorunda kaldı.
- Martha'ya, bu konuyla ilgileneceğimi söyle. - Teşekkür ederim.
Alo.
Merhaba, Bay Cellat. Sana bu isimle seslendiğim için özür dilerim ama elimde bir tek bu var.
Kimsin sen?
Endişelenme. Benim polis teşkilatıyla, federal hükümetle veya senin bilinen düşmanlarınla herhangi bir bağlantım yok.
Hatta bu koşullar altında senin tek dostun olduğumu söyleyebilirim.
Öncelikle, sağlığın için kıpırdamadan oturmanı istiyorum.
Çünkü bir gün kendi aileni kurmayı düşünüyorsan bu senin geleceğin için çok tehlikeli olabilir.
Alo! Alo!
Alo! Alo! Alo!
- Seni dinliyorum. - Demek, şimdi dikkatini çekebildim, öyle mi?
No comments yet. Be the first to leave one.