200 baris pertama.
Umarım giyimin kadar iyi dans ediyorsundur.
Öğrenmenin tek bir yolu var.
Helikopter dansı yapar mısın?
Sormana gerek var mı?
Kim olduğumu bilmiyor musun?
Bilmiyorum.
Ama öğrenmek isterim.
Keşke buraya beni değil de
kalbimi tutsak almaya gelseydin Ajan Argylle.
Galiba cazibe her zaman işe yaramıyor.
Son sözün var mı?
Biraz yardım Keira?
Keira kim?
Onu kurtarmak için yeni Steve Jobs olmaktan vazgeçen kız.
Bir şey değil.
YUNANİSTAN
Araç lazım mı?
Legrange beni tanıdı. Kim olduğumu biliyordu.
O zaman buradan toz olalım.
Keira!
Keira vurulmuş.
Helikopter yolda.
Hedeften sapmamalısın Argylle.
Hayır, onu kurtarabilirim.
Tıp ekibi işini yapsın, sen de kendi işini yap.
Bu bir emirdir.
Wyatt, onu kaybettim.
Durumun nedir?
Leziz bir Yunan kahvesini yudumlamak üzereyim.
Acele et derim.
Sana doğru geliyor.
Sakin ol.
Sana kötü haberim var,
adadan tek çıkış yolu bu.
İyi haberse...
Burası muhteşem revani yapıyor.
Umarım seversin.
Çünkü bu, son yemeğin olmak üzere.
Tabii geldiğimizi kimden duyduğunu söylemezsen.
Kim?
Cevap vermezsen
kahvemle aynı sıcaklığa ulaşacaksın.
Sayende buz gibi oldu.
Telefon.
RETİNA TARAMASI İZİN VERİLDİ
İkimiz çok farklı değiliz.
Sen teröristsin.
O zaman sen ne oluyorsun Ajan Argylle?
Argylle.
MDR. FOWLER GÖZÜNÜ AÇIK TUT LEGRANGE.
YENİ EMİRLER GELECEK.
Haberin olsun Legrange,
Ajan Argylle şu an sana doğru geliyor.
Galiba aynı kişiye hizmet ediyoruz.
Argylle, Wyatt, görevinizi bitirip üsse dönün.
Argylle.
Yayını kes.
İyi düşün.
Kafanı kullan.
Onun dediklerine inana...
Artık kendi başımızayız.
İdare peşimize düşecek.
- İletişimi kesip kaybolacağız. - "'İletişimi kesip kaybolacağız.'
- Tamamen. - 'Tamamen.'
- Birbirimizden başkasına... - 'Birbirimizden başkasına güvenmeyeceğiz.
Anladın mı?
Bundan sonra şartlar tamamen değişti' diye uyardı Argylle.
Artık geri dönüş olmadığını biliyordu.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını da."
Elly Conway, hanımlar ve beyler. Pekâlâ.
ARGYLLE - DÖRDÜNCÜ KİTAP LANSMANI
Teşekkür ederim.
Tamam, şimdi sorularınızı alalım.
Peki... Buyurun.
- Merhaba Elly. - Selam. Merhaba.
Aslında yazar olmak istiyorum ama bir türlü vakit bulamıyorum.
Tavsiyen var mı?
Vay canına. Biliyorum, zor bir durum.
Mesela ben garsonluk yaparken bir sürü vardiyada çalışıyordum.
Hiç yazacak vaktim olmadı. Ta ki... Şeye kadar...
Buz pateni kazasına kadar. Ondan bahsetmiştim.
Ve bence başınıza öyle bir şey geldiğinde
yarının garanti olmadığını da fark ediyorsunuz.
Ve anlıyorsunuz ki zaman bulamazsanız
sizin için önemli olan şeyleri yapmak için zaman yaratmanız gerek.
Ve bunu yaptığımda yıllar boyunca kafamda mahsur kalmış
tüm karakterler, hikâyeler ve fikirler
nihayet o sayfa üzerine saçıldılar.
Tamam. Bir soru daha alalım.
Buyurun.
- Merhaba. - Merhaba.
Gerçek ajanların okuduğu ajan romanı yazarı olduğunuz sır değil.
Gerçek hayattaki jeopolitik olayları bile tahmin ettiniz.
Fleming, Forsyth, le Carré,
hepsinde aynı yetenek vardı, hepsi de gerçek ajan çıktı.
Yani?
Siz de ajan mısınız?
Nasıl yapıyorsunuz?
Tanrım, keşke.
Bu, her şeyi çok daha kolaylaştırırdı ama hayır.
Ne kadar sıkıcı görünse de işin sırrı araştırmak.
Gerçi gerçek ajan olsam da böyle derdim, o yüzden...
Yeni soru. Buyurun.
Öndeki genç hanım.
Beşinci kitap ne zaman çıkacak?
Şey...
Sandığınızdan daha yakında.
Çok heyecan verici.
Gri kapüşonlu beyefendi.
Bu biraz cüretkâr gelebilir, özür dilerim
ama başka sorma şansım olur mu, bilmiyorum,
bu gece için planınız var mı?
Bu...
Bu çok gurur verici.
Ama bu akşam ateşli bir randevum var.
Evet. Başka bir ateşli randevu.
Hazır mısın?
Annenin çalışması gerek.
Çalınan ana dosyada
İdare'yi yıkmak için gerekenden
çok daha fazla kanıt vardı.
Hacker'ın ücreti yüksek olsa da
Argylle, bunun ağırlığınca altın değerinde olduğunu biliyordu.
Yarısı şimdi, yarısı teslimatta.
Konuştuğumuz gibi.
Bu telefon, ana dosyanın anahtarı.
Londra'ya git.
Vardığında işverenim o telefondan seni arayacak.
Dünyanın en müthiş hacker'ı.
Nihayet İdare'yi sonsuza dek
yok edebilecek
çözüme ulaşmıştı.
Son.
Beşinci kitap bitti.
Şerefe Argylle.
Anne, günaydın. Selam.
Dün gece yolladığım e-postayı gördün mü?
Okudum.
Bir gecede mi? Hepsini mi?
Tatlım, ben annenim. Elbette okudum.
İki Adderall aldım, başladım ve bırakamadım.
Aklım başımdan gitti.
Yine başarmışsın meleğim.
Çok rahatladım anne.
Kafamda sürekli üzerinden geçip stres yapıyordum
ve beğendiğine çok sevindim. Cidden.
Şimdi yayıncıya yollayabiliriz ve...
Evet. Şey...
Olamaz.
Ne var?
Hiç. Kitap muhteşem tatlım ama...
Sence hazır değil.
Elly... Mesele sonu.
- Tanrım. - Bunu okuyorum.
Tuvalette heyecan yaptım.
Argylle ana dosyayı alıp o şerefsizleri alt etmek üzere
ve sonra büyük sürpriz,
dosyanın Londra'da olması.
Ne? Hayır, hayır.
Dosyayı alıyor mu, almıyor mu?
- Sonra ne oluyor? - Buna havada bırakmak deniyor anne.
Buna yan çizmek denir Elly.
Ve okuyucularına bunu yapamazsın.
Cuma günü uçakla geleyim mi?
Hafta sonu üzerinden geçeriz.
Biraz beyin fırtınası sihri yapsak?
Bunu çözeriz.
Cuma uyar. Ben...
O zamana kadar üzerinde çalışırım.
Bu hikâyeyi bağlamalısın Elly.
Evet ve bence yazman gereken ufak bir bölüm daha var.
Eğlenceli olacak.
Görüşürüz.
Duydun mu dostum?
Bir bölüm daha.
Bayan Li,
Londra'ya bir sonraki uçak sabah kalkıyor.
Öldürecek vaktim olduğuna göre
- düşündüm de... - Ne düşündün?
Burada mı kalayım?
Birlikte havai fişekleri mi izleyelim?
Sana havai fişekleri göstereceğim.
Hayır.
Bu kötüydü.
Tanrım, çok kötüydü.
Sil.
Sen bundan daha iyisin Elly.
Hadi Elly.
- Tüm tonu... - Hiç...
Hiç uymadı.
Tamam.
"Söylemek istediğim şuydu Bayan Li..."
Söylemek istediğim şuydu Bayan Li...
"Şuydu..."
- Hiçbir şey... - Yok.
Senden ne haber Alfie?
Fikrin var mı?
Herhangi bir şey?
Selam anne.
Selam canım. İyi misin diye sorayım dedim.
No comments yet. Be the first to leave one.