처음 200줄입니다.
Yanıyor, yanıyor!
Ulan bunlara bu sesle klip döndürten zalim felek bana burada döner döndürtüyor.
Yanıyor, kor ateşlerde bu gönlüm!
Sevgi yok bir kere. Nağme yok.
Yanıyor, yanıyor, yanıyor!
Yanıyor, ya!
Lan bir şey yanıyor.
Muhteşem, oğlum bu ne?
-Döner, baba. -Ama dönmüyor.
Evet, ben de baktım, dönmüyor.
Buna neden hâlâ döner dediklerini anlamış değilim.
Lan tespit yapma, çevir şunu. Yaktın hep.
Derhal, baba.
Allah'ını seversen, birden belirme, rica ediyorum Üzerlik.
Özür dilerim, aşkım. Sana telefon var. Marif arıyor.
-Marif mi arıyor? -Hıı.
Alo.
Aman Allah'ım.
Çeşnisi bol gibi.
Abi.
Şimdi, bu ürün biraz karışık. Sakatattan yapılıyor.
Sakatat iyidir.
Öyle değil abi. Sakat attan yapılıyor.
O mealden ucuz yani.
Kelebek kondu.
Bak hele, siz bu sucuğu atın neresinden yapıyorsunuz?
-Abi biz şimdi biz bu atın... -Vecdi.
Malatya'ya gidiyoruz, Vecdi.
Pardon.
Mühendis niye özür diliyor Ian?
Yahu, bakmayacaksanız sıçmayın kardeşim.
Te Allah'ım ya.
Alo.
Ha, Marif abi.
Ya, ne diyorsun?
Bak hâlâ pis pis gülüyor, pis sarhoş.
Ivan'ı kadro dışı bıraktım. Tesislerden de kovuyorum.
Kurban olayım yapmayın başkanım.
Pardon.
Bu çocuk oynamazsa biter.
Biterse bitsin kardeşim. Çok da fifi.
Affedersiniz.
Başkanım, bir şans daha verirseniz ben kendisinin değişeceğine inanıyorum.
Adam kampa elinde siyah tekel poşetiyle geldi. Tekel poşeti.
Pardon.
Aç şu telefonu.
Pis herif.
Toplantıdayım Marif amca, arayayım mı ben seni?
Nasıl yani?
Tamam. Gelirim.
Ne oldu?
Dedemi öldürecekmişiz.
O nasıl hikâye Ian?
Oğlum.
Ne işiniz var kazmayla?
Havuz yapıyoruz baba.
Bir havuzunuz eksikti. Boşa su harcamayın, hep masraf.
Mehmet!
Kime diyorum ya?
-Vecdi enişte, ben alayım onu. -Sağ ol Marif.
Dur hele, bak en kalitelisinden, çeşnisi bol sucuk getirdim.
Aa yine kelebek. Lan git.
Kayseri'den beri peşimde.
Hayırdır inşallah.
Özlemişsin değil mi aşkım? Ben çok özledim.
Şuranın havasına bak Nurgül.
Suyuna bak Nurgül.
Yeşiline, ağacına bak şuranın Nurgül.
-Remzi? -Ha?
-Almanya'ya geri döneceğiz. -Yahu, ben bak diyorum. Kal mı diyorum?
-Bağırma bana be. Baktım, tamam. -Allah Allah.
Ayşen, Gülşen, bana arkadan domates getirin annem.
Tamam anne.
Mehmet. Yavrum!
Yavrum.
Aynısı Rıfat abimin gençliği, bak.
Öpmelere doyamam ben onu.
Madem doyamıyordun, bunca zaman niye arayıp sormadın halacım?
Aramak istedim ama anan bize hep mesafeli oldu.
Kötülemek istemiyorum ama nursuzun teki.
Kötülemediğin iyi oldu.
Evet, herkesler burada mı?
Değil. Tabii ki Hicri abim yok.
Herkesler burada, bir tek o yok.
Senin olduğun yerde olmak istemez, bu bilinen bir şey.
Aha. Geldi zırto.
Ben bunu götürüyorum yenge.
Sağ olasın Türkan.
Eli işte, gözü Face'te. Böyle iş mi olur anam ya?
Kız daha hâlâ hazırlık mı var?
Adamlar acından öldü.
Yetiştiremediysen lahmacun falan söyleyelim.
Yok abla, olur mu? Tavuk geç pişti, ondan.
Bu ne kız?
Bakayım.
Abov! Kız, bu ne tuz, kız?
Üç çocuk çok geldi de kocan için şap mı koydun pilava?
Kız Nurgül nerede? O yardım etmiyor mu?
Yüklü ya, iş ağır geliyordur.
Döndü abla, dedikodu yapmak gibi olmasın ama
kılı kıpırdamıyor.
Bu tabakları mı çıkaracaksın, Kader?
Çeyizine "İlle de isterim." diye tutturduğun porselen yemek takımlarını
çıkar da onlardan yiyelim.
Yo abla, olur mu ya? Yanlışlık olmuş.
Allah Allah.
Hayret bir şey.
Hayır, kolaydı bu kadar insana yemek getirmek.
Dışarıdan yemek söyleyecekmişim.
Ay, yol nasıl yormuş.
Ay Kader abla, anca yerleştik odaya, biliyor musun?
Sana da yardım edemedim, kusura kalma.
O nasıl söz? Yüklüsün sen. Kıyar mıyım ben sana?
Sağ ol.
-Sofrayı kurayım ben, yardım edeyim sana. -Hee.
Aney.
Tansiyonum!
Kayıverdi.
Kusura bakma, nazar çıktı herhalde.
Yok ya, mühim değil.
Takımım bozuldu sadece.
Konu şu.
Bildiğiniz gibi, bir yıldır bitkisel hayatta olan babamızın
yaklaşık iki ay önce beyin ölümü de gerçekleşti.
Normalde beyin ölümü gerçekleşip de
en fazla yaşayan 21 gün yaşamış fakat babam 60 gündür yaşıyor.
Demek babam beyni olmadan da yaşıyor.
Neyse, babamızı makineye bağlı olarak
evimiz şartlarında hayatta tutmanın maliyetini
gelin hep beraber öğrenelim. Kader, ben söyleyeceğim, sen topla.
Evet.
Bbep, altı bin.
Oynar yatak, dört bin Günlük oksijeni
monitör falan beş bin. Tabii bunlar ithal ürün. Hep değişiyor.
Konsan... Kansono...
Kader.
-Konsantratör. -Her neyse.
Adını bile söyleyemediğim alete verdiğimiz para, bakınız
18 bin papel. Babam, eğer beyni ölmemiş olsaydı
bu rakamları duyduğunda kesin ölürdü.
Zira ben ölümün eşiğinde geziyorum. Neyse.
Bunların taksiti, artı vardiyalı üç hemşire, bunun haftalık maliyeti
iki bin dokuz yüz papel.
Bizim geçen sene bu iş için takır takır harcadığımız para
Kader?
Eksi beş çıktı, bu niye öyle oldu ya?
-Onu nereden çıkardın ya? -Ne bileyim? Anlamadım ki bunu.
Neyse, ben daha önceden toplamıştım. 70 bin papel.
Resmen boşa masraf.
Tabii, vicdanı olmayana.
-Ee? -Eesi
bir karara varmamız lazım artık.
Neye karar verelim?
İşte, abla...
-Makineyi durduruyorsun. -Abo!
Bu arkadaş bizi,
babamın fişini çekip öldürmek için çağırmış buraya öyle mi?
İnanır mısınız, bunu duymamla kanın beynime sıçraması bir oldu.
Yahu, kalbi dakikada 2-3 atıyor. Tıp, "Beyin ölümü gerçekleşti." diyor.
Ben demiyorum, tıp diyor.
Tıp deyince susacak adam yok senin karşında.
Bizim dükkânla bu masrafı ödemenin imkânı var mı acep?
Ne yapalım? Eldeki dükkanla kavaklığı mı satalım?
Tamam o zaman Vecdi enişte, satalım Kayseri'deki dükkânı.
Neymiş, dükkân kazanamıyormuş.
Madem koskoca Çirciler Kuruyemiş kazanamıyor
karının gerdanındaki kuyumcuyu nasıl açtınız Ian o zaman?
Hicri abi.
-Size karşı konuşmak bize yakışmaz. -He.
-Ama... -Kader.
-Git. -Kader.
Bu yaptığın çok kötü bir iftira.
Düğünümden ne varsa hepsi boynumda, kolumda. Al.
Yahu, tamam canım. Altınları konuşmaya mı geldik buraya?
Marif amcam haklı. Adam zaten ölmüş. Çekelim fişi, bitsin.
Seni...
Rıfat abimin güzel huyunu taşıyan bir akraba çeşidi sandıydık ama
sen de akbabaymışsın be Bora.
Canını almaya çalıştığın kişi senin deden.
Babamı buradan kovan kişi de dedem.
Ben bu ortamda daha fazla duramıyorum.
Buradaki herkes
daha babasını görmeden gömmeye çalışıyor.
Beni soran olursa
babamın odasındayım. Hayret.
Hicri, otur konuşalım. Ne alakası var ya?
Amca.
-Kader bu kader. Şuraya ne yazıldıysa o. -Babamın babası, benim dedem mi oluyor?
-Ya tamam. Allah aşkına. -Şimdi üzüldüm.
Bırakın ya, her zamanki Hicri abim işte. Tiyatro yapıyor.
Ben saydım, dakikada 42 defa attı. Üç dediydi.
Ben lafın gelişi söyledim onu.
Yarın şu doktora bir de biz gidelim bakalım, işin aslı neymiş.
Keşke sağlığında da bu kadar ilgileseydiniz babamla.
O, babamla benim aramda. Belli etmiyordu ama en çok beni seviyordu.
Ya bırak Allah aşkına abi ya.
Bir gün bile birimizin başını okşamışlığı yoktur, "Seviyor." diyor ya.
Fakat babamın eli de ne ağırdı, değil mi abi?
Adeta bir fil ayağıydı.
Bir gün yine beste yapıyordum sazımla, odamda.
No comments yet. Be the first to leave one.