처음 185줄입니다.
Gevrek simit!
Yazıyor!
Taze gevrek!
Abla, balon alalım mı?
Tamam, gel alalım.
Balon alabilir miyiz?
Aa, buradaymış!
Dondurma...
-Bir top mu olsun iki top mu? -Bir top.
"Cemile, seni asla yalnız bırakmayacağım."
"Cemile, seni yanımdan ayırmayacağım. Sensiz yaşayamam."
Nerede şimdi onlar? Hani nerede?
Ya Cemile, Allah'ını seversen ya.
Ekmek parası bu.
Başka nereden kazanacağım bu parayı ben?
Kızları da alalım, gidelim buradan.
Ne diyorsun sen?
Ya, gidelim buradan diyorum.
Ben de geleyim. Çocukları alayım, ben de geleyim.
Kızlar gidin bakayım içeri. Hadi sofrayı kur.
Cemile, ya kızlar memleket görür biraz.
Ya, senin de gözün gönlün açılır biraz.
Orası da yurdumuzun bir köşesi. Ne var bunda?
Sen aklını peynir ekmekle mi yedin kör olasıca?
Benim ne işim var o bilmediğim dağ köyünde?
Ne işim var?
Allah canımı alsın ki gelmem ben oralara.
Sen de gitmeyiver. Bırakıver muallimliği.
Babamın yanında çalışırsın. Babam sana bakar.
Bana bak!
Yıllardır babam, babam diye ömrümü yedin kız.
Ben babanın parasına mı kaldım?
Bana bak! Gitme!
Bak, senin kocan var ya,
devletimin kocaman muallimiyim ben.
Oradaki çocukların da bana ihtiyaçları var.
Hem kabahat babanın.
Yıllar önce, ben burada kalayım diye torpil yapmasaydı,
şark hizmetimi yapıp dönmüştüm bile.
Tövbe!
Bu yaşta da olsa gitmek zorundayım.
Askerler var.
Gitmezsem emekli etmezler Cemile'm.
Mahir Yılmaz, ne hâlin varsa gör!
Mahir'im.
Cemile'm, kendine de çocuklara da iyi bak, olur mu?
Biliyorsun, değil mi? Aklım hep sende olacak.
Biliyorum.
Kadının yeri kocasının yanıdır ama
çocuklar var, ne yapayım?
Mahir'im, orada eşkıyalar varmış, koru kendini.
Üzme canını.
Korkma be Cemile'm.
Allah'a ısmarladık.
Veli baba, onlara iyi bak.
Allah kavuştursun, hadi bakalım.
Hemşehrim. Burası son duraktır.
Köy nerede?
Devlet yolu buraya kadar yapmış.
Bundan sonrası tabana kuvvet.
İyi de arkadaş... köye nasıl gideceğim ben?
Bak, şu karşıdaki dağı gördün?
Gördüm.
-O dağı geçeceksin. -Ha.
Ondan sonra bir dağ daha var.
Onu da geçeceksin.
Eller yukarı! Dur! Sakın bir hareket yapma!
-Ne işin var burada? -
-Sen kimsin? -
Muallimim.
Demek muallimsin he?
He.
Hadi baba çekil.
Sen kimim dedin?
Muallimim dedim.
Yanlış duymadım, değil mi?
Yok.
He bu vallahi muallim.
Muallim Bey,
çocuklara Zazaca okutacaksın, değil mi?
Nece okutacağım?
Zazaca.
-Muallim Bey, hoş geldin, sefa getirdin. -Hoş bulduk.
Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Ee, affedersiniz, mektep nerede?
Ha?
Mektep mi? Sayın kardeşim,
devlet büsbüyük muallimi gönderdi de
mektebi yapmayı düşünmedi mi?
Nasıl yani?
Köyde mektep yok mu?
Yok.
Devlet yanlış yapmaz.
Böyle bir şey nasıl olur ya?
Olur, kardeşim olur.
Millet.
He?
Şimdi, bizim köye muallim geldi mi?
He.
Bundan sonra mektep de gelir.
Yol da gelir. Su da gelir.
Cereyan, elektrik de gelir. Radyo da gelir.
Biraz geç kaldınız ama devlet işi.
Ee, hadi! Hadi buyur.
Onlar alır ya.
Estağfurullah yani.
Alırlar babo, geç.
Yanaşma, çekil.
Buyur.
- -Konuşmayın lan siz de.
Ben Egeliyim, İzmirliyim.
Evliyim, iki de kızım var.
Allah bağışlasın.
Benim de altı tane oğlum var.
Kızlarım da var ama onları sayma.
Kızları neden saymıyorsunuz?
Neden sayalım ki?
Biz bakıyoruz, büyütüyoruz. Ele gidiyorlar.
Elin malı oluyorlar.
Devlet mektebi yapsa,
kızları mektebe yollamayacak mısınız?
Yok.
Muallim Bey, mektep dedin de, ne yapacağız bu işi ya?
Bu köyde mektep olmadığını
Milli Eğitim Müdürü'ne söylemem lazım.
yarın Vilayet'e gider, müdürle konuşur, durumu anlatırız.
Bu köye muallim gönderen devletimiz, okulu da yapacak. Bu kadar.
Diyorum, vilayete gidemezsiniz ki.
Araba üç günde bir gelir.
Nasıl yani? Öyle mi?
He.
Muallim Bey, seni otuz senede gönderdiler.
Eğer devlete bel bağlarsak,
bu mektebi otuz senede yapamazlar.
Mektep olmadan çocukları nerede okutacağım ben?
Köyde geçici olarak bir yer bulsak olur mu muallim?
Nasıl bir yer?
Ahırımız vardır.
Vallahi, babam doğru söylüyor.
Hayvanları ahırdan çıkarırız, çocukları içeri sokarız.
Oldu mu şimdi gari, çocuklar hayvan mı?
Ahırdan hiç mektep olur mu?
Mektebi devlet yapacak.
Yarın ola, hayrola muhtar.
Muallim Bey,
valla sen geldin, keyfim yerinde.
Lakin, çok yerine geldi.
Yarın bütün bekârlar dışarıda hazır olsun.
Allah razı olsun baba.
Allah'ım,
sen nelere kadirsin böyle? Mektebi olmayan bir köye bu kulunu getirdin ya.
Sana şükürler olsun.
Bir de memlekete sağ salim dönersem eğer,
sana yeminler ediyorum, kurban keseceğim.
Amin.
Sen bana sabırlar ver ya Rabbi.
Ne bu?
Bu aşık kemiğidir.
Oğlum, siz kimseye vermezsiniz, lan bu...
Demek seni çok sevdiler.
Sağ ol evlat.
Bu sene evlenmek isteyen öne çıksın.
Ah be ya, iş deyince kaçıyorlar, karı deyince birbirlerine... yarışıyorlar.
Aranızda en büyük kim?
Aziz'e bak Aziz'e. Karı lafını duyunca nasıl imana geliyor.
Aziz.
Hazar,
derhâl yola çıkın Celal'e kız bakın.
Allah razı olsun baba.
Allah tuttuğunu altın etsin.
Millet, aha Celal gidiyor.
Ana, bekleyin. Fiyakalı geliyor, fiyakalı.
Celal, koş kardeşim, koş.
Anan sana maymun getirmesin.
Dişleri unutma dişleri!
Ne oldu oğlum?
Ana, Allah'ını seversen benim için karıya iyi bak.
Mümkünse, bıyıkları bir de sakalları olmasın.
Ana, kurban olayım.
Eli ayağı düzgün, saçları sırma,
dişleri inci, memeleri büyük,
beli ince,
bir de götü de güzel olsun.
Celal oğlum ayıptır, ayıp. Ahlaksız.
No comments yet. Be the first to leave one.