187 baris pertama.
19 EKİM 2004 SALI GÜNÜ BİR CİNAYET SORUŞTURMASI AÇILDI
BU SORUŞTURMA
İSVEÇ TARİHİNİN EN BÜYÜK İKİNCİ CEZAİ SORUŞTURMASI OLACAKTI
DNA DEDEKTİFİ
ANNA BODIN VE PETER SJÖLUND'UN KİTABINDAN UYARLANDI
Şimdi yüzünü görebiliyorum.
Artık hayal meyal değil, gerçekten…
Yüzünü görebiliyorum.
Çok güzel. Ne görüyorsun?
Adam açık tenli.
Gözleri kahverengi.
Sanırım.
Düz bir burnu var.
Bir de… Gözlüksüz.
Yani bilemiyorum. Bana çok muğlak geldi.
- Elimizdeki tek şey bu. - Kamuyla paylaşmamalıyız.
Herkes olabilir. Komşum, süpermarketteki bir adam…
Boş durmadığımızı göstermek için kamuyla paylaşmak zorundayız.
Karar senin.
Dün polis ekim ortasında işlenen çifte cinayetin
erkek şüphelisinin robot resmini yayınladı.
Halkı bu kişinin kim olabileceğine dair bilgi vermeye çağırıyorlar.
Robot resim katili bulmak için son şansınız mı?
Peşinde olduğumuz birkaç ipucu var. Daha fazla detay vermeyeceğim.
Bu olayın çocuğun diniyle bir ilgisi olabilir mi?
Bildiğimiz kadarıyla yok.
Corren'den Stina Eriksson.
İnsanlar çocuklarını dışarı salmaya korkmalı mı?
Şehirdeki her okulda polislerimiz var.
Cinayetlerden hemen sonra faili bulacağınıza inanıyordunuz.
Evet, doğru. Hâlâ tutuklamaya yakın olduğumuza inanıyorum.
Ne kadar yakın?
- Az kaldı. - "Az" derken?
- Bugün mü, yarın mı, bir hafta mı? - Sıradaki soru.
Bu robot resmi yayınlamanın risk teşkil etmediğinden emin misiniz?
Bir şekilde onu tetikleyebilir mi?
Şimdilik bu kadar. Daha fazla bilgi edinince haber veririz.
PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME
Giderken yanında götürmek istediğin bir şey var mı?
Hayır, gerek yok. Biraz koşmam gerek.
Bir şey olursa ara.
Hadi. Aferin sana Jocke, bastır! Erik, devam et!
Topu alın, işi zorlaştırmayın çocuklar. Hadi, şimdi.
Güzel. Baştan.
ROBOT RESİM İLE KATİLİN İZİ SÜRÜLECEK
Bu aralar Ante'yle konuştun mu?
Hayır. Yani bence kendinde değil.
- Onu tanıyamıyorum. - Bir şey mi oldu?
Berga'daki bir pizzacıda
pizzacıya bağırıp ırkçı hakaretler yağdırdı.
Merhaba.
Girebilir miyim?
- Neden duvarda bayrak var? - Ne o, yasak mı?
Evet.
Peki o zaman.
Takımdan neden ayrıldın?
Çünkü bıkmıştım. Keyif vermiyor.
Bu yüzden mi geldin?
Sonbaharda takım sürüntü vermek için polise gittiğinde…
Çifte cinayet için.
Sen hariç herkes oradaydı.
Ne olmuş?
Ciddiyim.
Bence sen artık git. Gider misin?
- Neden sürüntü vermedin? - Defol!
Duymadın mı? Gitsene!
EVİNİZE GİDİN İSVEÇ İSVEÇLİLERİN!
Elena?
Robot resim yayınlandığından beri polise 300 ihbar geldi
ancak hiçbiri davayı çözüme yaklaştıramadı.
Evet, 19 Ekim'de Linköping'de işlenen çifte cinayet
hâlâ gizemini koruyor.
Katile ait izler Djurgårdsgatan'da,
beresinin bulunduğu yerde bitiyor.
Taşınmanıza gerek kalmaz diye umuyordum.
Artık dayanamıyoruz, olmuyor.
Buradan uzaklaşmalıyız.
Maya okula bile gidemiyor.
Olayın olduğu yerden geçemiyor.
Adnan…
Linköping'i severdi.
Evi.
Bahçeyi.
Komşularımızı.
Her şeyi. Linköping'in her şeyini severdi.
Her yerde onu görüyor gibiyim.
Uyuyamıyorum.
Yemek yiyemiyorum. Ben…
- Evet, yani… - Hiçbir şey yapamıyorum.
Anlıyorum.
Anlıyorsun.
O zaman niye onu tutuklamadınız?
Bunu yapan canavarı.
Bilmiyorum.
- Bana söz vermiştin. - Evet.
Gözlerimin içine bakıp söz vermiştin.
- Evet. - Neden peki?
Neden onu hâlâ tutuklamadın?
Stratejin ne? Söylesene, bilmek istiyorum!
Tanıklar nerede?
Kahrolası katil nerede? Nerede?
Hayal kırıklığını anlıyorum.
Söyleyebileceğim tek şey şu, canımızı dişimize takıp çalışıyoruz.
Peşini bırakmayacağım.
Sana söz.
Onu yakalayana kadar bu işin peşini bırakmayacağım.
O kadar.
Tamam.
Tamam.
Anna?
Şimdi mi?
Tamam.
Merhaba küçük Henry.
Tsunamide 12.000 civarı insanın öldüğüne inanılıyor
ve son tahminler…
Siktir.
Çoğu kayıp olduğu için ölü sayısı artabilir.
- En az iki İsveçlinin öldüğü söyleniyor. - Anneye gel.
İsveç Dışişleri Bakanlığı bu aralar bölgeye gitmemeniz için uyarıyor.
Bir diğer bilgi de…
- Ben John. - Sundin mi?
Evet. Kimsiniz?
Merhaba, ben Fred, ihbar hattını yönetiyorum.
- Tamam. - Yeni bir olası görgü tanığımız var.
- Haber verin, demiştiniz. - Geliyorum.
John.
Bir görgü tanığı Stengatan'da koşan bir adam görmüş.
Eğer bizim failse
batıya doğru yöneldi demektir.
- John! - Ne?
Davayı devret. Lollo'yla ben hallederiz.
Biliyorum, mesele o değil de…
Tüm düşünce sürecimi somutlaştırıp teslim etmem mümkün değil.
Ama senin bir ailen…
- Anna'nın sana ihtiyacı olacak. - Sorun olmaz.
Tamam.
Hoşça kal.
- Merhaba. - Merhaba.
Noel dergileriniz.
Evet.
Eşim sipariş etmişti.
Evet. İyi akşamlar.
Teşekkürler.
SENİ DÜŞÜNÜYORUZ!
Her haberi saklıyorum.
Bilmeni isterim ki hâlâ gece gündüz dava üzerinde çalışıyoruz.
Olabildiğince kişiden sürüntü…
Geçen sefer de aynı şeyi söylemiştin.
Evet çünkü bu böyle bir dava. Bu şekilde çalışmak zorundayız.
- Titizlikle, sistematik olarak. - Anlıyorum.
Pekâlâ, benim gitmem gerek.
Ama bir gelişme olursa haberdar ederim.
Geri sayıma başlayacağız. Eşimi çağırayım.
Merhaba. Demek buradasın.
Hey. Az kaldı.
Yapma.
Terastan havai fişekleri izleyeceğiz.
- Hayır, bunu… - Lütfen, birlikte dışarı çıkalım.
- Onu buna sararım. - Hayır!
- Hadi. - Biz yarın gidiyoruz.
Ailemin yanına gidiyorum.
- Yalnız başıma yapamıyorum. - Yalnız değilsin.
Değil miyim? Eve çok mu uğruyorsun?
Çalar coşkulu çanlar
coşkulu gökyüzüne.
Uçan bulut, soğuk ışık…
Bu büyük haksızlık.
Her şeyi öylece bırakayım mı?
Soruşturmanın bir yere vardığı yok. Ne arayacağımızı bile bilmiyoruz.
- Ama eve erken gelip… - Bu yüzden gidiyoruz. Bizi düşünme diye.
Sen polis memurusun, bu işleri biliyorsun. Ne yapayım?
Öylece bırakayım mı?
Git hadi.
Git!
Lütfen Anna, benimle…
- Benimle gelir misin? - Yapma!
- Dışarı çık! - Peki, tamam.
On, dokuz, sekiz, yedi…
İyi seneler!
Manşetlerini okurken insan Sven Jerring'i dinler gibi oluyor.
Tamam, saygı duyuyorum, Gunnel yıllardır orada çalışıyor ama…
Düzgün bir manşet yazmak çok mu zor?
Burası boş mu?
Yalnız oturmak istiyorum.
- Corren'den Stina Eriksson. - Evet, biliyorum.
Röportaj ayarlamak istiyorsan basın büromuz var.
Evet ama belki de röportaj değil, sadece sohbet etmek istiyorumdur.
No comments yet. Be the first to leave one.