La Gradiva

La Gradiva

Turkish 자막 다운로드

릴리스 정보

La Gradiva 2026 1080p HC WEB-DL AAC2 0 H 264-SPWEB
다음의 해설 dikistutmaz
24 fps

태그

webdl
게시일: 2026-08-17
다운로드: 4
청각 장애인용: No
FPS: 24

Turkish 자막 미리보기

처음 200줄입니다.

2026 Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftası - En İyi Film.

Ne yapıyorsun?

Müziği kapatır mısın lütfen?

- Kimse rahatsız olmuyor. - Herkesi rahatsız ediyor.

Kapat.

Teşekkürler.

Al, program.

Unutmadım.

Hâlâ ödevini teslim etmeni bekliyorum.

Varmadan önce ver.

- Bitirdim, yarın veririm. - Hayır, yarın olmaz.

- Kontrol etmem lazım. - Bitirdiysen, varmadan önce ver.

Varana kadar vaktin var.

Toni, biraz çaba göster. Lütfen.

Rebecca?

- Ne? - Bak.

Yapamam, kızım.

Sigara bile içemeyeceğiz, kanka.

Başımıza bela olacak bu karı.

Bir Maradona forması için ne kadar öderdin?

- Kızım durmadan istiyor, tutturdu... - Bilmiyorum.

- Orijinal mi, çakma mı? - Sanırım çakma.

20 avro?

Olabilir.

- Kafayı yemişsin, dostum. Açıklasana. - Sürekli sözümü kesiyorsun.

- İyi misin? - İyiyim, sen?

Bu, dedemin adı.

- Aristokratlardı. Çok saygın bir aileler. - Ailesinden mi bahsediyor?

Hiç susmuyor ki...

- Tamam, anlatmayacağım. Salla. - Takılıyorum, devam et.

- Muhteşem bir villaları vardı. - Neredeyse bir şato gibiydi.

İki devasa kulesi vardı ve kırmızı-beyaz çizgiliydi.

Hayvan gibi bir balkonu vardı. Orada hava hep güneşliydi.

- Nedenini bilmiyorum ama öyleydi. - Anladım.

Manyak bir evdi.

- Bahçesi... - Bahçesi adeta bir ormandı.

- Bir kapısı vardı ki... - Zengin miydiler?

Hem de süper zengin. Ben de bunu söylüyorum.

Bir sürü ağaç vardı, çınar ağaçları...

- Palmiye ağaçları? - Vardı.

- Sen nereden biliyorsun? - Çam ağaçları...

- Fotoğraflarını gördüm. - He, fotoğraflardan...

Ona nineni göster.

- Dostum... - Hadi, göster.

Çok seksi hatun.

Tombiş yanaklı, ağzı hiç boş kalmamış!

Hadi, göstersene kanka.

Hayır, göstermeyeceğim. Anlatıyorum işte, kanka.

Ninem Napoli'nin banliyölerinden geliyordu, aşırı fakirdi.

Evet.

Montorsi ailesinin bu manyak villasında çalışıyordu.

İşe başladığı ilk gün... Oraya varıyor...

...kapıyı açıyor ve direkt dedemi görüyor...

- İlk görüşte aşk. - Vay be.

İlk görüşte aşk, kanka.

Hiç ayrılmıyorlar. Deli gibi âşıklar.

Bir yıl geçiyor, mutlu mesut bir yıl...

... la dolce vita falan derken, ninem hamile kalıyor.

Sonra bir gün, sıradan bir sonbahar günü...

...bir sabah, kalkıyor ve villa için alışverişe çıkıyor.

Şehir merkezine doğru yola çıkıyor.

Ve garip bir ses duyuyor, daha önce hiç duymadığı metalik bir ses.

- Ne sesi? - Bilmiyor.

Hiçbir fikri yok; çarpışma sesine benziyor.

Sonra başka bir ses duyuyor; daha yüksek, durmak bilmeyen derin bir gürültü...

- Ne sesiymiş? - Ses giderek yükseliyor.

Bilmiyor.

Etrafına bakıyor ve sokak lambalarının sallandığını görüyor.

- Deprem olduğunu anlıyor. - Depremmiş ha...

Hadi ya... Çok korkunç...

Ailesinin yanına gidebilir, ama gitmiyor.

- Dedemi kurtarmak istiyor. - Yok artık.

Sevmiş.

- Ne kadar romantik. - Çok sadıktı, evet.

- Sevmiş. - Koşuyor, villaya kadar bütün yolu koşuyor.

Yaklaşık bir saat koşuyor ama sokaklar yok olmuş.

Sürekli kayboluyor, nerede olduğunu hiç bilmiyor.

Bir saat sonra villayı buluyor.

Villa harabeye dönmüş.

Geriye hiçbir şey kalmamış.

Kuleler çökmüş, ağaçlar devrilmiş, havuz kayalarla dolmuş.

Dedemi aramaya başlıyor.

Üç gün boyunca arıyor, pes etmiyor.

- Üç gün. - Çok cesur.

Üç gün, dile kolay.

- Kararlı, kanka. - Üç gün boyunca orada kalıyor.

Üçüncü gün anlıyor...

Onu bir daha asla göremeyecek. Dedem gitmiş.

Yani bebek...

- ...babasını asla tanıyamayacak. - Yok.

O bebek benim annemdi. Ve gerçekten babasını hiç tanımadı.

Kanka be...

Çok zor...

- Korkunç bir şey. - Kesinlikle.

Çok kötü.

Dedem...

...büyük halam villada diye onu kurtarmak için koşuyor...

...ama villa çöküyor ve ikisi de ölüyor. Dedem böyle öldü işte.

- Abartıyorsun. - Evet, biraz.

- Kafayı yemişsin kanka. Gerçeği söyle. - Geri kalan her şey doğru.

- Gerçekten mi? - Geri kalanı doğru!

Dedemin cesedini birkaç gün sonra buluyorlar.

Montorsi'ler, nineme biraz para veriyor...

...Fransa'ya kuzenlerinin yanına gidebilsin diye...

- ...o da Paris'in banliyölerine taşınıyor. - Oralar kötü değil.

Ve... Mahvoluyor...

...resmen yıkılıyor...

Hayatının aşkını kaybetmiş sonuçta.

Ve annemi doğuruyor.

- Bu... - Yani annenin orada ailesi mi var?

Annenle durum biraz karışık değil mi?

O da tam bilmiyor.

- Emin değil. - Öyle mi?

- Hiç İtalya'ya gittin mi daha önce? - Gitmedim.

Hiç gitmedin ama burada İtalyanım ayağı çekiyorsun paso?

- Yok, hiç gitmedim. - Sakin ol, kanka.

- Kasma. - Niye sinirlendi ki şimdi?

- Mercier uğradı mı? - Evet.

- Halledebildin mi? - Neyi?

- Ödevi. - Hallettim, ona verdim.

Aceleyle bitirdim.

Ninem başka hiçbir erkeği sevmemiş. Ya dedemdi ya da hiç kimse.

Bu çok ağır bir şey.

Sen anlamazsın.

- Ne? - Yani...

- ...trende hatunlarla çarpışıyorsun... - Siktir lan.

Nasıldı?

İyiydi.

- Mala vurabildin mi? - He, vurdum.

- Öylece mi? - Yok be, öylece değil...

Anlat be kanka. Bilmiyorum işte.

Önce öptüm...

...sonra her yerine dokundum...

...sonra da sikiş faslına geçtik.

Malafat hiç inmedi.

- Boşaldın mı? - He.

Suyu uzatsana.

- Tekrar görüşecek misin? - Sanmıyorum.

Birbirimize söyleyecek pek bir şeyimiz yok.

- Beni sinir ederdi. - Mantıklı.

Üzerimize kül yağmaya başlamıştı, gerçi ilk başta çok hafif yağıyordu...

Başımı çevirdim...

...ve arkamızda, bir sel gibi yeryüzüne yayılan yoğun bir duman bulutunun...

...peşimizden geldiğini gördüm.

Tek duyulabilen, kadınların iniltileri...

...çocukların feryatları...

...ve erkeklerin çığlıklarıydı.

Böyle korkunç bir tehlikenin ortasında...

...ağzımdan tek bir şikâyet ya da zayıflık emaresi tek söz çıkmamasıyla övünebilirim.

Ama beni ayakta tutan, bütün dünyanın benimle birlikte mahvoluyor olması gibi...

...o kasvetli ve tuhaf bir şekilde avutucu düşünceydi.

Suzanne.

...12, 13, 14...

...15, 16, 17, 18, 19.

- Merhaba. - Merhaba.

Erkencisin!

Uyuyamadın mı?

Gel, gel oğlum.

Ne kadar uslu bir çocuksun sen böyle!

Burada ne yapıyorsun?

İtalya'da o kadar çok seçenek var ki...

Yuh...

Idri yakışıklıymış.

- Maurizio, Idri... - Mario da fena değil.

Donato, sarhoş olsan bile sıkıntı yapmaz.

Oldukça iyi görünüyor.

- Beğenmedin mi? - Kedisi daha iyi.

Maurizio iyi görünüyor.

Köpeği çok şeker.

Ya kedi ya köpek, hep aynı.

Maurizio bana İtalyan kültürünü öğretebilir.

Buongiorno, Maurizio.

Come stai?

- Va bene. - Tutto bene.

Questo.

Maurizio, hadi.

İkili gruplar halinde olacaksınız. Etienne, sen Safia'yla berabersin.

Mariam, Sarah'yla beraber...

Toni de Suzanne'le...

- Hayır... - O kim?

- Kızıl. - Hangi kızıl?

Koca götlü olan.

- Entel tipli olan mı? - Evet.

- Geçmiş olsun sana... - Sikeyim...

Ayakkabılarım delinecek.

Umursamıyor ki...

- Bu yol niye böyle ya? - Bak Younés, yoldan ben sorumlu değilim.

- Önüne baksana. - Hadi be.

Susadım... Boğazım Sahra Çölü'ne döndü...

Hadi kızlar. Neredeyse vardık!

- Artık devam edemem. - Yolculuk yeni başlıyor.

- Şu gökyüzüne bak! - Bayan Paquin, yaklaştık mı?

Çok yavaşsın. Bütün grubu yavaşlatıyorsun.

Bize yanardağ ile dağ arasındaki farkı söyleyebilir misin?

Dağ... dağ işte, herkes bilir.

Yanardağ da dağ gibi ama kabuğu ve lavı var.

- Kabuğu mu? - Patlayabilir, evet.

Anlladım, peki, özet için teşekkürler.

Yanardağların nasıl oluştuğunu hatırlayan var mı?

Toni, hatırlıyor musun?

La Gradiva subtitles in other languages

댓글

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left