처음 200줄입니다.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Değiştir, değiştir kanalı
Değiştir, değiştir kanalı
Bu dizi insanda ne huzur bırakır Ne de ağız tadı
Ki her bölümde Apayrı bir can sıkıntısı
O yüzden değiştir kanalı Değiştir, değiştir kanalı
Bıçkıhanede çalışmaya zorlandılar
Göz doktoru fesat, mal sahibiyse hıyar
Kütükler ve hipnotizmanın ortasındalar
Buna gelene kadar izlenecek neler var
Değiştir kanalı, değiştir
Çünkü burada göreceğin tek şey Keder ve dehşettir
Aklı başında birinin Sana diyeceği şey tektir
Değiştir, kanalı değiştir
Değiştir, değiştir
LEMONY SNICKET'in kitap serisinden uyarlanmıştır
Değiştir, değiştir
BİTİK ORMAN: İKİNCİ KISIM
Ağlayan Göl'ün 160 km çevresindeki her bir kasaba, iş yeri
ve otobüs durağını aradım, Baudelaireları gören olmamış.
Ölmüşüm de ağlayanım yok Eleanora!
O yetimleri kaybetmeseydim hemen şimdi terfi alırdım.
Bay Tamerlane her an beni kovabilir.
Kesin o arıyor! Aç! Yok, hayır, açma!
Aç! Kapat!
Hayır! Evet! Hayır...
Kendine gel be adam!
Buyurun, ben Poe.
Poe, ben Tamerlane.
Seni kovamayacağıma dair emirler aldım.
Ama o yetimleri bulamazsan artık işin yeni hesaplar gişesinde
çişini tutamayan yetişkinlere tatlı dağıtmak olacak.
-Anlaşıldı mı? -Evet Bay Tamerlane.
Hadi çıkar.
-Hayır. -Çıkar.
Hayır!
Çıkarmayayım, lütfen.
Ne olursunuz, yapmayın... Hayır.
Yetimleri bulduğunda beni ara.
Ben hallederim.
Daily Punctilio'nun yazı işleri müdürü olmadan önce
araştırmacı gazetecilik alanında piştim.
Özüme dönmenin vakti geldi.
"Siyah beyaz görmek", kişinin dünyayı aşırı basitçe
ve genellikle yanlış algıladığını ifade eder.
Birçok gazete gibi Daily Punctilio da siyah beyaz basılıyor,
dünyaya da aşırı basitçe ve genellikle yanlış bakıyor.
Meşhur bilim adamı Dr. Montgomery Montgomery'nin ölüm sebebi,
yılan alerjisi değildi.
Josephine'in evinin yok oluş sebebi,
fitneci bir emlakçı grubu değildi.
Lemony Snicket, ölmedi.
Üzülerek söylüyorum ki Meymenetli Kokular Bıçkıhanesi'nde
korkunç bir kaza gerçekleşmedi.
Korkunç iki kaza gerçekleşti.
Bu olayları oldukları şekilde belgelemek benim görevim.
Dünyaya siyah beyaz bakmayı yeğleyenlerdenseniz
başka bir yere bakın ya da bir gazete okuyun.
Çünkü ben, Meymenetli Kokular Bıçkıhanesi'ndeki
kazaların ardındaki sarsıcı gerçeği biliyorum ve emin olun...
...görmeseniz daha iyi.
DAILY PUNCTILIO MEYMENETLİ KOKULAR'DA KAZA
-Sağ olun. Görebiliyorum. -Tabii görüyorsun.
Ben olağanüstü bir optometristim, hastane kurulu ne derse desin.
Selam kızlar. Adlarınız ne bakayım sizin?
Adlarımızı biliyorsun. Bizi perukla, rujla kandıramazsın.
Neden bahsediyorsunuz?
Ben Dr. Orwell'in sekreteriyim. Adım Shirley.
Shirley Kont Olaf mı yani?
Hayır, soyadım St. Ives. İsim kartımda yazıyor, bakın.
İsim kartı misim kartı.
Klaus'a ne yaptınız?
Haklıymışsın. Gerçekten de saygısız çocuklarmış.
Gerçekten daha dikkatli olmalılar Dr. Orwell.
Bana saygısızlık ederlerse, mesela bana yanlış isimle seslenirlerse,
benim de onlara saygısızlık etmem gerekir, mesela saçlarını başlarını yolarım.
Kurabiye alır mıydınız?
Mesele nedir? Aylaklık edin diye sakız ödemiyorum size!
Merhaba çocuklar. Umarım ziyaretiniz iyi gidiyordur.
Beni dinlemeniz lazım. Bu kadın kötülüğüyle nam salmış biri.
-Hem kadın da değil. -Saçmalık!
Dr. Orwell yıllardır çalışanlarımıza ücretsiz göz muayenesi yapıyor.
Ücretsiz sağlık hizmetinin nesi kötü olabilir ki?
Kadın olduğu da ortada.
-Takım elbisesinden belli. -Beni şaşırttınız.
Kadınlar doktor, erkekler de sekreter olabilir.
Sekreterden bahsediyordum zaten.
Merhaba, ben Kurabiye. Shirley alır mıydınız?
-Ben Shirley. Kurabiye alır mısınız? -Alayım.
Teklifimizi düşündünüz mü?
-Ne teklifi? -Seni alakadar eden bir şey değil Charles.
Hadi canım? Partnerinim ben senin.
Sizi... koltuğumda hiç görmedim.
-Şahin gibi görürüm ben. -Değişebilir.
Tıpkı şüphelendiğim gibi. Bulanık, donuk gözler.
-Bu gazete ne renk? -Siyah beyaz mı?
Aynı zamanda renk körüsünüz. En kısa zamanda bana bir görünün.
Bulanık, donuk gözlü partner mi olurmuş? Omletlerimi nasıl yapacaksın sonra?
-Hanımlar, isterseniz sizi bırakayım. -Hem yakışıklı hem de centilmen.
Ne demek, zevkle.
Gidelim Charles.
Ne iyi bir hanım.
Meymenetli Kokular ziyaret saati sona ermiştir.
İşe dönün!
Emredersiniz efendim.
Şanslı çocuk, damga makinesini çalıştırır mısın?
Emredersiniz efendim.
Klaus?
MEYMENETLİ KOKULAR BIÇKIHANESİ
Klaus'un nesi var?
Keşke bilseydim.
Endişeye mahal yok.
Kardeşin gülümsüyor.
Kullanma kılavuzunu okumadan asla makine kullanmazdı o.
Gayet de güzel kullanıyor.
Aferin sana Klaus!
Mümkün olduğunca hızlı hareket edin, sonra daha da hızlı hareket edin!
Kont Olaf ve Dr. Orwell, Klaus'a bir şey yapmış. Kendinde değil.
Bir an normal, sonra bir bakıyorsun... zombi gibi.
Öyle bir korku filmi görmüştüm.
Adı Kardaki Zombiler miydi?
Ne? Hayır. Ormandaki Hipnozcular'dı.
Açıkçası filmi anlayamamıştım. Ama siyah beyaz olması hoşuma gitmişti.
Odaklanın keresteciler!
"Hipnozcu" mu dediniz?
Neşelen biraz. Bardağın dolu tarafına bakarsan...
Sağ tarafına bak!
Çekilin yoldan!
Eyvah.
Kırmızı alarm!
Çekilin yoldan!
Durmuyorlar. Zombi gibiler ama daha farklılar.
Korkarım ki onlar...
...hipnotize olmuşlar.
Birçokları hipnozun yalnızca korku filmlerinde olduğunu sanır.
Dolores, bakma!
Dolores, hayır!
Birçokları yanılıyor.
Hipnoz Ansiklopedisi, "omlet" denince
tavuk gibi gıdaklayan bir kadından bahsediyor.
Ne yapıyorsun sen?
Ve "Nero" sözcüğünü duyunca birden
bilmediği bir enstrümanı çalabilen bir adamdan.
Dolores, bırak şu kemanı!
Meymenetli Kokular'da yaşanan ölümlü kazadan bahsetmiyor.
"Ölümlü" sözcüğü burada, "birinin ölümüne neden olan" demek.
Kutsal vazifem gereği söylemeliyim...
MEYMENETLİ KOKULAR'DA KAZA
...o kişi Phil değildi.
-Yanındayız Phil. -Hadi.
İyileşeceksin. Dayan Phil.
İyiyim!
Kırmızı alarm!
-Kırmızı alarm! -Ne oluyor yahu?
Kırmızı alarm!
Çok ağır! Kıpırdamıyor!
Onu sonraya saklıyordum!
Tanrım!
Gelsin ömür boyu yarı fiyatına pedikürler!
Biri ayağıma uzanmama yardım ederse
işe dönebilirim diye düşünüyorum.
Hastaneye gitmeniz lazım.
Geçen hafta kuponunu vermişlerdi. Ahab Memorial'da %50 indirim.
Kuponları birleştiririz.
-Ayağını yaptırırız. -Yapılmaz o.
Bana öyle görünmedi.
Yani evet, Phil'in bacağının biraz...
...yardıma ihtiyacı var.
Ama neyse ki daha kötüsü olmadı.
Daha kötüsü olmadı mı? Kabuk soyucu dolabı paramparça.
-Bunun sorumlusu kim? -Kazaya Klaus Baudelaire sebep oldu.
Ağır makine kullanabildiğini söylemişti.
-Bu doğru değil. -Evet, geç olsa da fark ettim.
Kazara oldu, demek istemiştim.
Hep bir bahane. Aynı anne babanız gibisiniz.
Kasabayı yakıp kül ettiler, siz de işi tamamlamaya geldiniz.
Efendim, yapmayın ama.
Belki de güvenlik prosedürlerimizi gözden geçirip
çocukları tehlikeli makinelere yaklaştırmamalıyız.
Daha iyi bir çözümüm var.
Bir hata daha yaparsanız Baudelairelar, sizi disiplinin ve çocuk işçiliğinin
kıymetini anlayacağınız bir yere göndereceğim.
Tesadüftür ki aklımda da tam buna göre bir yer var.
Şimdi işe dönün!
Bu hata bana haddinden fazla paraya mal oldu.
Kazara oldu. Klaus'un niyeti Phil'e zarar vermek değildi. Eminim.
Üzgünüm. Efendim böyleyken yapabileceğim bir şey yok.
Hiçbir şey yapmayacak mısınız?
Bizim için ona karşı gelemiyorsanız kendiniz için gelin.
Haklısın. Haddinden fazla sessiz partneri oynadım.
Hem bu fabrikada çok fazla sır var.
Aileniz hakkındaki bir sır açığa çıksın bari.
Charles?
-Yemekten sonra kütüphanede buluşalım. -Şimdi söyleyemez misiniz?
Söylerdim ama bir randevum var.
Anlamıyorum. Herkes bana paryaymışım gibi bakıyor.
"Parya", "dışlanmış kişi" demek.
Klaus, geri döndün.
-Phil'e ne oldu? -Yok bir şeyim.
Konuşmamız lazım.
No comments yet. Be the first to leave one.