188 baris pertama.
Ana Dünya'nın en uzak sınırlarında
gaz devi Mara'nın etrafında dönen Veldt adında küçük bir uydu vardı.
Oradaki bir köyde alçakgönüllü çiftçiler toprağa bağlı basit bir yaşam sürerlerdi.
Ta ki tarlalarının üzerine bir savaş gemisinin gölgesi düşene kadar.
Geminin komutanı Amiral Noble,
Veldt halkının verebileceğinden fazlasını talep etti.
Bu yüzden Kora adında bir kadın ve Gunnar adında bir adam
Dreadnought'a karşı koyacak savaşçılar toplamak için köyden yola çıktılar.
Neu-Wodi'de kudretli Tarak da onlara katıldı.
Daggus'ın madenlerinde hiddetli Nemesis.
Pollux'ın kolezyumunda asi General Titus.
Ve Sharaan adında bir gezegende Darrian Bloodaxe'le teğmeni Milius.
Gondival'in güzel limanlarındaki bir pusuda, kayalık kıyı şeridine
Amiral Noble'ın parçalanmış bedenini bırakan Kora zafer kazandı.
Muzaffer savaşçılar paralarını almak için Veldt'e döndüler.
Dreadnought tehdidi artık ortadan kalkmıştı.
Ya da onlar öyle sanıyordu.
Komutan Cassius.
- Yaşıyor mu? - Yaşıyor.
Güç bela. Ama iyileşmesine çok var.
- -
Uzun bir süre hiçbir bir beyin fonksiyonu yoktu.
Hasarın ne kadar kötü olduğunu bilmiyoruz.
Kozadan çıkardığımızda ondan geriye ne kaldığını göreceğiz.
Solunum yolları açık.
- Kendi nefes alıyor. -
Amiral.
Amiral, benim.
Cassius?
Evet.
Neredeyim?
Geminizdesiniz efendim.
King's Gaze'de.
İyileşeceğiniz umuduyla Gondival'in yörüngesinde kaldık efendim.
Ve eski tanrılara şükür, dualarımız kabul oldu.
Cassius, beni dinle.
O Veldt'te.
Kim?
Kim Veldt'te?
İzbırakan.
O Veldt'te.
Rotayı Veldt'e ayarla.
Elbette amiral.
Öyle olacak.
- -
Ben Hagen.
Bu da Den.
Hepiniz küçük köyümüze hoş geldiniz.
- Yorgun ve açsınızdır. - Ve susadık.
Uzun evde sizin için yiyecek ve içecek hazırladık.
Gelin, göreceksiniz, sizi çok iyi ağırlayacaklar.
Hadi, urakileri ahıra götürelim.
Geri döndüler.
Tamam. Nasıl görünüyorlar?
Güçlü. Savaşçı gibi sanırım.
- Peki, kaç kişi var? - Altı.
- Kora ve Gunnar'la. - Altı mı?
Sanırım güçlerinin bir önemi yok.
Değil mi?
- -
Komutan Cassius.
Asker.
Her şey olması gerektiği gibi mi?
Evet efendim. Her şey yolunda.
Sıra dışı bir şey yok mu?
- Hayır efendim. - Pekâlâ.
Hasadın planlandığı şekilde getirilmesini
ve beş gün sonra geldiğimizde hazır olmasını sağla.
Beş gün mü?
Gelin.
Buyurun lütfen.
Yiyin. Hepiniz çok aç olmalısınız.
Tamam.
Size bolca yiyecek ve içecek hazırlayarak
geldiğinizde sadakat ve minnetlerini göstermek istediler.
Peki herkes nerede?
Ne hissederdiniz?
Kendi evinizi korumak için düşmana karşı koyacak gücünüz olmasaydı...
Hıhı.
Başkalarından sizin için tehlikeye atılmalarını isteseydiniz.
Burada bulunmamız utanılacak bir şey değil.
Gururunu bir yana bırakıp yardım istemek bile aslında cesarettir.
- Sağ olun. - Evet.
Ve aslında kimsenin canını vermesi gerekmeyecek.
Savunmaya gerek kalmadı.
- Amiral Noble öldü. - Ne?
- Öldü mü? - Gerçekten mi?
Tekrar söyle istersen. İnanamıyor.
- - O öldü.
- Ben... -
Onların geri döneceğine inanmıyor musunuz?
Hayır, imparatorluk protokolü
bir amiral öldüğü zaman Ana Dünya'ya dönülmesini zorunlu kılar.
Öyleyse size daha büyük bir minnet borcumuz var ve...
Yanılıyorsun.
Az önce haber aldım.
Beş gün sonra buradalar.
Doğru mu?
- Beş gün mü? - Evet.
Amiral Noble'ı öldürdüğünüzü söylemediniz mi ama?
Evet, öldürdüm. Kayalara düşüp parçalandı. O öldü.
Gemide bir amiral olmadan gelmeleri protokole aykırı değil mi?
Bu doğru.
Ama ölüm bazen Ana Dünya'nın hedefleri için caydırıcı olmayabilir.
Bu tahıla tahmin ettiğimizden daha çok ihtiyaçları varmış.
- Hagen? - Evet?
Köylüleri çağır.
- Onlarla konuşayım. - Tamam.
- -
Hepimizi karanlık günler bekliyor.
Zamanı geldiğinde
silah kardeşleri olarak
hep birlikte savaşmamız gerekebilir.
Başarabilmek için aramızda bir güven bağı olmalı.
Zamanla nasıl savaşacağınızı öğreteceğiz.
Ama önce bize gücünüzü göstermelisiniz.
Bu topraklarda neler yapabileceğinizi.
Hızlı hareket etmezsek
köyünüzün yıkıma uğrayacağından emin olabilirsiniz.
Şimdi, ürünleri toplamak ne kadar sürer?
Mara etrafında yarım dönüş.
Hayır, üç gün içinde bunu yapmak zorundasınız.
- Bunu yapamayız. - Ne? Ama bu imkânsız.
Gücü yeten her erkek ve kadına ihtiyacımız var.
O tahıl,
bizim en güçlü silahımız.
Tahıl olmadan
yörüngedeki varlığımızda son verme ihtimalleri çok yüksek.
Tahılı hızla getirirsek
hem pazarlık aracı hem de kalkan olarak kullanabiliriz.
Şimdi iyi dinlenin. Şafakta işe koyulacağız.
Onu duydunuz.
Zaten çok zor.
Şafakta.
Peki güvenmeyi öğrenebilirler mi?
Korkuyorlar.
Yabancılardan.
Çıkacak savaştan.
Ölmekten.
Güveni bilemiyorum.
Ama umarım kalıp savaşacak cesareti bulurlar. Yani gerekirse.
Savaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum.
Ne kadar korkacağımı.
- Ölmekten korkuyordun. -
Sorun değil, herkes korkar.
O an ölüm aklımdan bile geçmedi.
Daha önce nasıl hissettiğimi sorsan herhâlde kanım dondu derdim.
Ve korkuyordum da.
Hayatımda hiç o kadar korkmamıştım.
O kadar çok korktuğun neydi?
Madem ki ölüm değildi.
Sendin.
Seni kaybetmekti.
- -
Noble'ın sözleri.
Senin için "bilinen evrenin en çok aranan suçlusu" demişti.
O kişiye dönüşmek, sadece kaçmakla olmaz.
Sana beni yetiştiren kişi Balisarius demiştim ya...
Hıhı.
İmperiyum'un kral naibi.
"Ben de Prenses Issa'nın korumasıyım" demiştim.
Evet.
Ayrıca ünlü bir savaşçıymışsın.
Kraliyet ailesinin de dostu.
Ne oldu onlara?
Kızının iyileştirici etkisi altında
kral birçok şeyi farklı bir açıdan görmeye başladı.
Son Dreadnought savaş gemisinin tahsis edileceği gündü.
Bir genişleme çağının sembolik sonu.
Geleneğe uygun olarak her gemiyi kral tahsis ederdi.
Ama bu sefer farklıydı.
Prensesin ilk kraliyet görevi onun ilk resmî işi olacaktı.
Barış Getiren adı verilecek gemi kraliyet mührünü taşıyacaktı.
Hiç şüphesiz üvey babamın sadık kızıydım.
Ona ihanet edemez ve karşı gelemezdim.
Prensesin ölmesi gerektiğini söylemişti. O dediyse ölecekti.
Babam bu çocuğun,
uğruna birçok şeyi feda ettiğimiz savaş makinesini ortadan kaldırmasına
seyirci kalamayacağını söylemişti.
Balisarius'un beni ve çok sevdiği imparatorluğu koruyacağına inancım tamdı.
Dikkat!
Tuhaf.
Bir terslik var.
Balisarius.
Kaliler nerede ve ocaklar niye yanmıyor?
Balisarius, seninle konuşuyorum.
Cevap ver bana!
- Issa! Kaç! Issa! -
No comments yet. Be the first to leave one.