처음 200줄입니다.
Hayır, bekle.
Gelme. Bekle.
Hayır, bekle.
Hayır, bekle. Hayır.
Hayır, bekle. Bekle.
Daha gelme.
Bekle.
Bekle.
- Otuz birci. - Üzgünüm.
Üzgünüm.
Ciddiyim. Çok adisin.
- Üzgünüm. - Sürekli mastürbasyon yapan tipler gibi.
Üzgünüm. Trenden. Daha önce hiç trende yapmamıştım.
Tabii, ben de hep Piccadilly metrosunda sevişirim.
- Öyle mi? - Evet.
Oxford Circus'la Bond Caddesi arasında gidip gelirken azarım.
- Ciddi misin? - Evet.
Ofis çalışanları?
Tanrım. Ofis çalışanları, bir de şu lanet turistler.
- Turistler tabii. - Ve yapış yapış zemin.
Tam bir sürtüksün.
Evet.
Biletler.
Şeyi ver... Siktir. Lanet şeyi...
- Jonathan. Jonathan! - Dur.
Siktir.
İçine sıçayım.
Böyle işin... Yapamam... Adam gözlerini memelerime dikmiş,
sen yorganı çekiştiriyorsun.
Evet de biletleri almalıydım.
- Bana ne? İçine sıçayım. - Hem memelerin muhteşem.
Evet, inanılmazlar ama herkese değil.
- Neden? Çok bencilsin. - Otuz birci.
Anlatı ve forma dikkat edin.
Güçleri bizi gerçeğe de yaklaştırabilir,
büyük manipülasyon gücüne sahip bir silah da olabilir.
Neredeyse 20 yıla yayılan kariyerinde
bu akşamki ödülün sahibi
günümüzün en zor sorunlarından bazılarına dikkat çekmek için
bizi saklı gerçeklerden uzaklaştıran anlatı ve formu sadeleştirip
gündeme getirdiği konulara oldukları gibi cesaretle bakmamızı sağladı.
Bu olağanüstü belgeselci, uzun süre korunmuş, önde gelen kurumların
ve karizmatik sanıklarının üzerindeki
bu sır perdesini kaldırdı
ama bayanlar ve baylar, dikkat edin. Ele aldığı konuyu teşhir ederken
Catherine, sırf kendi içimize kök salmış inançlarımız
ve yargılarımız yüzünden bizi manipüle edebileceklerinin de
ispatını ortaya koyuyor
ve böylece, Catherine daha tartışmalı ve derin bir konuyu ortaya çıkarıyor:
Günümüzün bazı, daha zehirleyici toplumsal suçlarına suç ortağı olduğumuzu.
Bu nedenle bu takdimi yapmak bir zevktir.
Bu yılki RTS Televizyon Gazeteciliği Üstün Başarı Ödülü, gerçeğin aydınlatıcısı...
- İyi misin? - Evet.
...hepimizin ilham kaynağı olan bir kadının, Catherine Ravenscroft.
KRALİYET TELEVİZYON CEMİYETİ
Olanlar için üzüldüm.
Gerçekten.
Ne de olsa daha çocuktu
ama yorulmuştum.
Öğretmekten yorulmuştum.
Neredeyse 50 yıl boyunca aynı dersleri tekrarlamaktan yorulmuştum
ama her şeyden çok,
şımarık, her şeyi hakları sayan veletlerin sinsiliklerine katlanmaktan yorulmuştum.
Bay Brigstocke?
Evet?
Bay Banks sizi odasına bekliyor.
- Şimdi mi? - Mümkünse.
5.500 santigrat. Aynen öyle. Şimdi, dış çekirdek...
Justin odasına çağırınca şaşırmamıştım.
Bay Banks.
Bunu bekliyordum.
Tahminimden uzun sürmüştü.
Bay Brigstocke.
Lütfen oturun.
Bay Brigstocke, bu Bayan Pemberton, Tristan'ın annesi.
Evet. Bayan Pemberton, görüşmek güzel.
Bay Brigstocke, Bayan Pemberton ciddi endişeleri olduğunu dile getirdi.
Konu, genç Tristan'ın ödevi hakkındaki yorumlarınız.
Bayan Pemberton, bana söylediklerinizi tekrarlar mısınız?
Sağ ol Justin. Tabii
ve yorum yaptığın dile...
Ciddi endişeler demene sevindim çünkü durum tam olarak bu.
Oğlum hakkında yazdığınız şeyler beni cidden endişelendirdi.
Bir zamanlar, birkaç yıl üst üste
Yılın En Popüler Öğretmeni seçildiğime inanmak zor
ama bu, yıllar önceydi.
O zamanlar kendimi adamıştım. Umursuyordum.
O zaman emekli olmalıydım,
gençlerin zihinlerini aydınlatmak için içimdeki kor daha sönmemişken.
- ...ödeve yazdığı... - Bayan Pemberton.
Bay Brigstocke, sizden ricam özür dilemeniz ki
meseleyi kapatıp devam edebilelim.
Asıl değerlendirmemin arkasındayım.
Anlamadım?
Bence de. Boş ver.
Hayır, Jonathan. Bugün gidelim.
Güzel bir gün. Bugün gidiyoruz... Hasiktir. Donumu unutmuşum.
- Hep unutuyorsun. - Ne yapıyorsun?
Elinde değil.
- Geri ver. - Siktir.
İyi misin? İyi misin?
- Hayır. - Emin misin?
Donun hâlâ bende.
Tanrım. Vay be. Muhteşem.
Nereye gidiyoruz?
Campo Santa Margherita'ya gidelim.
- Ucuz otel vardır. - Yüzecek miyiz,
Londra metrosuna mı bineceğiz?
Sen bin. Ben şeye binerim... " Vaporetto " deniyor.
Onların metrosu olmalı.
- Şuradadır. - Tamam.
Dur, dur. Dur biraz.
- Fotoğraf çekeceksin. - Evet.
- Çok iyi. - Güzel.
Tekne de azdırır mı?
Şaka mı bu? Elbette, tüm denizciler adına.
- Sürtük. - Otuz birci.
Hiç de kötü değildi işte.
Hatta harikaydı.
- Son bir kadeh? - Tabii. Neden olmasın?
Çıkmadan, kazara bir şişe 82 Latour açmış olabilirim.
Robert.
Üzgünüm. Ribena sandım.
- Masum bir hata. - Açmamalıydın aşkım.
- Bence bu o kadar da özel bir olay değil. - O kadar özel değil...
- Üzülme... - Onu seversin.
İki şişe daha var, şeyden...
Şarap, Robert'ın olayı, özellikle iyi Bordeaux.
Son yıllarda merak saldığı bir şey.
Kırmızı ve beyaz şarap arasındaki farkı zor anlarsın
ama kocanın keyfini paylaşmak keyiflidir.
Bunu kabul etmez
ama keyfinin bir kısmı almaya gücünün yetmesinden gelir.
Onca ucuz şampanyadan sonra sirke versen fark etmem.
Karım kendini şımartmıyorsa ki
şımartamıyor, o zaman bu görev bana düşer.
Gözler.
Gerçeğin aydınlatıcısına, bana ilham veren birine, her gün.
Sağ ol hayatım. Şaşkın.
- Güzel. Ne bu? Baharatlı mı? - Enfes.
Sandal ağacı.
Kuş üzümü.
Muz.
Bir de bunlar.
Hepsi bu mu?
Evet.
Yedi etek.
Karımındı.
Üzüldüm. Yeni mi oldu?
Yedi el çantası.
Dokuz yıl önce.
On eşarp.
Bir şapka.
Bir de ayakkabılar.
- Evet, onlar. - Evet, tabii.
Hadi.
Ayakları küçüktü.
Otuz altı numara.
Toplam sekiz çift ayakkabı, bir çift de terlik.
Bu kadardı.
Nancy'nin yaşamı, bir eşya listesine indirgenmişti.
ELDİVEN - AYAKKABI - TERLİK - ÇORAP
Sağ olun.
Bu yığında güve var.
Güveli kıyafet almıyoruz ama memnuniyetle sizin adınıza atarız.
- Olur. Sağ olun. - Götürün.
Hayır, durun.
Karımın en sevdiği hırkasıydı bu.
Anlıyorum. Sağ olun Bay Brigstocke.
Çok naziksiniz.
Nancy, gece yarısı Jonathan'ı beslemek için kalktığında
bu hırkayı giyerdi, hatırlıyorum.
Yardım etmeme izin vermezdi.
Yukarı çıkaralım mı?
Evet, hemen geliyorum. Postaları kontrol edeceğim.
İyi de daha yeni proje bitirdin.
Biliyorum. Beni bilirsin.
Hadi, Latour bu,
- keyfini çıkaralım. - Merak ediyorum işte,
- bilirsin, şimdi ne olacak diye. - Dünyayı değiştirecek bir şey tabii.
- Seni bekliyor, ben de öyle. - Bu akşam için teşekkür ederim.
Eşlikçin olmak hep mutluluktur.
KUSURSUZ YABANCI E.J. PRESTON
OĞLUM JONATHAN'A
TEKZİP
YAŞAYANLARLA YA DA ÖLÜLERLE BENZERLİKLER TESADÜF DEĞİLDİR.
Evet.
Orada kal.
- Güzel! - Çek o zaman.
Yine de dur.
- Donuma bakacak mısın? - Göster.
- Peki, şimdi memeler. - Hayır. Kapa çeneni.
Ben seni çekeceğim.
Şarkı söylemesi de gerekmiyor mu?
Santa Lucia Santa Lucia
Ahlar Köprüsü'ne gittiğimizde
altında beni öp, Küçük Bir Sevda'daki gibi.
Hiç izlemedim.
Altında öpeceksin ki aşkımız sonsuza dek sürsün.
Daha iyisi, hiç köprü altında seviştin mi?
No comments yet. Be the first to leave one.