Le prime 200 righe.
Gerçek olaylara dayanmaktadır.
Çeviri: Utku Akar İyi seyirler.
Prenses Diana Paris'te hayatını kaybettiği için...
...Büyük Britanya ulusal yas hâlinde.
- Çok güzel çaldın Inger. - Evet.
Bu şarkı annemin ve benim cenazemde çalınmalı.
Birlikte mi defnedileceksiniz?
Daha kimse ölmedi.
Bunu duyduğuma sevindim.
Geç kalıyoruz.
Buraya gelirken çok trafik vardı. Bu yüzden acele etmeliyiz.
Inger hazır. Eşyalarını topladık. Çok heyecanlı.
- Biraz konuşalım mı? - Tabii.
- Kasetlerini yanında getiriyor musun Inger? - Evet, bu benim en sevdiğim.
- Güzel, yeni bir şey eklendi mi peki? - Hayır.
- Şimdikiler katlanılmaz derecede kötü. - Evet, kesinlikle haklısın.
Inger'in ilaçları yanında. Nozinan'a da ihtiyacı var.
Depolama enjeksiyonunu iki gün önce oldu. Geri dönene kadar yeterli olur.
Bu da Stesolid. Kendini kötü hissederse diye.
- Sağ ol Birgit. Inger bunu biliyor mu? - Bunu birkaç kez sordu.
Seyahatinizde Inger'i de yanınıza almak çok iyi bir fikir bence.
Vagn'ın fikriydi.
Inger'in Fransa'yı yeniden deneyimlemesinin iyi olacağını düşünüyor.
Evet.
Birgit, kötü hissedersem diye Stesolid'i verdi mi?
- Her şey kontrolümüz altında. - Harika.
- Tekerlekli sandalyemi de yanımda götürmek istiyorum. - Bu uygun olmaz.
- Yanımda götürmek istiyorum. - Uzun mesafeler yürümeyeceğiz.
Kesinlikle yapabilirsin Inger. Gel.
- İnanıyor musun? - Evet. Biliyorum.
- Yoksa ben seni taşırım, tamam mı? - Evet.
İyi seyahatler Inger. Önümüzdeki hafta görüşürüz.
Geç kaldınız. Herkes sizi bekliyor.
- Merhaba Gudrun. - Merhaba kayınvalidem.
- Inger'in ilaçlarını aldın mı? - Evet, depolama enjeksiyonunu olmuş zaten.
Yemeklerden önce Nozinan'ı alması çok önemli.
- Biliyorum. - Merhaba canım.
Tekerlekli sandalyeyi almamak mantıklı mı sizce?
- Inger sandığından çok daha uzağa koşabilir. - Ben tekerlekli sandalyeyi almak istedim.
- Neden almadınız peki? - Otel bunun için uygun değil.
- Inger'e hareket etmek çok iyi geliyor. - Sen sandığından çok daha güçlüsün.
Günaydın, günaydın. Gelmenize çok sevindim. Huzursuzlanmaya başlıyordum.
Bana Ole deyin. Hem şoförünüz hem de rehberinizim.
Merhaba Ole. Ben Ellen. Ablam Inger.
Annem bizimle gelmiyor. Ama Vagn geliyor.
Birlikte oturmanız için size koltuk ayırdım.
Güle güle canım.
Seni çok özleyeceğim.
- Hoşça kal anne. - Kendine dikkat et.
Evet Inger. Seni otobüse bindireyim.
- Görüşürüz. - Tekerlekli sandalyeyi özleyecek kesin.
Fiziksel olarak bir sıkıntısı yok.
Buna kimse inanmaz.
O, eve dönene kadar rahatlayamayacağım.
Ona iyi bak, olur mu?
Merhaba. İşte burası Inger. Geciktiğimiz için kusura bakmayın.
Oturacağız ki eğer atlamak istersem sen beni durdurabilesin.
Hiçbir yere gitmiyorsun. Otur bakalım.
- Merhaba. - Geldin sonunda Ellen.
- Pencereden çıkamıyor muyum? - Hayır, hayır. Sakin ol.
- Stesolid istiyorum. - Bir hareket edelim önce.
Günaydın, hoş geldiniz. Birlikte çok güzel bir hafta geçireceğiz.
Çok büyük planlarımız var: Orsay ve Louvre Müzesi'ni...
...Versay'ı, Napolyon'un mezarını, Les Invalides'i ve Monet'in Bahçesi'ni göreceğiz.
Paris'te bir gün serbest gün olacak...
...ve tabii ki Normandiya'daki Çıkarma Müzesi'ni de göreceğiz!
- Çok heyecanlı. - Birçok insan için en can alıcı nokta burası olacak.
Prenses Diana'nın öldüğü yeri de görmeliyiz bence.
Hayır, bu çok korkunç.
Şimdi kısaca bir tanışma turu yapacağız ki herkes birbirini tanısın.
Merhaba, ben Espen. Eşim Ulla.
Daha önce hiç Randers'tan daha güneye gitmedik. O yüzden mutluyuz.
Benim adım Christian. Babam Andreas.
Ama herkes ona müdür yardımcısı olduğu için "Skelbæk" der.
- Ve annem Margit. - Merhaba.
Evet, hiç Fransızca bilmiyoruz.
- Aramıza hoş geldiniz. - Almanca var ama.
Adım Inger ve akıl hastasıyım.
Şizofrenim.
Bence bunu bilmelisiniz.
Bazen iyi oluyorum.
- Sık sık kendimi kötü hissederim. - Evet.
Umarım bizim için güzel bir seyahat olur.
Teşekkürler.
İsmim Ellen. Çocuk bakım merkezi işletiyorum.
Bu da benim çiftçim Vagn.
Ablam Inger'le ilgilenmek için buradayız.
Eminim çok güzel bir seyahat bizi bekliyor.
Biz de yeni evliyiz.
Daha önce de birlikteydik ama bu sefer birbirimizle biz olduk.
Bu durum işleri hiç de kötüleştirmiyor!
Hoşça kal Danimarka, merhaba Almanya.
- Hepiniz böyle güzel misiniz? - Eğilir misin?
- Orada peçete var bak. - Evet.
- Beni sikmek mi istiyorsun? - Hayır Inger, öyle bir şey olamaz.
- Böyle konuşamazsın. - Affedersiniz.
Neyi hayal ediyorsun? Eşimin ve oğlumun önünde.
Kusura bakmayın. Inger, negatif enerji hissettiğinde böyle tepki verir.
Ben kötü bir enerji yaymadım.
Kontrolsüz verdiği bir tepki.
Peki seyahatin geri kalanında neler beklemeliyiz?
Sakin ol, kimse ölmedi ya.
- Bir tane Stesolid içebilir miyim? - Yüz kilometre daha bekleyeceğiz.
Sonra duruma bakarız, anlaştık mı?
- Neden bir tane vermiyoruz ki? - Vagn bir tane içebileceğimi söylüyor.
Seyahat boyunca yarı ölü vaziyette olmak istemezsin, değil mi?
- Standart ilacın yeter. - Evet.
- Her şeyi deneyimlemeni istiyoruz. - Evet.
Bak, Gudrun ile senin Fransa'daki fotoğraflarını bulduk.
- Bu, Kuzey Garı'nda çekildi. - Neden "Gudrun" diyorsun?
- Annem yani. - Evet.
Bu, sen annemle birlikte Paris'teyken Kuzey Garı'nda çekildi.
- Sonra da Normandiya'daydın. - Evet.
Burası da mutfağında çalıştığın restoran.
O zamanlar on sekiz yaşındaydım. Liseden hemen sonrasıydı.
Büyük miktarda alışveriş burada yapıldı.
- Bu nasıl bir mektup Inger? - Eski bir arkadaştan.
Şeker bombası geldi. Öyle diyorlar.
Çok leziz. Köpük tatlısı.
- Yer misin Inger? - Evet.
- Evet, afiyet olsun. - Teşekkürler.
- Gerçekten çok lezzetli. - Öyle mi?
Almanlar gerçekten iyiler. İyi insanlar.
- Sen Almanca öğretmeni değilsin, değil mi? - Fizik ve kimya.
- Tam isabet. - Alman gibi mi görünüyorum?
- Pardon, efendim? - Alman gibi mi görünüyorum sence?
Almanya ile herhangi bir sorunum yok. Burası için oldukça uygunsun.
Ben Almanca öğretmeniyim. Yoksa sadece Viyana şnitzeli söyleyebilirdim.
Bunlardan birisini alalım. Ben bunu alıyorum.
Yardıma ihtiyacın var mı Inger?
- Seni boğmak istiyorum. - Inger.
Yemek sonrasına kadar bekleyebilir mi?
Evet.
- Gel bakalım, ne yemek istersin? - Hamburger var mı?
Denemek ister misiniz?
- Evet, tabii. - Otur bakalım.
Çok naziksin.
- Annemi gerçekten boğmak mı istiyor? - Hayır, hiç sanmıyorum.
Gyllensol öyle dedi.
Gyllensol? O kim?
- Arkadaşım. - Görünmez bir arkadaş mı?
Hayır, o daha çok...
Melek gibi diyebiliriz. Benimle konuşur.
- Annemi boğman gerektiğini mi söyledi? - Evet.
Bazen Ellen'ı da boğacağım diye korkuyorum.
Dene bakalım. Ben senden çok daha güçlüyüm.
Bunu aklından çıkarmalısın.
Vagn da burada. Seyir hâlindeyken aşağı atlamayayım diye.
Inger'in aklında bir fikir olur ve muhakkak onu yapmalı veya söylemeli.
Kaldırımdaki çizgilere basamadığımız zamanlardaki gibi mi?
Evet, öyle diyebiliriz.
- Nasıl bu kadar delirdin? - Christian. Rahatsızlık veriyorsun artık, gel.
Hiç rahatsızlık falan vermiyor. Çok kibar bir çocuk.
"Deli" değil, "akıl hastası" deniyor.
- Evet ama nasıl oldu? - Büyük ihtimal âşık olduğum için.
- Tamam, bu çok kötü. - Evet.
Adı Jacques'ti. Yaşça benden çok büyüktü.
Ayrıca evliydi.
- Benimle değil tabii. - Ama bu uygun değil ki.
Ama yatakta o kadar iyiydi ki...
Christian! Derhal buraya gel!
Bunu dinleme. Tehlikeli bir konuşma bu, tamam mı?
Bir parça çikolata alıp dışarı bak.
Böyle çok daha iyi. Evet, bir parça çikolata al.
Ne yapıyorsun? Nereye gitmek istiyorsun?
Ne yapıyorsun Inger?
- Baksana Ellen. - Çok üzücü Inger.
Ama artık otobüse dönmek zorundayız.
Haydi. Otobüse dönmemiz gerek. Yoksa Vagn sabırsızlanır.
- Öylece bırakıp gidemeyiz. - Ölmüş.
Onu burada bırakamayız.
- Ne oldu? - Kirpi.
- Onu burada bırakamayız. - Ölmüş Inger.
- Böyle yapamazsın, bu çok üzücü. - Gidiyoruz.
Diğerleri bizi bekliyor. Paris'e gitmek istiyoruz.
Onu burada böylece bırakıp gidemeyiz.
- Belki acı çekiyordur. - Hayır Inger, hiçbir şey hissetmiyor.
- Ne oldu? - Onu burada böylece bırakamayız.
- Planımıza sadık kalmalıyız. - Inger, geç kalıyoruz. Haydi.
- Hayır. - Ne oluyor?
Sorun nedir?
Inger, ölü bir hayvanı bırakıp gidemez.
- Kıyamam, bu küçük adamı mı? - Çok saçma!
- Yarın sabah Paris'te olmak istiyoruz. - Burada öylece duramayız.
Inger, devam etmek zorundayız, tamam mı? Kirpi, acı çekmiyor. Sorun yok.
- Onları kontrol altına almak zorundasın. - Onun hakkında üçüncü şahıs olarak konuşma.
- Inger'la konuşabilirsem... - Size söylüyorum.
- İkiniz onu kontrol altına almak zorundasınız. - Beni anlamadın mı?
- Biraz daha medenî konuşabilir miyiz? - Onu neden bırakamıyorsun?
Bunu hak etmiyor çünkü.
Kirpinin bu hâlde burada yatması çok onur kırıcı bir şey.
Tanrım...
Bütün gece burada böyle dikilemeyiz. Christian, ne yapıyorsun?
Onu gömebiliriz. Çikolata kabı.
- Çok güzel bir fikir Christian. - Ole, yanında kürek var mı?
Bu gerçekten çok saçma. Yola devam etmemiz gerek.
Dur, bekle. Yanımda başka bir şey getirdim.
Evet, çok güzel Christian.
Evet.
Yeterince derin olsun ki tilkiler erişemesin.
No comments yet. Be the first to leave one.