200 baris pertama.
KEVIN HART VE CHRIS ROCK, NEW YORK CITY'DE ORTAK TURNE DÜZENLEDİ.
O HAFTA BOYUNCA TARİH YAZILDI.
Böyle iyi.
Hayır, şey değil...
Sorun değil.
Sadece... Bu monitörler... Şeyi görmeye alışmıştım...
Ama neyse, boş ver.
- Gölgeyle şekil yapıyorum, bak. - Şahane lan.
David'i görmüştüm...
Keşke benim aklıma gelseydi be.
Olsun be oğlum.
- Hâlâ birkaç numaram var. - Çok zekice be.
Olsun. Çal, senin olsun.
Artık olmaz.
Artık senden çalmışım gibi görünür.
Ama beleş! Bedavaya veriyorum!
Çaldığım çok bariz olur ama.
- Sende bir sürü malzeme var. Şunlar var. - Sende bir bu var.
Soktuğumun lambası...
O kadar para harcadım, bir lamba yetiyormuş!
Başından beri kandırılıyormuşum ya.
Kahretsin!
ROCK, HART - BİLETLER TÜKENDİ BROOKLYN'E HOŞ GELDİN!
- Nasıl anlaştık? - Nasıl anlaştık?
- Sen mi beni aramıştın? - Evet.
Ben aradım.
Konuşmaya şöyle başladık tabii,
dedim ki "Chris, neler yapıyorsun? Yakında turne var galiba."
Galiba ikimiz de turneye hazırlanıyorduk.
Hazırlanıyorduk.
Ben de turneye çıkmadan önce
hep Kevin'ın ne yaptığını soracak kadar akıllıyım tabii.
- Programımı. - Kevin'a yenilecek hâlim yok yani.
Hayatta olmaz.
O saygıyı gösteriyorum yani.
Yani sonuçta Jay-Z albüm çıkaracakken...
Çıkarmadan önce Drake'e soruyor.
Daha uzun zamandır ünlü olsa da yani...
Gerçekçi adam. Ben de dedim ki "Turneye hazırlanıyorum.
Sen ne yapıyorsun?"
- Dedim ki "Birlikte çalışsak ya." - Evet.
"New York'ta çıkmaya ne dersin? New York'u kırıp geçelim."
GARDEN - ROCK, HART BİLETLER TÜKENDİ
Bu hikâye, iki farklı yoldan ilerleyen
iki ayrı yolculuğun bir şekilde kesişip
sektörün zirvesinde
aynı kavşakta buluşmasının hikâyesi.
KAPASİTE: 15.000
KAPASİTE: 19.000
KAPASİTE: 19.500
KAPASİTE: 20.789
Koca dünyada en sevdiğim bina bu.
- Açık ara. - Prince'i, Beastie Boys'u burada dinledim.
Eddie Murphy'yi izledim.
Yuh, Eddie'yi bile mi?
Eddie'yi burada dört gece falan üst üste izledim.
O sahneyi süslemiş komedyen isimler
hem çok az hem de çok seyrek.
Garden'ı tıka basa doldurmak yani.
"Başardım, zirvedeyim" damgası bu.
Küçümsenecek bir şey değil yani.
Yani New York'ta çıkacağımız sahneler...
New York'ta müthiş bir hafta.
Böyle iki yıldız ismin
birlikte çıktığı başka bir zamanı hatırlamıyorum.
Benzetebildiğim tek şey
Bruce Springsteen'le Paul McCartney'nin birlikte sahne alması.
Kendi kültüründen çıkma korkusu var.
Tek bir kültüre dâhil olma düşüncesini ortadan kaldırmamız lazım.
İnsanlar bu düşünceye hapsolunca
iyice garip bir durum oluyor,
rekabetçi bir ortam oluşuyor
ve başkalarını beğenmekten, desteklemekten çekiniyorlar.
Garip.
Chris aslında sessiz sedasızdır.
Düşüncelerine dalar ve...
Kevin da tam tersi.
Selam kanka.
Bence Kevin daha cana yakın, eğlenceli,
daha muzip biri.
Chris daha sivri dilli, iğneleyici.
Ulan buradan nasıl gideceğim ben şimdi?
Normalde elimi kolumu sallayıp yürürdüm, kimse de bakmazdı.
Ama arkamda koskoca kamera ekibi varken birisi peşime takılacak
ve beni öldürecek.
Demek istediğimi anlıyor musun?
Enerjileri birbirine çok uyumlu.
Kimse öne çıkmaya çalışmıyordu.
İki yıldız birlikte olmazmış.
O ikisi gayet olur.
Ne haber Chris?
- C-Rock! - Ne haber?
Bu ne? Adım nerede?
Adın mı? Şurada işte kanka.
"Koca Rock. Küçük Hart."
Güzel lafmış.
Avukatın Trina'yla görüştüm. O bile ön sanatçım olmanı söyledi.
- Ne? Öyle mi dedi? - Evet, öyle dedi.
Artık aynı kulvardayız, olmaz.
Hadi be. Bu boyla ne kulvarı?
On yıl önce belki mantıklı olurdu.
Ama artık senden ünlü üç Chris, bir de Rock var. Tony'yi severim.
- Vay be. - Espri yazmışız!
Turnede ön sanatçım olunca sahnede yap bunları.
Tebrikler.
- Teşekkürler. - Karpuz salatası.
Siyahiye karpuz getirip ne ima ediyorsun?
Bu da... Bundan uyduruk espri yok ya.
Ama yapmasam olmazdı.
Komik.
Yani içimde kalsa...
Karpuz esprisi bir zorunluluktu.
İçimde kalsa olmazdı.
Yani bence önemli olan
bizim nerede olduğumuzu, kim olduğumuzu,
bu anın bizim için neyi temsil ettiğini bilmemiz.
Kings of Comedy'yi düşündüğünde aslında orada...
Bana sorarsan o kadronun
o kadar kuvvetli olmasının sebebi
komedi gösterisinin tanımını değiştirmesi.
Her biri...
...zirvedeydi.
Kings of Comedy diyorsak neden ve nasıl yapıldığını düşünmek gerek.
Demişlerdi ki "Bu işi yapacağız.
Bunu yapabileceğimizi göstereceğiz.
Ve rekabet olmadan birlikte çalışabileceğimizi göstereceğiz."
Bence Chris'le yapmak istediğimiz şey de
bunun bize ait versiyonuydu.
Muhtemelen gelmiş geçmiş en yüksek ikinci gişe hasılatı bizdeydi.
Pollstar'ı o zaman duymuştum, birinci de beyaz bir sanatçıydı.
Money gibi bir şey miydi?
- Eddie Money'ydi galiba. - Tanımadığım beyaz bir sanatçıydı.
En çok hasılat yapan turne sanatçılarıydık
ama basında hiç söz edilmedi.
Evet.
Yani bizi destekleyenler sadece bizim topluluğumuzdandı.
Yani ne zaman Şikago'ya gitsek
United Center'da iki kez çıkardık, biletler tükenirdi
ama bir daha gitmek zorunda kalıyorduk.
- İki kez daha. - Evet.
Birkaç hafta içinde hem de.
Seyirci diyordu ki "Yok, yetmez."
- "Hemen geri gelin." - Evet.
Takım ruhu sağlamdı.
Bana uymayan bir esprim olduğunda sana veriyordum,
sen de bana veriyordun.
Yani hep birlikte çalışıyorduk
ve birlik olduğumuz için... Afrika'da bir atasözü vardı.
"Acelen varsa tek, hedefin yüksekse birlikte git."
Ve bu ilkeyi benimsedik, yaptığımız şeyin çok sinerjik olduğunu,
hepimiz için, hatta geniş kapsamda seyirci için bile
yararlı olduğunu biliyorduk.
Yaptığımızın önemini hissettik.
Chris'le bu işe girişmemizin sebebi ne? Niye Chris'le bunu yapıyorum?
Çünkü kibirli değilmişsin gibi davranmak istiyorsun.
Götlük etme be.
Kibirli değilmişsin gibi davranıp
büyüklerine saygı göstermek istiyorsun.
Asıl mesele gerçekçi bir görüntü sunmak,
çok başarılı olmuş, iyi yerlere gelmiş insanların
ortak başarısını göstermek.
- Amaç bu. - Evet.
Kings of Comedy'yi artık gerçekten anlıyorum, tamam mı?
Chris'le bunu geçen akşam bir saat konuştuk.
Kings of Comedy turne kavramını baştan yazdı.
Gerçekten... Olayı bir etkinliğe çevirdiler,
öyle büyük bir meseleye çevirdiler ki
insanlar büyük sahnelerde stand-up komediyi talep eder oldu.
Ama stand-up'ın bir etkinliğe dönüşmesini Kings of Comedy başardı
ve birlikte yapmasalar asla olmazdı.
Ve devam da edebilirlerdi ama egoları yüzünden boka battı.
Dostlukları gerçek.
Kev daha ismini duyurmamışken bile abimle yakınlardı.
Kev, abime danışma fırsatı olduğunda hiç heba etmedi.
Ne zaman yan yana otursalar derdi ki "Şunu nasıl..."
Kobe'yle Michael'ın o videosunu gördünüz mü?
Mike eğilip dizini tutuyor.
Kobe de gelip ona fısıldıyor.
Kobe'ye ne dediğini sormuşlar.
"Nasıl o kadar hızlı spin attığını soruyordum" demiş.
Mike da "Adımı rakibin ayağının önüne at, sen dönerken o geride kalır" demiş.
İşin inceliği.
Kev de o incelikleri öğrenme fırsatını hiç kaçırmazdı.
Hiç kaçırmazdı.
Aşırı çalışkan olmasının yanına bu da eklenince
o da Kobe gibi oldu.
Bu hafta için heyecanlıyım, sırf arena olduğu için de değil.
- Takılacağımız için heyecanlıyım. - Aynen.
- Yoldaşlık yani. - Aynen.
Stand-up komedyenliği
yalnız bir iş.
Şey değilsin... Bir sürü arkadaşım...
- Mesela Chili Peppers'dakilerle dostum. - Peki.
- Dört kişiler! - Evet.
Anlıyor musun?
Konser kötüyse dördüne kötü, iyiyse de dördüne iyi, ortaklar.
Ama komedyen olunca yanında birileri olsa da,
ekibin falan olsa da
sahnede tek başınasın
ve o akşam şey...
No comments yet. Be the first to leave one.