Dave Chappelle: The Dreamer

Dave Chappelle: The Dreamer

Muat Turun Sari Kata Turkish

Maklumat siaran

Dave Chappelle the Dreamer 2023 720p NF WEBRip DDP5 1 Atmos x264-EDITH
Ulasan oleh hadilan

Tag

webrip
web
x264
720p
720
BRip
1080
Web-DL
web-dl
WEB-DL
Diterbitkan pada: 2023-12-31
Muat Turun: 36
Masalah Pendengaran: No

Pratonton sari kata Turkish

200 baris pertama.

"HER KİM Kİ HAYALLERİNİN PEŞİNDEN EMİN ADIMLARLA KOŞAR

VE DÜŞÜNÜ KURDUĞU HAYATA ULAŞMAK İÇİN GAYRET EDER,

İŞTE O ZAMAN DÜŞLERİNE LAYIK BİR BAŞARIYA ERİŞİR."

WASHINGTON D.C.'DEN CANLI

Evet.

Hemen hemen 24 yıl önce

bu salondaki son gösterimi yaptım.

İlk bir saatlik gösterimi çekiyordum.

İsmi Killin' Them Softly'ydi.

Kız arkadaşım tam şurada oturuyordu. Üstelik hamileydi.

Artık evliyiz.

Karnındaki bebekle, ilk çocuğumla

artık karşılıklı ot içiyoruz.

O gece çok fazla baskı hissettiğimi hatırlıyorum.

Gösteriden önce caddeye çıkıp

milletin eline bilet tutuşturmuştum

çünkü salonu bir türlü dolduramamıştım.

Şimdi aradaki farka bakın. Aradan 24 yılcık geçti.

Yine tam o dönemlerde babamı da kaybettim.

Başardığımı göremedi.

Öldüğünde berbat bir hâldeydim.

Bir daha hiç gülemeyeceğimi sanıyordum.

Beni o ruh hâlinden kurtaran kişi

yine kaybettiğimiz komedyen arkadaşım Norm MacDonald oldu.

Evet, Norm'a selam olsun.

Norm'un yaptığı şeyi hiç unutmuyorum.

Kendisi Jim Carrey'nin büyük hayranıydı.

Konuyu çok deşmeyeceğim

ama Jim Carrey taklit etmesi güç bir yeteneğe sahip.

Nasıl bir yetenek o! Beni inanılmaz büyülüyor.

Norm da bunu biliyordu. Beni arayıp "Dave" dedi.

"Jim Carrey'yle birlikte film çekeceğim.

Onunla tanışmak ister misin?" Ben de "İstemez olur muyum?" dedim.

Babam öldükten sonra ilk kez herhangi bir şey için heyecanlanmıştım.

Filmin adı Ay'daki Adam'dı. Tabii o zamanlar bilmiyordum.

Filmde Jim Carrey başka bir komedyeni oynuyordu.

Meşhur Andy Kaufman'ı.

Jim Carrey kendini role öyle bir kaptırmıştı ki

uyandığı andan

gece yatana kadar sanki Andy Kaufman'mış gibi

hareket ediyordu.

Ama ben ne bileyim?

"Kestik" dediklerinde adam hâlâ

Andy Kaufman'dı.

Öyle ki ekipteki herkes ona Andy diyordu.

Bense sadece tanışmak için oradaydım.

Tanışacağımız odaya girdiğinde "Jim Carrey!" diye bağırdım.

Herkes "Hayır!" dedi.

"Ona Andy demen gerek."

Hiç anlamamıştım.

Çok garipti. Kaufman gibi davrandığını bilmiyordum.

"Selam, ne haber?" dedi. Ben de bozmadım. "Merhaba...

...Andy?"

Şimdi

geriye dönüp bakınca dönemimizin en ünlü aktörünü

inanılmaz zorlu bir rolün

üstesinden gelmeye çalışırken gördüğüm için çok şanslıyım.

Bunu görmek büyük şans.

Ama aynı zamanda...

...hayallerim yıkılmıştı.

Çünkü Jim Carrey'yle tanışacaktım

ama gün boyunca herif Andy Kaufman'mış gibi davranmam gerekti.

Jim Carrey'sin işte.

Baktığımda görüyorum, Jim Carrey karşımda.

Yani diyeceğim o ki translarla beraberken de hissiyatım bu.

Yine başladık.

Bu gece buraya yine o insanlarla ilgili...

...şakalar yapacağımı düşünerek geldiyseniz

yanlış yere gelmişsiniz demektir.

Artık translara hayatta bulaşmam.

Zahmetine değmiyor.

Ağzımı bile açmam.

Gerçi belki üç dört şaka yaparım ama beş olmaz!

Bu konu beni yoruyor.

Neden yorulduğumu söyleyeyim mi?

Çünkü komik olmak için kendilerine ihtiyacım olduğunu sanıyorlar.

Koca bir saçmalık!

Size ihtiyacım yok. Ben çok değiştim.

Nereye varacağımı bir bilseniz!

Artık trans şakası yok. Bu gece ne yapacağım biliyor musunuz?

Sadece engelli şakası.

Geyler kadar örgütlü değiller.

Neden dalga geçmeyeyim?

Muhtemelen arkalarda engelli biri vardır çünkü onları arkaya oturtuyoruz.

"Ben buraya translara gülmeye gelmiştim.

Bizimle dalga geçeceğini bilmiyordum.

Hadi, iyisi mi kalkıp gidelim."

Birinin engellilere haddini bildirme zamanı gelmişti.

Tam adamına çattınız işte, hadi bakalım.

Bir gün Capitol Hill'deyken

engelli bir milletvekili gördüm.

İsmi Madison Cawthorn'du.

Kuzey Carolina'dan bir Cumhuriyetçi.

Çok şaşırmıştı

çünkü onu görünce "Merhaba vekilim" dedim.

Onu tanıdığımı bilmiyordu. Bana döndü...

Ama ben basıp gittim.

Ona nasıl yürüyebildiğimi göstermek istedim.

Seke seke gittim.

Sinir olmuştu.

Artık milletvekili değil.

Siyaseti takip edenler bilir.

Adam resmen koltuğunu kaybetti, şaka değil.

Yarışta geri kaldı.

Hem de ne kalmak.

Hatası neydi peki?

Yine aday olmuştu

ve kendince öne çıkmaya çalışıyordu.

Sağcı yayınlara katılıp saçma sapan konuşuyordu.

"Washington, Hollywood'dan daha kötü hâlde" falan diyordu.

"Ne diyor bu?" dedim.

"Hepsi iğrenç insanlar" diyordu.

"Grup seks ve uyuşturucu partileri yapıyorlar."

Herifin Juicy Smoo-yay'den aşağı kalır yanı yoktu.

Yalan söylüyordu.

Tamam, Washington'da öyle şeyler yaptıklarından şüphem yok

ama o kendi gözleriyle görmemiştir.

Siz olsanız belden aşağısı felçli birini grup sekse davet eder misiniz?

Sandalyesiyle etrafta dolaşıp milleti ispiyonlayacak.

Partiye davet edilmesinin tek sebebi olabilir.

Hemen söyleyeyim.

"Keyfinize bakın, hissetmiyorum zaten.

Şu yasayı kesin geçirelim ama.

Çifte giriş yapmayalım."

Vay be.

Evet.

Evet, artık engellilere giydiriyorum.

Açık konuşayım,

translarla aramı düzeltmek için epeydir uğraşıyorum.

Çünkü onları sevmediğimi sanmalarını istemiyorum.

Aramız düzelsin diye bir oyun bile yazdım.

Geylerin tiyatroya bayıldığını biliyorum.

Hüzünlü bir oyun, çok duygusal.

Siyahi bir trans kadını anlatıyor.

Kadın kendi için "zenci" hitabını seçmiş.

Gözyaşları sel olacak.

Sonunda kadın yalnızlıktan ölüyor

çünkü liberal beyazlar onunla konuşmayı beceremiyor.

Çok hazin.

Zenci demişken

bir de kitap yazıyorum. Gerçekten.

Amerikan klasiği Huckleberry Finn'i yeniden yazıyorum.

Zenci Jim'in bakış açısından.

İsmi Zenci Jim'in Maceraları.

Kitap böyle başlıyor.

Huckleberry Finn "Sen Zenci Jim'sin" diyor.

"Sadece Jim yahu, 'zenci' nereden çıktı?"

"Peki senin adın ne ufaklık?"

"Ben Huckleberry Finn."

"Ne? Huckleberry mi? Bu gerçek ismin mi?"

"Doğma büyüme."

"Neyse, boş ver.

Bana Zenci Jim desen de olur."

Siyahi ya da beyaz olmanız hiç fark etmez.

Huckleberry adında bir beyazla karşılaşırsanız

emin olun sizden fakirdir.

Hayatımda duyduğum en saçma sapan beyaz ismi.

İsminiz Huckleberry'se başarısızlığa mahkûmsunuzdur.

Mahkemede avukatım kendini

"Ben Avukat Huckleberry Finn" diye tanıtsa hapsi boylamaya hazırlanırdım.

Umarım hiç hapse girmem.

Ama öyle bir durumda California'da girmek isterim.

Hâkim ceza verdikten hemen sonra derim ki

"Bir şey demek istiyorum.

Kendimi kadın olarak tanımlıyorum.

Beni kadınlar hapishanesine gönderin."

Girer girmez yapacağım şey de belli.

"Bana bak kız, meyveni vermezsen ağzını yırtarım.

Ben de senin gibi kadınım.

Gel de dişil sikimi yala. Daha da bir şey demeyeceğim."

Gösteri dünyasında epey itibarlıyım

ama komediye gelince tembel bir komedyen sayılabilirim.

Yani gece gündüz çalışıyorum ama tembel demelerinin sebebi bu değil.

Çünkü bazen bir gösteriye çıkıyorum,

20 bin kişi izlemeye geliyor. Sonra bir şaka yapıyorum

ve herkes bana deliymişim gibi bakıyor.

Ama üç ya da dört kişi gülmekten yarılıyor.

Ben de sahnede "Bu kadarı yeter de artar" diyorum.

Sıradaki şakam da bunlardan biri.

Anlatabildim mi? Şakayı seviyorum ama pek güldürmüyor.

Ama yine de anlatacağım.

Taklit konusunda pek iyi değilim ama yapacağım.

Hazır mıyız? Peki.

Korkunç olacak.

Tamam, taklidim şöyle.

Şeyi taklit ediyorum...

Titanik'teki ölüleri.

Durun da bitireyim.

Titanik'teki ölülerin taklidini yapıyorum,

malum denizaltı gemiye yaklaşırken.

Durun bakalım, yapıyorum.

Durun, olacak.

Ebedî istirahatgâhımızın ıslak kucağında beraber yatalım mı?

Bence aşırı komik.

O şekilde ölmek de aşırı komik.

20 yıl sonra, 70'inci doğum günümde

o denizaltını görmek için denizaltına bineceğim.

O zamana teknoloji ilerler.

Karım bu şakadan nefret ediyor.

Washington'da Camelot adlı bir striptiz kulübü vardı, biliyor musunuz?

More Turkish subtitles for Dave Chappelle: The Dreamer

Komen

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left