200 baris pertama.
The Resort'ın Önceki Bölümlerinde...
Cevap almak istiyorum. Bu mesele kapansın istiyorum.
- Ya cevap yoksa? - Olmak zorunda...
Öteki türlü ne amacı var ki?
Hafıza sızıntım var benim.
- Sızıntı mı? - Evet, kulaklarımdan sızıyor.
Elimizdeki tek şey anılarımız.
Anılarını hatırlamak için kendine izin verdiğinde...
rastgele parçalar yerine oturuyor.
"Vi, benimle burada. Sevgiler, annen."
Pasaje'nin yerini, bu kitaba sakladığına inanıyordu.
Zamanın dışında bir yer.
Orayı bulmam lazım.
Kızım Noel'i burada geçirmek istemişti
ama benimle geçirmek istemiyordu.
Mezcal, müessesemizden.
Pasaje'yi bulacağım.
Aptal sarı yılanın hayatımı mahvetmediği tek yer orası.
Bulursam oraya gireceğim.
Öylece dikilip karımın oraya girmesine izin...
- İki ayrı insan olmamız gerekiyor bizim. - Benimle evli olmak istemiyor musun artık?
Violet'e söylediğim en son şeyi düşünmeden yapamıyorum.
Neye ihtiyacın var Emma?
Ben iyiyim.
Şimdi ne olacak.
İçeri gireceğiz.
Kes şunu.
Hadi canım.
Burası bir engel.
Geldik mi yani?
Sanmıyorum.
Şimdi ne yapacağız?
Yüzerek geçelim.
- Siktir. - Aynen, siktir.
Bu kadar su, bir yerden geliyor olmalı.
Şuradaki kenardan yürüsek?
- Evet. - Evet.
- Bu ne lan? - Ne?
Hasiktir.
Bu... Baya kullanışlı.
Tamam.
Çekelim.
Hayır. Durun, bunu buraya kimin koyduğunu öğrenmeden hiçbir şeye elimizi sürmeyelim.
Belki de sen koydun Noah...
Ya da ben.
Ya da Sam ve Violet...
Ya da belki de burada bile değildir aslında.
- Ne? - Evet.
Tamam, devam edin. Devam, devam.
Bu ne lan?
Çekecek misin?
Evet, üzgünüm.
Teşekkürler.
Güneş ışığı mı o?
Pasaje burası demek.
Hiçbir şey hissetmiyorum ben. - Evet, ben de.
Bunu nasıl kaçırabildik?
Çeviri: yosunlumakarna İyi Seyirler!
Burada ne bulmayı bekliyorduk, onu bile bilmiyorum.
Bir fırtına olsaydı, şu an suyun altında olurduk.
Hey! Burada!
- Tünel buldum. - Orada da bir tane var.
İşte bu.
Bir şey bulursan seslen, herhangi bir şey.
- Tamam. - Yine de bilmek istiyorum.
Burası sıcak.
Violet?
Violet!
Violet!
Suratına ne oldu?
Senin suratına ne oldu amına koyayım?
- Kes sesini. - Ne demeye çalışıyorsun?
Gözünün altındaki yara Murray.
Kurumuş meniye benziyor.
Hikaye, beni Pomuch'da ölüme terk ettiğinde başlıyor.
- Nabzın atmıyordu. - Haklısın.
Yucatan Yarımadasında 627,000'i aşkın odayla
12,544 otel olduğunu biliyor muydun?
Doğru gelmiyor bu.
Violet'i ararken hepsine tek tek baktım.
Ayrıca 27 sene Birleşik Devletler hükümetinde
çalışırken işini gördüğüm herkesi
çağırdım ama eninde sonunda
herkes vaz geçti.
Bir gün, ormana girdim
etrafıma bakınıp durdum ve...
Bilmiyorum.
Her şey birden kapandı gibi oldu.
Kendimi kaybettim.
Ama sonra kendimi, Amerikan
askeri aracında sarsılırken buldum.
REO M35 hizmetten alınmış ve
sosyalist, çete karşıtlarına satılmıştı.
The Frente Farabundo Marti...
Para la Liberacion Nacional.
Onları duymuştum. Evet, evet harikalar.
O zamanlar El Salvador'un siyasi tenhalıklarında işlerini sürdürüyorlardı.
Sonraki yıldan fazla bahsedemem ama
bir imha ediciyi taklit etmiş ve
kendimi belli bir komünist rejimine dahil etmiştim.
Küba'dan bahsediyorum.
- Kü-ba diye okunur. - Küba.
Ada cumhuriyeti olan Küba'dan bahsediyorum.
İsmini anmasak daha iyi olacak bir adamın üvey kızıyla
kısa ama çok tutkulu bir ilişki yaşadım.
- Kim? - Aptal-iyani ile kafiyeli.
Aceleyle çıkmam istenmişti
ben de Havana'nın dışında saklanabileceğim
bir kargo konteynırı buldum.
Meğer hâlâ kullanılıyormuş...
ve ben bunu, bir sabah altımda denizin dalgalarını
hissederek uyandığımda fark ettim.
Günlerce, belki de haftalarca içeride kaldım.
Ve o karanlıkta...
yanımda anılarımdan başka bir şey yoktu.
Rita, sırtında yıldızlara benzeyen çilleri...
Sarıldığında, Violet'in saçlarının kokusu...
O zaman bana dank etti... Ne bok yediğim.
Ben onun babasıyım.
Onu bulup korumak benim tek görevimdi.
- Ve ben vazgeçmiştim. - Evet, geçtin.
O yüzden içimden sıkabildiğim tüm iradem,
artı olarak bakır bir bozuk para...
ve küçük bir paket hardal
ve biraz da kişisel atığımla...
o kargo konteynırından kurtulabildim.
Norveçli bir ailenin 44 milyon Kron'luk
bir teknesini komuta ettim.
Ümit Burnu etrafından, güneye bir rota çizdim
ve direkt Quintana Roo'ya ilerledim.
Her şeyin başladığı yere.
Bu yara nasıl oldu?
Ne?
Yumurta mı?
Bekle.
Bekle.
Yakaladım.
Hasiktir.
Ha... Hasiktir.
O piçi sabit tut.
Jacobson organını deleceğim onun!
Geri çekil.
Sembollerin saldırısına uğramaktan yoruldum.
Senin... Senin gerçekten..
Dört burnun var.
İşimiz bitti mi?
Güzel.
Hayır, hayır, hayır, hayır. Siktir.
Siktir, siktir, siktir, siktir.
Violet!
- Sam? - Violet, beni duyuyor musun?
Evet, evet. Buradayım.
- Neredesin? - Beni duyuyor musun?
Sam.
- Işığımı görüyor musun? - Evet, görüyorum.
- Hey. - Sam.
- Hey. - Sam, selam.
- Selam. Beni nasıl buldun?
- İyi misin? - Evet, iyiyim.
Yaralandın mı? - Hayır, iyiyim.
- Tamam. Sen iyi misin?
Evet. Buradan çıkmamız lazım.
- Kötüleşmeye başladı. - Evet, lütfen..
Niye beni ektin?
Seni ekmedim ki. Not bıraktım.
Ne notu? Neyden bahsediyorsun.
-Ayakkabının içinde. - Hangisinde?
Sağında. Bilmiyorum.
Niye ayakkabıya koydun ki?
Orada o vardı. Başka nereye koyacaktım?
- Ne yazıyordu? - Bilmiyorum.
Önemli değil. Gidebilir miyiz?
Tamam. Nasıldı?
- Pasaje'yi buldun mu? - Hayır.
Tamam.
- Şuradan çıkabiliriz. - Tamam.
Bu...
Tanrım, kurabiye hamuruna çok benziyor, değil mi?
Kurabiye hamuruna benziyor.
Şurada bir tanesi meme ucuna benziyor.
- Ne? - Aman Tanrım.
Yarasa üzerime sıçtı.
Ne? Hayır. Yarasa sıçmamıştır.
Bu ne?
- Aman tanrım. - Hayır, hayır.
Ne oluyor? Aman Tanrım.
Hayır, hayı
- Yürü, yürü, yürü, yürü! - Tanrım! Aman Tanrım!
- Aman Tanrım, Aman Tanrım! - Yürü, yürü yürü.
Siktirin gidin yaralar! Yürü, yürü!
Tanrım, hayır!
Tanrım!
Bekle.
Yarasanın sıçması iyi şans getirir ama, değil mi?
Yarasanın diyeceği bir şeye benziyor bu.
Bekle. Ne?
Siktir. Çıkmazmış.
Şuna bak.. Belki de değildir.
Siktir.
Siktir. Burada olduğuna yemin edebilirim.
No comments yet. Be the first to leave one.