200 baris pertama.
DOCTOR SLUMP
Dayım 20 yıldır milmyeon yapar.
Askerden dönüp babamın kroket imalathanesinde çalışırken
her nedense birdenbire fikir değiştirdi, kimse akıl sır erdiremedi.
Ba-da son günlerde epey yoğun çalışıyor.
Niye gece gece hıyar kesiyorum?
Niye cuma akşamlarımı et suyu pişirerek heba ediyorum?
Durmak yok.
Ama bu daha ne kadar sürer,
hiç bilmiyorum.
Bu arada,
Ha-neul hâlâ evde işsiz güçsüz pineklemeye devam mı ediyor?
Herhâlde öyledir, yeni bir dedikodu duymadım.
Doktor oldu da ne oldu? Evde yan gelip yatıyor işte.
Aynen öyle.
Wol-seon, Ha-neul doktor oldu diye böbürlenip dururdu.
Neyse, bugün o da çok endişeli olacaktır.
Ne kadar üzgün olacağını bildiğimden kahroldum bile.
Ben de çok üzülüyorum.
Anneme gelirsek hayatında bu kadar göğsü kabarmamıştı.
İlk randevumuzda içki yaptığımıza inanamıyorum.
Nesi var?
Fermente olunca
ızgara kırmızı etle içeriz, yanında iyi gider.
Üç ay mı sürer demiştin?
O zaman 100'üncü günümüzde içelim.
Onun nesini kutlayacağız? Çocuk muyuz?
Niye olmasın? Her an ayrı kıymetli.
Sana iyi bakacağım.
Hep seni arayıp güzel yemekler alacağım.
Ağır şeyleri sana taşıtmayacağım.
Seni koruyup kollayacağım.
Çok acayipsin.
Bir şişe kafaya bu kadar mı zarif dikilir?
-Ne kadar güzelsin. -Abartma lütfen.
-Bir şey soracaktım. -Ne?
Ne zamandır böyle güzelsin?
Cidden soruyorum.
-Hong-ran yine çıkmaya başladı. -Kes.
-Tuhaf sorular sorma. -Bir şey fark etti.
Âşık olmanın, erik şarabının fermente olmasını beklemek kadar
güzel olduğunu keşfetti.
Herkes hayatını yaşıyordu,
ben de kendi yolumda yavaşça ilerliyordum.
"Bu dönemecin ardında beni nasıl bir manzara bekliyor?
Artık her şey yolunda gidecek mi?"
Kendime bu tarz sorular soruyordum.
DOCTOR SLUMP
Evet.
Tadın bakalım.
-Hayatımda yaptığım ilk milmyeon. -Vay canına.
Salatalığı dilimlemeyi, sosu falan kendin mi yaptın?
Elbette.
Et suyunu ve hamuru da ben yaptım.
Resmini çekeyim.
Ba-da'nın ilk milmyeon'u.
Ye artık, iyice hamur olacak.
Tamam.
Senin yaptığına çok benziyor.
-Öyle mi? -Evet.
Fena değil.
İnanılmaz.
Niye ağlıyorsun yahu?
O kadar da lezzetli değildir.
Onunla gurur duyuyorum.
Ne?
Basit bir milmyeon için ağlanır mı hiç?
Yine depresyona mı girdin?
Seni var ya…
Bunu yapmak için dayıma her gün yardım etmişsin.
Acaba hyatında hiç bir konuya bu kadar eğildin mi?
Tabii ki hayır.
Tekvandoyu üç günde bıraktı.
Sanat akademisini üç günde bıraktı.
Memuriyet sınavına girmekten daha soru bankası gelmeden vazgeçti.
Aynen.
Çocuk resmen pes etmenin kitabını yazdı.
Ama aynı çocuk azmederek, sebat ederek bunu da yaptı.
Ba-da.
Azminle bir işi öğrenip başardığın için senin adına seviniyorum.
Bizim de istediğimiz buydu.
Burada çalışırken hayatta ne yapmak istediğine karar ver.
Ben de elimden geldiğince yardım ederim.
Çok lezzetli olmuş ya!
Ben geldim.
Buyur, gel.
-Geç kaldım, pardon. -Olsun.
-Yesene. -Peki. Güzel görünüyor.
-Nasıl? Dürüst ol. -Ne?
Bu yeni bir şey mi?
Tadı biraz değişik.
Nasıl yani?
Biraz yavan.
Belki de geç kaldığım için eriştesi hamur olmuştur.
Bir de…
Ne oldu?
-Sen yeme. -Efendim?
Ne oldu ya?
Tae-seon dayı.
Nereye?
-Dışarı. -Sorun ne?
-Benimle gel. -Ba-da.
-Yürü hadi. -Bir saniye…
-Ne oluyor? -Gel dedim.
Bir şey mi yaptım?
KAPALIYIZ
Sahiden mi?
O milmyeon'u Ba-da mı yaptı?
Bizim Ba-da? Hani şu kardeşin?
Evet, öğrenmek için çok çalışmış.
Çanağı görünce kendime hâkim olamadım
ve ağladım, olgunlaştığını görünce duygulandım.
Ben de kalkıp yemeği eleştirdim. Dışarı atılmam çok normal.
Gerçek şu ki uzun zamandır aylaklık etmesi canımı sıkıyordu.
Böyle bir şeyi başarmasından gurur duydum.
-Hayatımdan bir dert azaldı gibi. -Anlıyorum.
-Ya benim derdim? -Ne derdi?
Benimle bir aile kur dedim
ama cevap vermedin.
Cevap verecek vaktim olmadı.
Olanları biliyorsun.
Ba-da.
Bu ne?
İlk yevmiyeni aldın diye utandın mı yoksa?
Hayır canım.
Birden para dolu zarfı uzatınca
almalı mıyım, bilemedim.
Bu ağırbaşlılık nereden çıktı?
Sürekli benden 50.000 won isterdin.
Paranı akıllıca harca. Sakın alkole, oyuna yatırma.
O benim bileceğim iş.
Hem bu devirde kim zarfla yevmiye veriyor? Çok eski kafasın dayı.
Görüşürüz.
HAKİKİ BUSAN MILMYEON'U
Biriciğim.
Ne oluyor orada?
Zarfı niye okşuyorsun?
Bir kızdan mektup mu geldi?
Bu devirde mektup ha? Çok eski kafa.
-Vay be. -Etrafım moruk kaynıyor.
Ha-neul, gel et yiyelim.
Milmyeon beni doyurdu.
Yine de gel. Ismarlamak istiyorum.
Ismarlamak mı?
Senden ha?
-Evet. -Bir daha de.
Benden değil, senden yani, doğru mu?
Benim de tuhafıma kaçtı, sana ilk defa bir şey ısmarlayacağım.
Çabuk olalım! Yakında kapanacak.
Bir saniye.
Rüya mı bu?
Bir tür dolandırıcılık girişimi mi? Sahiden Ba-da mısın?
Maske olmasın bu.
-Bir bityeniği var. -Benim.
-Hadi gel. -İnanılmaz.
HANYANG HWARO
Kardeşinin ilk ısmarladığı yemek nasıl?
Çok lezzetli.
Bu günün geleceğini hiç hayal etmezdim.
Ben de.
Ne güzel olgunlaştım, değil mi?
Hadi ye.
Hayatım boyunca senden geçindim
ama seni bir kerecik yemeğe götürmek istedim.
Niye bir kereymiş? Durma, devam et.
Bakarız.
Niye ki? Aç işte kesenin ağzını.
Bugün açtım ya, ye işte.
Yemene bak.
Çok şiştim. Hiç yerim kalmadı.
Siparişiniz hazır.
Teşekkürler.
-O ne? -Annemle dayıma.
Ver. Ben öderim.
Ben ödeyeceğim dedim ya.
Ama öderken resmimi çek.
Hep yaptığım bir şeymiş gibi. Çaktın mı? Paparazi gibi çek.
Olur.
Ret mi edildim?
Ona teklifte bulundum
ama günlerdir cevap vermedi.
Hiçbir şey demedi.
Çok erken demedim mi?
Şimdi ne yapacaksın?
Sana cevap verme konusunda tereddütleri vardır.
Demek evlenilecek adam değilmişsin,
seninle gönül eğlendirmiş.
Ne diyorsun yahu? Bu doğru değil.
Bunun kararı sana kalmadı.
O karar verecek.
Düşünsene.
Evlenilecek adam olsan şimdiye cevap vermez miydi?
Ah canım.
Ne diyorsun be?
Acaba senin neyini beğenmiyor?
Hadi gel.
-Ölümüne. -Sen daha evlenemiyorsun.
-Sen bilirsin. Kendin kaşındın. -Hadi!
Hastanız ameliyat için geldi.
Tamam, geliyorum.
No comments yet. Be the first to leave one.