200 baris pertama.
EIGHT HOURS DON'T MAKE A DAY
BİR AİLE DİZİSİ
BÜYÜKANNE VE GREGOR
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
Şimdi, 365 mark emekli maaşım var.
Seninki de 720 mark, değil mi?
Toplamda 1,085 mark yapıyor.
Yani benim 542,50 markım var, senin de öyle.
Kusura bakma ama bence bu doğru değil.
Benim 720 markım var senin de sadece 365 markın var.
- Küçük hesaplar peşinde koşuyorsun. - Hayır, bence doğrusu bu.
Şimdiden böyle düşünüyorsan, kötü bir başlangıç yaptık demektir.
Delisin sen.
Öyleyim tabii. Öyle olmasaydım seninle birlikte olur muydum?
Peki, kiraya ne kadar para ayıracağız?
Bana sorar gibi yapıyorsun ama ne kadar ayıracağımıza çoktan karar vermişsin.
Kesinlikle. Daima haklısın.
Pekâlâ, ülke ortalaması bir kişinin net gelirinin yüzde 20'si.
Bizim için bu 217 mark ediyor.
Evet, 217 mark ayıracağız, bir fenik fazlasını değil.
Pekâlâ, önden buyurun.
Evet.
- Güzel daire, değil mi? - Evet, çok güzel.
- Evet, aslında daha fazla eder. - Daha fazla eder, evet.
Evet, bunu kendi gözlerinizle de görebilirsiniz. Ama...
Ama buradan...
...yaklaşık her 10 dakikada bir tren geçtiği gerçeğini göz önüne alırsak...
...daireyi size 365 mark'a bırakacağım, diğer masraflar hariç tabii.
365 mark mı?
- Isıtma hariç mi? - Evet, eminim delirdiğimi düşünüyorsunuz.
Ama trenlerin düzenli olarak buradan geçtiği gerçeğini de...
...kibarca göz önünde bulunduruyorum.
Sanırım kirayı belirlerken fazla sosyal düşündüm.
Fazla sosyal düşündüm.
Sosyal mi düşündünüz? Siz cidden kafayı yemişsiniz.
Bu daire 165 mark'tan fazla etmez.
Aynen öyle! 165 mark eder bir fenik fazlasını değil.
165 mark mı?
Hayır.
Çok komiksiniz.
Uzun zamandır duyduğum en iyi espriydi.
Espri yapmadım.
Espriyle alakası bile yok.
Dairenin artık hiçbir değeri yok. Tek bir fenik bile!
Ama size bir teklifte bulunmaya hazırım.
Oldukça cömert bir teklif.
- Değil mi Gregor? - Evet, çok cömert bir teklif.
Size 217 mark teklif ediyorum.
Şimdi afalladınız, değil mi? 217 mark! Buna ne diyorsunuz?
217 mark mı?
217 mark?
Dışarı.
Dışarı! Dışarı! Dışarı!
Hadi, Gregor. Hemen gidelim.
Delilik bulaşıcıdır.
217 mark.
Dünya bir ormandır, Gregor.
- Bir orman. - Bir orman, doğru.
- Ama yine de... - Ama yine de ne?
Evet, pazarlık yapmanın bir anlamı yok, çünkü...
“Sadece en aptal danalar kendi kasaplarını seçer.”
Nereden buluyorsun böyle sözleri!
- Vay anasını ya. - Zekiyim, hepsi bu.
Bir stratejiye ihtiyacımız var.
- Neye ihtiyacımız var? - Bir stratejiye.
- Sen hiç strateji diye bir şey duymadın mı? - Evet, duydum ama...
Adalet ve güvenin işe yaramadığı yerde, sadece stratejinin yardımı dokunabilir.
Buldum! Ama olmaz. Yo, yo.
Yo, yo, yo.
İşe yaramaz.
- Evet? - Buldum.
- Ne buldun? - Bir strateji.
- Ne için bir strateji? - Gregor! Beni kızdırmaya mı çalışıyorsun?
- Hayır. - O zaman lütfen böyle aptal gibi davranma.
Buraya gel. Gerçekten çok basit. Şimdi dinle.
Kiralamak istediğimiz daireyi kötülemeliyiz.
Berbat bir yer olduğu imajını çizmeliyiz.
Bu yüzden ev sahibi evini kiraya vermekten utanıp...
...bize daha ucuza kiralayacak.
Sen bir dahisin!
Gördün mü? Her zaman bu fikirdeydim.
- Bu daire çok gürültülü. - Gürültülü mü?
- Evet, yoldaki tüm sesler içeriye doluyor. - Dolmaması için camları kapatmanız yeterli.
Ayrıca çok kötü planlanmış.
Kötü mü planlanmış? Anlayamadım! Odalar son derece iyi planlanmış.
Yapmayın, yapmayın! Bu benim katılamayacağım bir görüş.
Peki ya merkezi ısıtma? Yaşlı insanlar için çok iyi bir ayrıntı.
Pardon?
Az önce “yaşlı insanlar” mı dediniz?
Kimden bahsediyordunuz?
Bizi mi kastediyordunuz?
Genç bayan, konuşmadan önce düşünmelisiniz.
Çok yardımı olur.
Ayrıca, merkezi ısıtma sağlıksızdır.
Bunu bilmiyorsanız, ben size söyleyeyim.
Havayı kurutur.
Ciddiyim! Bunu bile bilmiyor mu?
- Başka bir şey var mı? - Madem sordunuz.
Dairenin çirkin, sağlıksız ve gürültülü olduğunu düşünüyorum.
- Doğrudur. - Ama 217 mark'a kiralayabiliriz.
- Değil mi Gregor? - Evet, kiralayabiliriz.
- Şimdi ne yapacağımı biliyor musunuz? - Hayır, ama eminim bize söylersiniz.
Bu kadarı da fazla!
- Derhal burayı terk edin! Defolun, hemen! - Gel, Gregor.
- Nereye gidelim? - Evsizler barınağına. Oraya aitsiniz!
Öfkelenen insanlar daha genç ölür!
Çirkin, sağlıksız ve gürültülü!
- Bu iyi bir fikir değildi. - Değildi.
Hiç de iyi bir fikir değildi.
- Gerçekten kötü bir fikirdi. - Evet.
- Oldukça kötüydü, evet. - Ama yine de...
Fikrin kendisi o kadar da kötü değildi.
- Fikir işe yaramadı. - Evet, mesele bu.
- Fikir iyiydi ama işe yaramadı. - Evet.
- Daha iyi bir fikrin var mı? - Yok.
Çünkü hiçbir zaman bir fikrin olmuyor.
Ah, benim sevgili küçük Gregor'um.
Bensiz ne yapardın?
Üzülmene gerek yok. Ben varım.
Aynen.
Bugün tramvay biletlerine ne kadar para harcadık?
- Niye? - Niye mi?
Hesaplayınca öğrenirsin.
Önce senin eve uğradım.
Bu... Sanırım gidiş-dönüş biletim vardı. Hayır.
- Ne kadardı...? - Kafanı yorma.
- Toplamda 14,20 mark harcadık. - 14,20 mark mı?
- Ve? - Ve ne?
Ve ne?
- Ve? Ve? Ve? - Ve? Ve? Ve? Ve?
- Neden bahsediyorum? - Neden bahsettiğini bilmiyorum...
- Bu çok fazla! - Tabii ki fazla.
Bunu baştan söyleyebilirdin.
- Ne söylememi istediğini bilmiyordum. - Bak, Gregor, bunu hâlâ öğrenmen gerekiyor.
Her zaman ne düşündüğünü söylemelisin, tamam mı?
Duymak istediğimi düşündüğün şeyi değil.
- Tamam mı? - Tamam, dinliyorum.
Tamam, dinle.
Doğru, tramvaya çok fazla para harcadık.
- Bu konuda ne yapabiliriz? - Çok basit, yürürüz.
Gregor!
O zaman, konuşmadan önce düşünmelisin.
Madem tramvay çok pahalı, o hâlde daha ucuza getirmek zorundayız.
- Demek istediğin bu, yani. - Evet, demek istediğim bu.
Ve her hâlükârda, tramvayın hiçbir maliyeti olmaması daha uygun olur.
Maliyeti olmayacak mı? Bu kadarını bekleyemeyiz.
Niye beklemeyelim ki? Vergilerimi ödüyorum.
- Sen hiç vergi ödemiyorsun ki. - Evet, ama diğer insanlar ödüyor.
Doğru.
Peki bu gerçeği göz önünde bulundurarak ne yapabiliriz? Ne yapabiliriz? Ne?
Bir dernek kurabiliriz, ihtiyaç sahipleri için bir dernek.
Bravo! Bravo, Gregor.
Çok iyi. Gördün mü? Zekâm sana da bulaşıyor.
Seni canlandıracağım, bekle ve gör.
Pekâlâ o zaman, bir dernek kuracağız.
Adını da...
...Tramvay Ücretlerinin Kaldırılması Derneği koyalım.
TÜKD.
- Kulağa hoş geliyor, değil mi? - “Kulağa” hoş geliyor, evet.
- Tramvay Ücretlerinin Kaldırılması Derneği. - TÜKD, evet.
- TÜKD. Evet, bu işimizi görür. - Değil mi?
Ve sabah sekiz buçuktan öğleden sonra beşe kadar geçen sürede...
...tramvayla seyahat etmek için 23,50 mark harcadık.
- Paran yetiyorsa sıkıntı yok. - Aynen, işte. Kimse bunu karşılayamaz.
Hiç kimse.
- Nereye gittiniz? - Oraya buraya, nereye gitmemiz gerekiyorsa.
Belki de bir plan yapmalıydınız.
Hiç anlamıyorsun, Käthe. Daire arama işinin neyini planlayabilirsin?
Bir daire aramaktan bile acizsiniz.
Kişi her şeyi olmasını istediği gibi söyler ve buna kendi bile inanır.
Of ya! Sen gittiğinde ne kadar sevineceğiz!
Boş ver onu, Käthe. Sakin ol.
Kocanın tarafında olursan daha mutlu olursun.
Evet, bu yıllar içinde kanıtlandı.
Çok mantıklı.
Buraya gel, miniğim.
Belki en azından sen beni anlarsın.
Bir şey çok masraflıysa, onunla mücadele etmen gerekir.
- Bilhassa sen, büyükanne. - Evet, örneğin ben. Düşünsene!
- Bununla nasıl mücadele edeceksiniz peki? - En iyi çözüm yürümeniz olacaktır.
Hayır.
Çünkü bu yaşamak değil, taviz vermek olur.
Söyleyeyim, bir dernek kurmak istiyorum.
- Ya? - Evet.
Doğru duydunuz, Tramvay Ücretlerinin Kaldırılması Derneği.
O dernek zaten var, büyükanne.
- Ne? Gerçekten mi? - Evet, var.
Biraz farklı bir adı var ama zaten mevcut.
Büyükannemiz harika bir fikir buldu. Olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra.
Sen nesin biliyor musun? Kurumuş yaşlı bir sarsak ihtiyar!
Artık, kendi evimde buna katlanmak zorunda değilim.
Kendi evimde buna katlanamam!
Baksana bi'.
Bu doğru mu?
Yaşlı sarsak ihtiyar olmasını demiyorum. O doğru zaten de.
Dernek olayını diyorum.
- Gerçekten mi? - Evet.
Yapacak bir şey yok o zaman.
- Büyükanne aslında iyi biridir. - Bana sarsak ihtiyar dedi!
- Sarsak ihtiyar dedi! Bana! - Evet, ama öyle demek istemedi.
No comments yet. Be the first to leave one.