200 baris pertama.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
Bu belgeseli gelecek seneki
New York Üniversitesi başvurum için yapıyorum.
Ama babamdan bunları istememiştim.
Yedi kişilik kamera ekibi.
Diriliş'i daha az kişiyle çektiler.
Bunu Galaxy'mle de çekebilirdim ama babam parasından nefret ediyor
ve ölmeden hepsini harcamak istiyor.
Yani, ben de fırsattan istifade yapabildiğimi yapayım, değil mi?
Beverly Hills'in zengin otellerinin başka bir görmemiş çekimi gibi geldiyse
hiç yanılmadınız.
Burası Four Seasons Pazar Kahvaltısı.
Büyük bir meseleymiş anlaşılan.
Büyük meseleyimdir
Bana sorarsanız Pop-Tart ve portakal suyu yeterdi.
Göt değilim.
DREA GÖT DEĞİL
Belli olmadıysa biraz göze batıyoruz.
Müdür geliyor!
Yakın zamanda babamın eline iyi para geçti.
Siyahi bir aileyle ilgili dizi yaptı.
Siyahilerle alakalı birkaç film de yaptı.
Bir de Tyra diye siyahi bir modelle ilgili bir reality şov.
Aslında şu ana kadar yaptığı her şey
siyahilerin hayatlarıyla, siyahi insanlarla ilgili oldu.
Vay canına.
Irkından para kaldırdığını şimdi fark ettim.
Bugün göze batma sebebimiz babamın yeni Netflix dizisini kutlamamız.
Konusunu bilmiyorum ama kesin siyahilerle alakalıdır.
Elinden anca tek iş geliyor.
-Bunu bir daha yapmayacağız. -Neden?
Çünkü her hafta aynı şeyi düşünüyorum.
-Neymiş o? -Tekrar yapmamamız gerektiğini!
-Yeterince yengeç bacağı yedin. -Sanırım bir hafta ara vermeliyiz.
-Selam! -Yengeç bacağı tatili.
Steve Levitan! N'aber dostum? Nasılsın?
İşte bu adam Steve Levitan.
Elinden çok iş gelir.
-Nasılsın? -İyiyim. İçeride görmedim sizi.
Dikkat çekmemeye çalışıyoruz. Böyle takılıyoruz.
-Yeni anlaşman için tebrikler. -Sana da.
Çok iyi bir anlaşmaymış diye duydum.
Her duyduğuna kulak asma.
Biliyordum, parası çok değil.
-Çok aslında. -Siktir.
-Arabamız geldi. -Evet.
-Kendine iyi bak Steve. -Sen de Joya.
-Vay be! Araba güzelmiş. -Senin araban bu mu?
Benimki o ama bu da sağlammış!
-Sağ ol. -Aynen.
Tebrik ederim. Böyle bir arabayı çok isterdim.
Vin Diesel'dan başka ne aldın?
Çok komiksin.
Evet, yani...
Ama dürüst olmak gerekirse bu da seninki gibi hibrit.
-Öyle yani. -Özre...
Özre gerek yok. Çok çalışıyorsun. Bu araba hakkın.
Keşke ben de alabilsem
ama ben bunu kullansam millet aletimin küçük olduğunu söyler.
Ama sana öyle demezler.
Siyah olduğumdan mı?
Yazarlar Sendikası toplantısında sarhoş olup çıkarmıştın ya?
-Hepimiz hatırlıyoruz. -Gitmem gerek Steve.
Evet. Doğru ya. Tokyo Drift zaman dilimindesin.
-Çok komiksin. -Süper.
-Böyle devam et. Harikasın. -Sağ ol.
-Sen de. -Aferin sana.
İkinize de.
Beyazlardan nefret ediyorum ya. Harbiden nefret ediyorum.
Arabayı kullanmayı bilmiyor musun?
Tam bilmiyorum. Siktir.
İşte evim burası.
Epey hoş bir yer.
Yani, hayır çok güzeldir.
Gerçekten güzeldir.
Bilemiyorum, böyle söylememin sebebi güzel bir ev olduğu doğru, evet
ama siyahiler için çok güzel bir yer.
Bu da benim gözümde güzelliğini öldürüyor biraz.
Vay canına. Belki de götümdür.
Kalabalık olduğumuz için içerisi hep biraz dağınık
ama bunu sevmiyor değilim.
İşte babam, salonun ortasında çalışıyor.
Gidip çalışabileceği ofisi olmasına rağmen.
Sence bu rahatımı bozmuyor mudur?
Birazcık düşün.
Bence bizimle oturmasının sebebi çok çalıştığını görmemizi istemesi.
Bence ne kadar çalıştığımı bilmiyorlar.
Jo, bir şey sorabilir miyim?
Durun! Dikkat et edin!
-Dikkat. -Bir şey söyleyeceğim.
Güzel olmuşsun. Duş mu aldın?
Evet, fark ettiğin için sağ ol.
Kahvaltıda sen de milletin gözünü üstümüzde hissettin mi?
Hayır.
Bütün gün herkes bizi izliyordu ya.
Sanki hayvanat bahçesindeyiz.
Dikkatleri üstümüze çektiğimizi inkâr edemeyiz.
Hem garson da iki kez çocuklarımızın kavgasını ayırdı.
Ne zamandır kimin ne düşündüğü umurunda ki?
Değil. Yani umurumda, keşke olmasa ama buna mecburum.
Anlıyor musun?
Hayır.
Siktir ya.
Deli gibi konuşuyorum ama değilim.
Seni gözleriyle yiyen beyaz bakışı gerçekten var.
Buna pişman olacağım.
-Beyaz adamlar baktı diye gey mi oldun? -Onu demedim. Yargılayıcı bakışları.
Bize böyle bir garip bakıyorlar ve sanki ne yapsak yargılıyorlar.
Söylemiştim.
"Buna pişman olacağım." demiştim ama yine de sordum.
Hep böyle oluyor.
Suç sende. Sende.
Bu sana yakışmıyor Jo-Jo. Niye soruyorsun ki?
Önümde çok uzun bir gün var, o yüzden gidiyorum.
Ciddiyim ya. Adamın şu pis Prius'a binişini gördün.
Bir şey ifade etmiyor mu? İyi bir şey mi?
Hayır. Bence hiç iyi bir şey değil.
Suyuma gitme. Ciddiyim. Gerçek bunlar. Bu saçmalığı diyorum.
Yani, bu...
...tekila impresario'su George Clooney'yi şu aptal kamyonette düşün
ya da Matthew McConaughey'i Lincoln'de.
Bende o araba olsa bana boktan arabalı fakir siyahi derler
ama NSX'imle hava atayım desem
parasını lüks arabaya yatırmış rapçi maymun derler.
Kazanamıyorum. Beyazlar durmak bilmiyor ya.
Boşa demiyorum, güzel eşofmanınızla, araba size yakışıyor.
Patronun dibi!
İndir elini!
Ne eşofmanı be? Kıyafetimden bahsetmiyordum.
-Kıyafetlerim ne alaka şimdi? -Yani, şey diyordum...
Her koca adama eşofman yakışmaz.
Koca adamım işte.
Aynen, diyorum ki bana da yakışsa ben de her gün giyerdim.
-Ne oluyor? -Irkçı bir şey gibi oldu bu.
-Dedem eşofmanları severdi. -Deden mi?
Yani, bez yüzünden hemşire pantolon giydiremiyordu.
Ne diyorsun ya?
İşte bundan bahsediyorum. Dünyamızın gerçekleri bu işte.
Yanımda çalışıyor ama çok büyük önyargıları var.
-Önyargı fazla oldu. -Öyle mi?
-Sert bir kelime. -Bu...
...dümdüz, su götürmemiş, New Balance giyen...
-Sauconys mi onlar? -Evet, Sauconys.
...beyaz bakışı.
Teknik olarak Yahudiler beyaz değil.
-Beyazın bayrak tutanısın. -Yahudiler beyazdır.
Bir bok yediysen beyazsın.
Belçika'nın bazı sokaklarına giremiyorum.
Tabii. Şunu açıklığa kavuşturalım. Anlamaya çalışıyorum.
Karnı doysun, üst baş alsın diye azıcık para verdiğin asistanın
seni 2,000 dolarlık eşofman giymeye ve lüks araba almaya mı zorluyor?
Yarış arabası.
-Yani... -O suçlu?
-Ciddi misin ya? -Cevabını merak ettim.
Evet. Yani, o değil ama evet.
O ve onun banyoda ayakkabı giymeyen kuzenleri
-beni bu hayata zorladı. -Tabii.
Her gün şık olmak istemiyorum.
-Evet. -Buna zorlanıyorum.
Beni kokoşa çevirdiler Jo. Sırada sen varsın.
Gucci tulum mu giyiyorsun?
-Givenchy. -Al işte. Sıra sende.
In-N-Out'tan bir şey ister misin?
-Pardon, merak ettim. -Etmedin!
-Sizi nasıl kokoşa çevirdim? -Hayır.
Ciddi misin ya? Hadi bakalım. Girelim bu konuya. Giriyoruz bakalım.
-Hiçbir şey yok sana. -Ne?
-Hiç! Menüyü unut. -Bir haftadır yemedim.
Ne proteinli ne hayvan ürünü, hiçbir şey. In-N-Out yasak sana.
Ona anlatırken sen de dinle. Tamam mı?
Kölelik bitti, değil mi?
Birden bir hayırsever beyaz dedi ki
"400 senelik işçiliğin, parasız stajın bitti kara oğlan. Özgürsün."
En az haftada bir böyle nutuk atar.
Duymamayı öğreniyorsun.
Hatta aslına bakarsanız sakinleştirici bir etkisi de var.
Şu dalga makineleri gibi.
Kafa sallayıp dinliyormuş gibi yapmak en iyi çözüm.
Savaştaki kadınların sevişirken yaptığı gibi.
Zincirlerimiz kırılmış, üstümüzde bir kumaşla kaldık.
Anladın mı? Şort mu giyiyorduk sandın?
Neyin varsa al git diyorlardı.
Garip, değil mi? Bir de bizi düşün.
-Benzeri ama çok daha fenadır. -Evet.
Adeta ömür törpüsü gibi ama hakkını verelim
bazen, arada bir doğru bir noktaya parmak basıyor.
Nadir ama oluyor işte.
Söylemeye çalıştığını açıklayayım.
Beş parasız, eğitimsiz kalmıştık
ve artık bizi 400 sene ezmiş insanlarla yaşamak zorunda kalmıştık.
Ne yapacaktık ki?
Kim ne yapsın?
Nasıl yaşayacağını düşünürsün.
Böyle bir çevrede nasıl kabul göreceğini.
Çoğunlukla olmaz.
Hapishaneye girip bedava yapmayı bıraktığın işi yaparsın
ama hapishaneye girmeyenler de yaşamanın bir yolunu bulmaya çalıştı.
Kısmen de olsa bize iyi davranılan tek an da
pazar bayramlıklarımızı giydiğimiz zamandı.
Tarla sahiplerinin diğerlerine iyi Hristiyanız görüntüsü vermek için
No comments yet. Be the first to leave one.