200 baris pertama.
Çeviri: Utku Akar İyi seyirler.
Cuma, saat 8:45.
Bent Segenius Midjord'un sorgusu.
Ne kadar garip bir Klaksvikçe ismin var, öyle değil mi Bent?
Faroeli misin Bent?
- Sen hastasın, biliyorsun değil mi? - Kramer ya...
Kafa derisiyle ne yaptın?
Söyler misin?
- O, O'na ait. - Evet, O sana ne derse onu yapıyorsun.
- Peki o ne? - O işte.
Böylesine bir manyak nasıl olur da akıl hastanesinden salıverilir?
Bent'in tedavisi iyi gidiyor, o yüzden dışarı çıkma izni var.
En zararsız hastalarımdan biridir.
Çoğu insan kiliseye ilahi söylemek için gider.
Papaz yardımcısının boğazını kesmek için değil. Tabii çok sıkıcı değilse.
Boğazlarının kesilmesi gereken papaz yardımcıları gördüm.
Anladım. Bent, aslında...
GPS'in mi bu?
- O ne? - Harita galiba.
- Kilisenin yolunu mu çizdin? - O çizdi.
O çizdi? Şu içindeki güç?
Şimdi gerçek bir ismi olan birisiyle tanışacaksın.
- Ona gösteriyor. - Onu akıl hastanesinden tanıyor olabilirsin.
Komiser Wörmer. O da kadınların kafa derisini yüzmeye bayılır.
- Sana acayip öfkelenecek. - Öfkelenecek mi?
Aynen öyle! Deri yüzme yöntemini taklit eden bir katile öyle öfkelenecek ki!
Gerçekten çok öfkelenecek Bent.
Dur! Buraya birini gönderin.
Kimse yok mu?
Emma?
Bugün etrafı toparlamak zorunda mısın?
Emma?
Bu kutuları boşaltmamı istemiyor musun?
- Öylece boş boş duruyorlar. - Hiçbir şeyi atma.
Bırak kalsın.
Bunlar annenin eşyaları.
Eski kaset çalarını alabilir miyim?
Annemin eski kutularını da buldum.
Bu inanılmaz pahalı bir saat, öylece burada duruyor.
Ne, alamaz mıyım?
İntihar notu.
Dinle.
Bunları bırakmanı söylemiştim.
Baba? En çok kime benziyorum? Sana mı, anneme mi?
Sanırım ikimizin de en iyi kısımlarını aldın.
Yüzde doksan beş annen, yüzde beş benden.
İntiharın kalıtsal olduğunu biliyorsun değil mi?
Bunlar annendeki eksik olan yüzde beş.
Baba? Baba!
Yeni birisiyle tanışmayı hiç düşündün mü?
Ne güzel...
SELAM CANIM.
GENÇ ÇİFT, DEHŞET GECESİNDEN SAĞ KURTULDU.
GECE BEKÇİSİ VE KIZ ARKADAŞI ÖLÜMDEN DÖNDÜ.
BİR ARKADAŞI ONLARI KURTARDI.
WÖRMER CİNNET GEÇİRDİ.
DEHŞET GECESİ.
Çoğu kişi insanlarla çalışmak istedikleri için tıp okuduklarını düşünür.
Sonra hastaların nasıl baş belası olduklarını anlarlar.
Neyse ki hiç şikâyet etmeyenler de var.
Erkek, elli iki yaşında, üst sınıf, sağlığı ve genleri iyi.
Refah seviyesi yüksek bir çevre, kitaplar, kırmızı şarap. Bir belirti yok...
Şak!
Bu bize Tanrı'nın daima özel bir bitiş sözü sakladığını söylüyor.
- Nedir bu kadar komik olan? - Kötü bir şakaydı. Pardon.
Ama burası komedi gösterisi yapmak için harika bir yer.
- Hayır, üzgünüm. - Hayır Frederik. Anlat lütfen.
Kalk. Hepimiz duyalım.
Bir doktorun öğrencilerine otopsiyi öğretmesiyle alakalı eski bir şaka.
İki şey çok önemli. Birincisi: Cesetler, iğrenç değildir.
Doktor, parmağını cesetin kıçına sokup parmağını yalamış.
Sonra öğrencilerinden de aynısını yapmalarını istemiş.
Öğrencileri yapmış ve hepsi kusmuş.
Doktor: "İlki buydu. İkincisiyse odaklanmak.
Çünkü ben kıça bu parmağı soktum ama bunu yaladım."
- Bu kadar. - Gel bakalım. Haydi Frederik.
Gel.
Çok dikkatlisin, öyle değil mi Frederik?
Parmağını yalamamı mı istiyorsun?
"Cesarettir, cesaret..." Frederik.
"Hayatın kanını kıpkırmızı bir görkeme yükselten şey."
Yap şunu Frederik!
- Haydi! - Yap!
Üzüm ve biraz meyan kökü notaları aldım.
- Neydi bu şimdi? - Yerine geçebilirsin.
- Bu neydi? - Devam edelim.
Affedersiniz. Bir dakikanız var mı?
Evet.
Adli Tıp Kurumu bir gece bekçisi arıyor.
İlânda "Koğuş Görevlisi" yazıyor.
Bu iş genellikle öğrencilere teklif edilir, değil mi?
- Yalnız olacağın bir iş bu. - Bana uyar.
Bu iş için erkeklerin daha uygun olduğunu söylesem çok mu ihtiyar kaçarım?
Şimdi gerçekten alındım.
Bir sürü ölmüş insanın olduğu karanlık bir binada geceleri yalnız olacaksın.
Hayal gücünün kontrolden çıkmasına izin verme.
- Hayal gücüm de param da yok. - Tamamdır, senden bahsederim.
- Sonra deneyebilirsin. - Teşekkürler.
Parmak?
- O parmak mıydı? - Hiçbiri değildi.
Bedene saygısızlık yapılmaz.
Merhaba.
Merhaba.
Nasıl içeri girdin?
- Kapı açıktı. - Hayır, değildi.
- Evet, açıktı. - Hayır.
- Evet, direkt girdim. - Hayır.
Kimsin?
Yeni gece bekçisiyim.
Bay Berthelsen saat sekizde burada olmamı söyledi.
Tamam...
O zaman bir tur atsak iyi olur.
Bunu hep yanında bulundur.
Elektrikten tasarruf etmek için on birde ışıkları kapatıyorlar.
Bu olmadan karanlıkta yalnız kalmak istemezsin.
Haydi. Asansörü ta aşağıya indireceğiz.
Bazen en aşağıdan gelirler.
Sonra kırmızı ışık yanar.
Evet, koku burada başlıyor.
Sen genellikle burada olmayacaksın zaten.
Şöyle bir etrafa bak bakalım.
Şu kapı, orası berbat bir yer.
Kalp krizi geçirmek istemiyorsan oraya sakın girme.
Otopsi yapılan yere bakalım.
Bazen artıklar olur.
- Şey... - Hissediyor musun?
- Neyi? - Atmosferi.
Şeytanî bir atmosfer.
Çernobil'deki gibi.
Çok uzun süre kalırsan, içten içe çürürsün.
Yıllar önceki bir psikopatla bir gece bekçisinin mevzusu burada değil miydi?
Gece bekçisi ile kız arkadaşı.
Nereden duydun bunu?
Gazeteden okudum.
Psikopat bir...
...komiserle ilgiliydi.
Ona öyle diyebilirsin.
Kurbanlarının derisini yüzüyordu.
Sonra da sikiyordu.
- Yani o... - Tabii ki bunu yazmadılar.
Sikik, hasta, kaçık, sapık herif.
- Ya gece bekçisi? - Salak kız arkadaşını getirmiş.
Psikopat ağızlarını tıkamış.
Bu kapı, eski otopsi odasına açılıyor.
Her şeyin yaşandığı yere. Artık kullanılmıyor.
Bir önceki gece bekçisi, buraya bir şeylerin musallat olduğunu söylerdi.
İçeri girersen, kızın çığlıklarını duyabilirsin.
Adam da kafadan kontakmış.
Komiseri bir arkadaşı öldürdü, değil mi?
- Öldüren mi? - Onu vuran.
Wörmer'in öldüğünü nereden çıkardın?
Komaya girdi.
Öldüğünü sanmıştım.
Görünen o ki bundan fazlası var.
- Nerede o zaman? - Bir yere kapatıldı.
- Nereye? - St. Hans Akıl Hastanesi.
Onları çürümeye bıraktıkları yer orası değil mi?
Binaya giriş için bunu kullan.
Teşekkürler.
Güle güle!
O ne?
Ne?
O ne?
- Kulaklık. - Onu burada kullanmayı mı planlıyorsun?
- Evet. - Hiçbir şeyi duyamazsın.
- Neyi? - Bir şey olursa.
Ciddi misin? Cesetlere dadılık mı yapacaksın?
Ölüm kokacaksın, biliyorsun değil mi?
Cenaze levazımcıları, kokudan kurtulmak için limon kullanır.
McDonald's'ta çalışıyor gibi.
Birçok cenaze levazımcısı kariyerine McDonald's'ta başlar.
- O kokuyu nereden biliyorsun? - Öyle diyorlar.
"Onlar Kurumu"ndan "onlar".
Onlar bir şey dediğinde doğru olduğunu bilirsin. Yağmur yağacak diyorlar.
Yeni bir buz çağının geldiğini söylüyorlar. Buzulların...
...eridiğini söylüyorlar.
Yeni bir buz çağı geliyorsa nasıl buzullar eriyor?
- Çok düşünüyorsun. - Çünkü beyin tümörüm var.
Aman Tanrım, doğru! Sol gözün düşüyor.
Gerçekten düşüyor. Kontrol ettirmelisin.
Bir trenin önüne atlarım. Benim için üzülür müydün?
Yarıya kesilsem ve çoklu engelli olsaydım?
- Bu komik olurdu. - Çok güzel.
Tekerlekli sandalyedeki Stephen Hawking olur, parmağımla konuşurdum.
- Ben de parmağını keserdim. - Ben de geri dikerdim.
Çok garipsin Sofus.
- Neden bana bu kadar âşıksın? - Hiç öyle bir şey söylemedim.
- Değişik zevklerin var. - Bu da biz demek işte.
Ya bir kadın değilsem?
- Öyle olduğuna inanıyorum. - Ya cinsel organım yoksa?
Herkesin vardır.
Benim çıplak vücudum Google Haritalar, kukum da bir balıkçı köyü olsa?
- Haydi içkileri bitirip başka yere geçelim. - Eve, babamın yanına gitmem gerek.
Ebeveynlerini hayal kırıklığına uğratma. Öldüklerinde kötü hissedeceksin.
Öyle. Benimkiler her hafta bana şöyle e-posta atıyor:
"Sevgili Maria. Öldüğümüzde, bizi sevmediğin için pişman olacaksın."
Onları sevmiyor musun?
Dağın başında seramik sanatçılığı yapıyorlar.
Baba?
Baba?
No comments yet. Be the first to leave one.