200 baris pertama.
DOCTOR SLUMP
Ona bir yüzük almak istedim.
Hep istemiştim.
O anda anlamıştım zaten.
Uzun yıllar boyunca
onunla olmak istiyordum.
Şunu görebilir miyim?
-Tabii. -Şu çiçek gibi açık olan.
Hemen çıkarayım.
Teşekkürler.
Ne zaman, nasıl versem acaba?
Şöyle mi versem? Yoksa böyle mi?
Ya da
şöyle…
Ya da böyle mi?
Şöyle mi? Belki de böyle?
Ya da…
Eyvah!
Kahretsin.
Nereye gitti?
Ne yapıyorsun?
Hiç.
Bir şey mi düşürdün?
Hayır, yok bir şey.
Çalış sen, hayallerini kovala.
Ne oldu? Ne düşürdün?
Bozuk para. 100 won. Boş ver sen.
Hay aksi.
Bununla bir bak.
Ne?
Yok, dur. Ben…
Ben hallederim ya.
Lütfen yapma.
Böyle vermek istemiyorum!
Neyi?
-Bozuk parayı mı? -Ne?
-Aslında sana bir hediye almıştım. -Hediye mi?
-Şey… -Ne? Ne aldın?
Tamam, söylüyorum.
Sana kendim vermek istemiştim.
Hamamböceği!
Gel!
Beni itip kaçtın.
Asla itmedim. Hiç korkmam zaten.
DOCTOR SLUMP
Niye gitmiyor bunlar?
Ona yüzük almıştım.
Nasıl vereceğimi düşünürken yere düşürdüm.
Kanepenin altına.
Ararken bil bakalım ne buldum.
Hamamböceği! Panikledik tabii. Tamam mı?
Veremedim yani işte.
Pastaya yüzük saklamalısını duydum da
kanepelisini ilk defa duyuyorum.
-Ne rezil adamsın. -Aman ya.
Her şey berbat oldu.
Kıza ne dedin? Yüzüğü söyledin mi?
Tabii ki söylemedim. Nasıl söyleyeyim?
Salağa yattım, o anı düşününce aklına hamamböceği gelmesin diye.
Aferin. Dur bakayım.
Evlilik mi teklif edecektin?
Hayır, o yüzden almadım.
Ama öyle anlarsa da sorun değil. Onunla evlenmeyi çok isterim.
Adama bak ya. Kızın kariyerini mahvedeceksin.
-Niye edeyim? -Bak.
Daha yeni öğretim üyesi oldu, meşguldür.
Bırak işine odaklansın.
Sence de birdenbire yüzük versen
huzursuz olmaz mı?
Bugün sende bir anormallik var. Haklısın çünkü.
Deneyim konuşuyor oğlum.
Bence biraz acele ediyorsun.
Bir yıl bile olmadı.
En az bir yıl çıkmanız lazım.
Herkesin gıcık tarafı farklı mevsimlerde ortaya çıkar.
Bir dakika. Ha-neul'e gıcık mı diyorsun?
Sana diyorum, sana.
Ha-neul'ün senin hakkında hâlâ tereddütleri olabilir.
Neyse, ilişki süreniz ve yeni işi
yüzük için erken olduğuna işaret.
Haklısın ama nedense sinirim bozuldu.
Buraya bak.
Bileklik yeterli.
Bırak ya!
Karışma sen.
Bileklik de neymiş?
Merhaba beyefendi. Bir sorun mu var?
Yok, hayır.
Bilekliklerinize bakabilir miyim?
Bu yaptığım doğru mu?
HAKİKİ BUSAN MILMYEON'U
İşten yeni mi geliyorsun?
Ba-da, bu ara çok hamaratsın.
Motivasyonum yavaş yavaş azalıyor.
-Ama dayanıyorum. -Öyle mi?
Bana bir tteokbokki ısmarlasan da keyfim yerine mi gelse acaba?
Tabii ısmarlarım. En acısından alsak ya?
-Süper olur. -Cidden mi?
Güzel.
Leziz.
20 dakikada getiriverdiler. Dünya çok ilerledi.
Aynen.
Sen niye dâhil olmuyorsun?
Biz de her restoran gibi teslimat yapalım.
Hayatta olmaz.
Suyu soğur, erişteler hamur olur.
Nicelik değil, nitelik. Sersem herif.
Milmyeon sevdan da bitmedi. Sen mi icat ettin, nedir?
Bu arada Ha-neul niye gelmedi?
Hâlâ işte.
Hoca olunca çok yoğunlaştı.
Ona iyi bak, olur mu?
Hamamböceği hediye edip de dalga geçme kızla.
-Nereden biliyorsunuz? -Dert etme.
Çiftler birbirine böyle şakalar yapar.
Şaka falan yapmadım!
İşin aslı
ona yüzük almıştım
ama düşüp kanepenin altına yuvarlandı.
Hamamböceği olayı almaya çalışırken oldu.
Anladım.
Biz ona söylemeyiz ama iyice silmeyi unutma.
Dayı, olur mu hiç?
Ablama bu muamele reva mı?
Tanımıyorsun sanki.
Doğru, hoca oldu artık. Yakışık almaz.
İşini boş ver. Kız ömrünü yalnız geçirdi.
Bugüne kadar hiçbir erkekten mücevher almadı.
O yüzük onun ilk ve son yüzüğü olacak.
Tozlara düşmüş, üstünde böcek gezmiş yüzük ayıp olmaz mı yani?
-Sen ne diyorsun? -Haklısın.
O yüzden gidip bileklik aldım.
-Bileklik sevmez o. -Ne?
Annem, doktor olduğunda altın bileklik hediye etmişti.
Zor geldi, hiç takmadı.
Ameliyattan önce çıkarmak gerekiyor diye.
Sonra gizli gizli gidip sattın da annen nasıl kalayladı ama.
Silindir gibi üzerimden geçmişti. İzleri hâlâ geçmedi.
Bir yere yetişmem lazım.
Yemek için sağ olun.
Ne oldu?
Pardon!
Geri mi geldiniz? Bir sorun mu çıktı?
Kolyeleri görebilir miyim?
Seni hediye etmesi sıkıntılı.
Sana gelince,
seni de o beğenmeyebilir.
Sense…
Umarım seni beğenir.
Tam ne zaman, nasıl versem acaba?
Kanepesiz ve hamamböceksiz bir yer olmalı.
Evde olmaz ama klinik daha da tuhaf kaçar.
Bir doktora mı görünsem?
Deliriyorum galiba.
-Sonra… -Oha! Jeong-woo voliyi vurmuş!
Sabah sabah gürültü yapma. Ne volisi, ne vurması?
Bak.
Jeong-woo köşeyi dönmüş.
-2,5 milyon won kazanmış. -Nasıl?
Oku, haber yapmışlar.
"Marka sahipleri tazminatın bir kısmını
cinayet davasının en büyük kurbanı olan Yeo Jeong-woo'ya verdi."
Abla, sen biliyor muydun?
Evet. Ne zaman haber olmuş?
Birkaç saat önce.
Dur, bekle.
Bu kadar zenginken anca tteokbokki mi ısmarladı?
İnsan bir kızartma, bir et ısmarlar.
Dün de mi kendine bir şeyler ısmarlattın?
Sıkıştırma artık şu çocuğu.
Sıkıştırmadım ki.
Bizimle takılmayı seviyor. Hiç arkadaşı yok.
Gayet de var.
Yok demişti ama.
Malpraktis olayından sonra hiç arkadaşı kalmamış.
Geçenlerde de çocukluk arkadaşını kaybetti, yani…
Ben çıkıyorum.
Dur, şundan al biraz.
Ha-neul!
Gel buraya, lime lime edeceğim seni!
Biraz beni de sev!
Boşboğaz olabilirim ama ben de evladınım!
Serseri!
Senin yüzünden kız iki domates bile yiyemedi!
-Jeong-woo, kalktın mı? -Evet.
Ben de seni arayacaktım, özledim de.
Öyle mi? O zaman üç deyince buluşalım.
Niye?
Üç saniye içinde burada mı olacaksın?
İçtenlikle bir say bakalım, belki olurum.
Tamam, çok içten sayacağım.
Bir.
İki.
-Üç! -Ay!
Evdesin sanıyordum.
Uykum kaçtı, koşuya çıktım. Sonra da peşine takıldım.
Öyle mi?
15 dakika vaktim var. Kahve içelim mi?
İçelim tabii.
Buyur lütfen.
No comments yet. Be the first to leave one.