And Just Like That…

And Just Like That…

Turkish 字幕をダウンロード

シーズン 3

リリース情報

And Just Like That S03E06 Silent Mode 720p MAX WEB-DL DDP5 1 x264-NTb
解説: pitiko
Süre: 43:35

タグ

webdl
公開日: 2025-07-10
ダウンロード: 37
聴覚障害者向け: No
FPS: 23.976

Turkish字幕のプレビュー

最初の200行です。

Bahçedeki zambaklar,

yağmurun şiddetiyle başlarını eğdi,

içerideki kadın ise bilinmeze doğru cesaretle adım attı.

Hiç kuzu eti yememiştim.

Tam hayal ettiğim gibi. Çok...

Kuzu eti gibi.

Kusura bakma. Bu yahni sadece bana göre.

Biraz daha Malbec ister misin?

Evet, lütfen. Elim kolum bağlı.

Bu iyi, teşekkürler.

Yağmuru suçla istersen.

Seni düzgün bir yemeğe çıkaramadım.

Davetin geldiğinde çok şaşırdım.

Senin hayat felsefen "çalış, çalış" sanıyordum.

- Bu da iş. - Hâlâ yahniden mi bahsediyoruz?

Evet.

Margaret Thatcher üzerine çalışıyorum ya.

Her gece onunla cebelleşiyorum.

Aman Tanrım. Bu, akşam yemeğinde konuşulacak bir konu değil.

İlk bölümü sonunda

net bir noktaya getirdim. Sen...

- Sen okur musun? - Sahi mi?

Hiç kimseye taslaklarımı göstermem ama onun için

dışarıdan bir kadın görmeli.

Evet? Okur musun?

Sen de benimkini okursan okurum.

Tabii ki.

Ve benimkini okurken benim romanımı diyeceğim.

Lütfen Büyük Umutlar gibi düşünme.

Beklentini düşük tut daha iyi.

İnanamıyorum, Duncan bana hayatımın en kötü yemeğini yaptı. Kuzu etli yahni.

Şu an resmen Kuzuların Gazabı'nı yaşıyorum.

- Duncan kim? - Aidan.

Duncan? Alt kat komşum?

Beni dinlemiyor musun hiç?

Dinliyorum. Duncan... Donatlar gibi.

Aynen öyle. Donatlar gibi. Sonra Amerikalılar kültürsüz derler.

Neyse, ben yüz yüze daha iyi dinlerim.

Hazırlan çünkü çokça dinleyeceğim.

- Affedersin, ne? Dinlemiyordum. - İyiydi.

Wyatt bir haftalığına Wyoming'de doğa kampına gidiyor.

- Gerçekten mi? - Evet.

Üstelik kendi fikriydi. İnternetten buldu, araştırdık, her şey tamam.

Büyük bir ilerleme bu.

Hayatını değiştirmek için adım atıyor.

Harika. Gerçekten harika. Aferin ona.

Seni görmeyi dört gözle bekliyorum. Dinleyeceğim ve başka şeyler de yapacağım.

Anladım ben seni.

Günaydın, millet. Nasıl uyudunuz?

Günün aydın olsun, güzelim. Uyu diye seni rahat bıraktım.

- Saat sabah yedi. - Bali'de değil.

Ben üç fincan içtim bile.

- Buradaki hizmeti beğendim. - Ama çok da alışma.

Üç gün kuralı var. Bu çıkış paketinin bir parçası.

Bu seni mutlu edebilir, Seema bana ev bulmuş gibi.

Sappho ve Socrates daha da mutlu olur.

- Beni sevdiler mi, emin değilim. - Sanırım hâlâ kararsızlar.

Link gönderdi. Tam isabet!

Mükemmel!

Daha bakmadın bile.

Git, taşın!

- Şaka bir yana, burada kalabilirsin. - Hayır.

Yetişkin bir kadınım, oğlum var.

Merhabadan sonra taşınan klişe lezbiyen olamam.

Tanrıya şükür. Ben de tam bunu düşünüyordum.

Güzel.

Bu arada, oğlumdan bahsetmişken, onunla tanışmanı istiyorum.

- Olur. - Gerçekten mi?

Brady. Çok hoş bir isim. Hikâyesi ne?

- Baba... Babasının soyadıydı... - Dur. Fazla bilgi yüklenmesi oldu.

MEMORIAL SLOAN KETTERING KANSER MERKEZİ

Charlotte!

Charlotte, merhaba!

Bitsy, merhaba.

Sen de mi "K"sı olan birini tanıyorsun yoksa?

Hayır. Neden öyle düşündün ki?

Çünkü Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi'ne gidiyorsun da.

Ben... Kimseyi tanımıyorum. Ben sadece gönüllü olarak gidiyorum.

Kanser hastası olan ama tanımadığım insanlara yardım için.

Ne harika!

Ben de seninle birlikte gönüllü olmaya gelsem mi?

Hayır, hayır. O kadar da gönüllüye ihtiyaç yok.

Biliyorsun, sen de... Sosyal olarak hep çok yoğunsun.

Aklıma gelmişken,

önümüzdeki hafta Tiffany's'de Çay Saati etkinliğinde görüşürüz. Çok eğleneceğiz!

Neymiş bu Tiffany's'de Çay Saati etkinliği?

Ben hiç öyle bir etkinlikten haberdar değilim.

Evet, özel kulüpte influencer'larla çay içiyoruz.

Carrie'nin artı biri olarak gidiyorum.

Ben influencer olmayabilirim

ama Beyoncé reklamından sonra o Schlumberger papağan broşunu

ilk alan ben olmuştum.

Evet. Gitsem iyi olacak.

Git, git!

Geçen yılki alışveriş toplamımı mağaza müdürüne yollarım artık.

Tiffany's'de Kahvaltı mı? Lütfen.

Bana kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği borçlular!

- Evet. - Evet!

Bu günün geleceğini hiç düşünmemiştim, Rocco.

Ama Poust ve Patel bu arabanın kirasını ödedi

ve şu an ek giderleri ödeyemem.

Patel Grup toparlanıp ayağa kalkar kalkmaz

senin için geri döneceğim.

Arabayı geri verirken özel plakalarımı da al.

Hayır, lütfen inme. Böyle olması daha kolay olur.

Aman Tanrım. Aman Tanrım.

Bunun henüz halka açıklanmadığını biliyorsun. Bu bir gizli ilan.

Aman Tanrım! Mükemmel!

Diğer emlakçıyla aylarca baktım, böyle bir yer asla bulamadı.

- Harikasın sen! - Yalan söylemeyeceğim, öyleyim.

Öylesin.

Tamam, satıcıların istenen fiyatın 150 bin üstüne çıkılmasını beklediğini duydum.

O teklifi verirsen senin olur.

Şey, bu da inanılmaz.

Ne inanılmaz?

İstenenin üstünde teklif vermek. İğrenç bu.

İğrenç mi? O pazarlık terimini bilmiyordum doğrusu.

Manhattan'daki emlak zaten haddinden pahalı,

üstüne fazlasını mı ödeyecekmişim?

Üzgünüm. Hayır. Sistemin parçası olmayacağım.

Peki, o zaman. Bu bir bildirge değil.

Bu bir daire. İstiyorsan, gerekeni de bu.

Şey... Gereken buysa, benim için değil. Prensip meselesi.

Az önce mükemmel olduğunu söyledin.

Prensiple mükemmel bir daire arasındaki fark ne?

Duydun mu?

Gürültücü köpek komşuda. Yani mükemmel değil.

Peki. Hayatta mükemmel olmayan çok şey var.

Ama yine de devam ediyorsun.

Seema, sana güveniyorum.

Bana bunun kadar mükemmel ama istenenin üstüne çıkmadan bir yer bulacaksın.

Bilgin olsun, ben emlak sektöründe çalışıyorum, hayal sektöründe değil.

Harikasın sen. Kendin de söyledin.

Eğer radyasyonu seçersen, seni her gün getirip götüreceğim.

- Eğer ameliyatı seçersen... - İnsanlara ne diyeceğiz peki?

- Yüz gerdirme ameliyatı mı? - Yüz gerdirmeye ihtiyacın yok ki.

- İyi bir haber geldi. - Hepsi iyi haber, hayatım.

Bu evrede,

senin yaşında ve sağlık durumunda yüzde 98 oranında tedavi edilebiliyormuş.

Evet. Sadece uzun vadeli bağırsak sorunuyla

ereksiyon sorunu arasında karar vermem gerekiyor. Her türlü kazanç.

Doktor, "uzun vadeli olabilir" dedi.

Bağırsak veya ereksiyon sorunları "olabilir."

En kötü senaryoyu söylemek zorunda.

Bak,

ameliyatı düşünüyorum. Alınsın gitsin, bitsin.

Nasıl istersen. Her halükârda, her şey yoluna girecek.

Seni seviyorum, Pollyanna.

Ben de seni seviyorum.

Buongiorno. Size nasıl yardımcı olabilirim? Signora?

Gözleri yukarı, hanımefendi.

Aman Tanrım, Anthony, şu sıraya bak!

Eski Barney's indirimleri gibi ama Balenciaga yerine ekmek var.

Pekâlâ, buyurun hanımefendi,

bir kapuçino, yarı yulaf sütlü, yarı yağsız, tek şat, ben bittim.

Teşekkürler.

İmkânsızı başardım. Alkışı ve ayakta alkışlamayı sonra alayım.

Biliyordum başaracağını!

Bak.

Harry arıyor! Açmam lazım.

Şurada konuşacağım. Yani, "merhaba" demek için arıyor.

Hep yapıyor bunu. Önemli değil.

Öncekinden daha mükemmel çünkü kondominyum.

Burnu havada apartman yönetim kurulu yok, komşu hayvan sesi yok.

Dur bir dakika. Peki ya köpekler?

Köpekler de hayvan sayılıyor.

Senin köpeğin yok ama.

Evet, ama Joy'un iki tane var.

Köpekli pijama partileri ha? Bu kadar mı ilerlediniz?

Belki.

Cuma günü Brady'yle tanışacak.

Sahi mi?

- Peki benimle ne zaman tanıştıracaksın? - Yakında. Mesele şu ki...

Brady'yi beni sevdiğinden daha çok seviyorsun.

Şu noktada Joy, köpeklerine benden daha bağlı.

Eminim ki, köpek yoksa Joy da yok.

Bu fiyata o bölgede başka iki odalı yok.

Ya bunu alırsın ya da gizli ilan için fazla teklif verirsin

ya da emlak mucizelerinde uzman bir tanrıya mum yakarsın.

Cuma saat 17'ye kadar süren var.

- Biraz daha sıkılaştır. - Bu güzel oldu.

Aman Tanrım, bu Chauncey, eşimin kampanya yöneticisi.

Bütün haftadır peşimi bırakmıyor.

Bir kere bovling oynadık diye, Queens'teki her baklavayı yiyeceğiz sandı.

Adamın adı Chauncey ama cajónes'i var demek.

- Değil mi? - Evet.

Tüm annelerin kutsal kuralını çiğneyip

telefonu sessize alacağım.

Benim de sessize almak istediğim epey kişi var.

Sen onlardan değilsin. Yani bence...

Tekrar teşekkürler.

Hayır!

Ben...

Siktir!

Sadece şey...

Bu çok saçma, inanamıyorum. Yani, pencereye

taş atmanın tatlı bir şey olacağını

düşündüm.

- Bizim olayımızdı bu. - Artık olayımız kırık cam.

Tanrım. Sadece küçücük bir dokundurdum!

コメント

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left