Your Fault: London

Your Fault: London

Turkish 字幕をダウンロード

リリース情報

[𝗖𝗼𝗳𝗳𝗲𝗲𝗣𝗿𝗶𝘀𝗼𝗻] 𝗬𝗢𝗨𝗥 𝗙𝗔𝗨𝗟𝗧 - 𝗟𝗢𝗡𝗗𝗢𝗡 (𝟮𝟬𝟮𝟲) 𝗣𝗥𝗜𝗠𝗘 𝗔𝗠𝗭𝗡 𝗪𝗘𝗕
解説: Coffee_Prison
𝙿𝚁𝙸𝙼𝙴 𝚅𝙸𝙳𝙴𝙾 >> 𝟶𝟸𝚑 𝟶𝟹𝚖 𝟹𝟹𝚜 (𝘼𝙡𝙩 𝙮𝙖𝙯ı ç𝙚𝙫𝙞𝙧𝙢𝙚𝙣𝙞: 𝙉𝙪𝙧𝙖𝙡𝙚 𝘼𝙠𝙨𝙪)

タグ

webdl
official_release
amazon_prime_video_synced
公開日: 2026-06-17
ダウンロード: 33
聴覚障害者向け: No

Turkish字幕のプレビュー

最初の200行です。

Hayatın bu kadar hızlı değişebilmesi inanılmaz.

Bir yıl önce yeni bir başlangıç için Londra'ya taşındım

ve kaçtığım her şey beni buldu.

Ama hayatta kaldım

ve en olmamam gereken kişiye âşık oldum.

Kötü çocuk klişesi,

annenizin sizi uyardığı tür.

Maalesef annem babasıyla evlendi ve onlara taşındık.

Hiç şansım yoktu.

Tanrım, Nick Leister'a nasıl karşı koyabilirdim?

Ama gerçek aşkı bulmaktan daha zor tek şey

onu bırakmamaktır.

LONDRA

Hadi.

Yetiş bana!

Benim olduğuna inanamıyordum.

Bütün dünyaya söylemek istiyordum

ama Nick bizi sır gibi saklamak istedi.

Anlıyorum. Bir şeyi onu korumak için saklarsın.

Ama bazı sırlar saklı kalamaz.

Açığa çıkıp seni gafil avlar.

Kahretsin.

Lanet olsun!

O zaman da

hayatın ne kadar hızlı değişebildiğine inanamazsın.

Öyle olsun. Sen kazandın.

Şok.

Ne ödül istiyorsun?

Biliyorsun.

Gelip alman gerekecek.

- Hadi. Gel. - Ne?

Nick.

Hadi ama.

Geri gel.

Nick.

Nick?

Ne yapıyorsun?

Nick.

Tanrım, sen bir…

Sürpriz!

Aman Tanrım, çocuklar.

Doğum günün kutlu olsun bebeğim.

Bu insanlar da kim?

Bunlar İngiliz sosyetesinin ileri gelenleri canım.

Gülümse ve el salla.

- Hiç tanımıyorum. - Peki.

- Merhaba! - Maddie!

Doğum günün kutlu olsun.

Bunları yaptığınıza inanamıyorum. Muhteşem.

Nick o kadar inandırıcı mıydı?

Evet, biraz fazla inandırıcı.

Mavisinden yokmuş.

Anne.

Mavi mi?

Noah beş yaşındayken

ona ufak bir bahçe verdim.

Tek istediği mavi gül yetiştirmekti.

Hediyelik eşyacılardaki ucuz, yapay şeylerden mi?

Ben onları çok güzel buluyordum.

Bir kızı Florida'dan çıkarabilirsin ama…

Merhaba!

İşte geldi.

Bu da ne?

Oxford'a götürmen için.

Evini özlersen sarılabilirsin.

- Aman Tanrım, bir kedi. - Bayıldım.

Artık okulda yalnızlık çekmem.

Jenna! Yakalayacağım seni!

Biralar bitmiş.

- İkimize ayırdım. - Sağ ol.

Şerefe kardeşim.

Sır saklayabilir misin?

Ne?

Büyükannemin yüzüğü bende, Jenna'ya evlenme teklif edeceğim.

Nasıl, bugün mü?

- Hayır. - Hayır?

- Bugün değil. - Gerçekten mi?

- Evet ama bugün değil. - Tebrikler.

- Sağ ol. - Sağdıç mıyım?

Evet, sağdıç.

- Güzel, hoşuma gitti. - Evet.

Ama önce halletmem gereken bir şey var.

Tüm borçlarımı temizlemek istiyorum,

canımızı sıkan bir şey kalmasın.

Ben yanındayım. Yardıma hazırım.

Nick, paranı alamam ama

bir yarış var.

Salon üstüne bahse girdim.

Yok, olmaz.

- O işi bıraktım, biliyorsun. - Hayır.

Bu herifi gözün kapalı yenersin.

Bitti. Bıraktım. Noah'ya söz verdim. Çalışıyorum.

Kazanırsan borcum silinir.

Aptalca bir bahisti ama çekilemem…

Merhaba çocuklar.

Niye şüpheli bakıyorsunuz?

Sen niye şüpheli görünüyorsun?

Harika soru.

Toplanın lütfen.

Onu iyi yakaladın.

Nick.

Bekle, lütfen.

Yaparsam

Noah asla öğrenmemeli.

Tabii.

Kızları karıştırmayız.

- Tamam mı? - Peki.

Bazılarınız biliyor olabilir,

bugün çifte kutlama var.

Güzel, zeki kızımın sadece doğum günü değil,

aynı zamanda Oxford'a girdi

ve mühendislik bilimi okuyacak.

Göz açıp kapayana dek bir Formula 1 takımına teknik direktör olacağı kesin.

Noah'ya.

Noah'ya.

Ve parlak geleceğine.

Bir sürpriz daha mı duyuyorum?

- Evet. Beni takip edin lütfen. - Gel.

Ne oluyor?

- Ne oluyor böyle? - Az kaldı.

Yaklaştın.

Ne?

- İyi ki doğdun. - İyi ki doğdun.

- Ciddi misiniz? - Evet.

Oxford yolunu biraz daha zevkli kılacak bir şey.

Dur.

Bayıldım.

Teşekkür ederim.

Ne?

Hadi, çalıştır!

Hadi Noah, çalıştır.

İyi bir sürpriz miydi?

Evet. Ama bana kolay yalan söylemen hoşuma gitmedi.

Sürpriz parti düzenlemek

- yalancılık değil, romantik. - Peki.

Noah, hey.

Uyandırdığım için affet ama üç dakikamız var.

Tamam.

Bu manzarayı özleyeceğim.

Beni seyretmeyi mi?

Uslu dur.

Tamam, gözlerini kapat.

Neden?

Gözlerini kapat.

Buraya gel.

Aç.

İyi ki doğdun.

Bayıldım.

Bu Oxford'dayken beni unutmaman için.

Seni seviyorum.

Her zaman çok güzel,

senden bunu duymak.

Hadi ama.

Sen de söyle.

Söyle.

Ben de seni seviyorum Nick.

Tamam.

Kal!

Alarmı iki dakika önce çaldı. Kahretsin.

Onlara ne zaman söylüyoruz?

Yakında. Ben…

Şimdi olmaz. Babamın kafası çok meşgul.

- Tamam? Söyleyeceğiz. Ama şimdi değil. - Peki.

Çok güzelsin.

Yatakta seninle kalmak istiyorum.

Peki.

Kahvaltıda görüşürüz.

Günaydın Nick.

Günaydın. Merhaba.

- Erken kalkmışsın. - Evet, uyku tutmadı.

Ben de satın alma konuşmasına çalışayım dedim.

Yardımın fena olmaz, senin için de uygunsa.

- Memnuniyetle. - Harika.

Bu lansmana kendini adamandan çok etkilendiğimi itiraf edeyim.

- Çalışma odama gidelim. - Harika.

Evet, üç tane açılışım var.

Ya?

Ben de doğum günümde Porsche alacak mıyım?

Günaydın.

Hayır.

Boks salonu nasıl gidiyor? İşler iyi mi?

İyi. Jenna epey bağış topluyor.

Farklı geçmişlere sahip çocukları dâhil ediyor.

Evet, gerçekten çok potansiyeli var.

Çocuklar çok şey öğreniyor. Harika.

- Bu iyi. - O beyin, ben kas.

Bir ara görmek isterim. Gerçekten.

Ne güzel kolyeymiş.

Evet, hediye.

Kim verdi?

Jenna.

Doğum günü hediyesiydi.

- Ne? - Kolye.

- Evet, ona bu kolyeyi aldım. - Öyle mi?

Bu sene müthiş hediye bütçem var.

Noel'de sana ne alacağımı gör.

Kahve isteyen?

- Evet, lütfen. - Evet, lütfen. Sağ ol.

Bunu özleyeceğim.

Seni de Küçük Bayan Oxford.

More Turkish subtitles for Your Fault: London

コメント

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left