200 baris pertama.
Görünen geçicidir. Görünmeyen ise ebedîdir.
Soyadınız ve mesleki uzmanlık alanınız nedir?
Samuels. S-a-m-u-e-l-s şeklinde yazılıyor.
Bana Sam derler.
Uzmanlık alanım altyapı teknisyenliği.
Sistemde buna uygun bir kod bulamadım.
Neydi demiştiniz?
Michaels. M-i-c-h-a-e-l-s.
Mesleğim kruvaziyer direktörlüğü.
Akşam yemeklerini, dans etkinliklerini,
cumartesi bingo gecelerini falan organize edeceğim.
Bir şey çıkmadı mı?
O'Neel. İki "E" ile yazılıyor.
Jeoloğum ama işimin ne olduğundan emin değilim,
yüksek öncelikli çağrıyı aldım, bana bir şey söylemediler.
Bakım yazın gitsin.
BT. Bilgi işlemciyim.
Acil durumda ulaşılacak yakın çevre bilginiz nedir?
Hay aksi. Buna bakacaktım güya.
Atlanta'da bir amcam var.
Adınız neydi?
Acil durumda ulaşılacak yakınım olmak ister misiniz?
Kyle Hilderbrandt.
Alan kodu 770.
Eski bir karım var ama şu an nerede olduğundan emin değilim.
Hiç aileniz, bir arkadaşınız falan yok mu yani?
2610.
Hiçbir şeyim yok. Oraya direkt "Yok" yazabilir miyiz?
Şimdilik boş bırakabilir miyiz?
Gözleriniz çok güzel. Gerçekten.
Son bilgilendirmeniz yan taraftaki 209 numaralı odada yapılacak.
Yaklaşık 20 dakika içinde, saat başında başlayacak.
Tamam. Teşekkürler.
Teşekkür ederim.
Bu altı haftalık bir tur
ancak gerekirse üç hafta daha uzatma seçeneği var.
İlave çalışacağınız her süre için ödeme alacaksınız.
Mesai ücreti ödenecek, ayrıca prim alacaksınız.
Ama şu an primin ne kadar olduğunu bilmiyorum,
o yüzden bana sormayın.
Tesisimiz tam şurada duruyor.
En son yaklaşık 10 yıl önce kullanılmış,
bu yüzden ekipmanların çoğu demode kalmış durumda.
Görevimiz eski ekipmanları toplayıp sıfırlamak,
sunucuları yeniden yapılandırmak, tüm sabit diskleri kopyalamak
ve bu tesisi güncel hale getirmek.
Sorusu olan?
Cep telefonlarımızı ne zaman geri alacağız?
Altı ila dokuz hafta içinde.
Şu an itibarıyla cihazlarınız kapatıldı ve güvenliğe alındı.
Gideceğimiz bölgede telefonların çekmediği pek çok kör nokta var.
Uydu kapsama alanı yok.
Savunma Bakanlığı'nın görüntüleme uyduları bile bu bölgeye erişemiyor.
Bu yüzden cep telefonları işe yaramaz, onları burada bırakacağız.
Bu çok tuhaf değil mi?
Biraz daha açık konuşun.
Burası milyon dolarlık bir araştırma tesisine benziyor.
Hükümet, gezegende kapsama alanı veya dijital desteği olmayan
ender noktalardan birine tesis kuruyor.
Kulağa tuhaf geliyor işte, hepsi bu.
Sandığın kadar toz pembe değil. Başka ne var?
İçeride ne yapıyorlarmış?
Oryantasyon sırasında bunları konuştuğumuzdan oldukça eminim.
Burası bir araştırma tesisi.
Bunun ötesinde, bu sözleşmeyle ilgili hiçbir ayrıntı veya detay
"bilmeniz gerekmiyor" prensibine tabidir.
Bizim bilmemiz gerekmiyor, öyle mi?
Neden bilmemiz gerekmiyor?
Kimin neyi bilip bilmeyeceğine kim karar veriyor?
Tanrı.
Tamam. Sadece meraktan sordum.
Tarifeli uçakla mı uçacağız?
Özel araçla.
Özel araçla demek.
Kimin? Ne tür bir özel araç?
Kanatları olan türden.
Aydınlattığın için sağ ol, Goose.
Bu kanatlar jet motoruna mı bağlı, yoksa pervaneye mi?
- Şey... - Dehşet verici.
Bu küçük uçaklarla yapılan uzun uçuşların
pek keyifli geçmeyebileceğini biliyorum.
Bu sorunu çözmek için uçuş sırasında rahatlayıp dinlenebilmeniz adına
hepinize kaygı giderici ilaçlar vereceğiz.
- Kaygı giderici mi? - Evet, benzodiazepine.
Ya bunu yapmak istemiyorsak?
Ya hap yutmak istemiyorsak?
Uçuşta dinlenebilirseniz,
işinize çok daha verimli bir şekilde odaklanabilirsiniz.
Böylece jet lag etkisini de çok daha çabuk atlatırsınız.
Yani şimdi sen bizim başımız mısın?
Hepimiz... Hepimizin ayrı görevleri var.
Herkesin kendine göre hedefleri var, benim de öyle.
Hepimizin bu görevleri tamamlamak için bağımsız çalışması gerekiyor.
Bir sorun çıkarsa yetkili benim ve durumu ben çözeceğim.
En iyi yöntem:
Hiç sorun çıkarmayın.
Başka soru?
Bir şey var mı? Güzel.
Dizüstü bilgisayar dağıtımı saat 18:00'de.
Yemekhane ana katta. Akşam yemeği 19:00'a kadar.
Kahvaltı 04:30'da başlıyor.
İkisine de gitmenizi öneririm,
çünkü önümüzdeki birkaç ay boyunca yemekleriniz hiç lezzetli olmayacak.
07:30'da uçuyoruz. Herkesin bavulunu hazırlamış olmasını istiyorum.
Herkes 06:30'da hazır olsun.
Beni geciktirmeyin.
Pazartesi
Michaels.
Michaels, hadi uyan. İyi misin?
Hadi, dikil ayağa.
Çocuklar teçhizatı çoktan çıkardı bile.
Ne kadar uyumuşuz?
Bilmiyorum. Ben de bayılmışım.
Şu lanet benzo yüzünden.
Bu zıkkımı bu yüzden içmeyi sevmiyorum işte.
Daha önce içtiğim hiçbir benzoya benzemiyor bu.
Sen hayatında ne kadar benzo içtin ki?
Boş ver.
Hadi, at şu benzonun sersemliğini üstünden.
Siktir, bu ne?
Burası sadece aktarma noktası, değil mi?
Yakıt ikmali yapıp milyon dolarlık araştırma tesisine geçeceğiz, değil mi?
Cümbüş başlasın bakalım.
Soruma cevap bile vermeyecek misin?
Soruyu cevaplamaya tenezzül bile etmiyor.
Çekip gidiyor herif.
Bana söylenen... Bize anlatılan şey bu değildi.
Lucy, ben geldim!
Lucy?
Sırnaşık orospu.
Hava kargomuz bu sabah geldi
ama konteynerimiz 30 metre kadar doğuda kalmış.
Gidip o sürtüğü bulmanı istiyorum.
Kapağını açman gerek. İçinde bir...
Siktir git ya!
O kadar yoldan geldim, daha kıçımı yere koymadım.
Bir de kasa mı taşıttıracaksın bana?
Şu iki dalyarak ne güne duruyor?
Konteynerde yemeğimiz, suyumuz var.
Arkada, tuvalet kağıtlarının yanında da birkaç kasa içki var.
- Emredersiniz efendim. - Hemen bakıyorum.
Sağ olun efendim.
Yemekte ne var peki?
Haftada bir konserve rasyon.
Geri kalan zamanlarda hazır askeri kumanya.
Bunlar vakumlu paketlerde olur.
Tadı fena değildir
ama bir yirmi tane yedikten sonra burger diye yalvarırsın.
Ya da... ya da günün çabuk bitmesi için.
İnsanlar sanki hava gösterisiymiş gibi
UFO görmek için dışarı fırlıyor.
İşin gizemine fena kapılıyorlar.
Sincaplar da üzerlerine araba gelirken kesin böyle düşünüyordur.
"Ne kadar da parlak, ne güzel." Çat.
Sana söylüyorum, korkunç bir mevzu bu.
Çoğu insanın korkmuyor olması işi daha da korkunç hale getiriyor.
Kanıyorsa, ölebilir demektir.
Bu kez değil, Dutch.
O'Neel, sende ne var?
Siz hiç ağustos böceği duydunuz mu?
Ağustos böceği mi? Ciddi misin?
- Ne var? - Michaels.
Sen hiç ağustos böceği gördün mü?
Kanatlı, küçücük bir armadillo gibidir. Korkunç bir şey.
Bırak anlatsın.
Yer altında öylece dururlar.
Yavaş yavaş beslenirler.
Bazen sadece bir yıl
bazen de 10-15 yıl, hatta daha fazla.
Sonra çiftleşmek için yeryüzüne çıkarlar.
Yüzeye çıktıklarında uçup gitmek için kanatlarının büyümesi zaman alır.
Ben Orta Batı'da büyüdüm.
Arka bahçemde kocaman bir otlak, bir arazi vardı.
Bir yıl, ağustos böcekleri toprağın altından yukarı tırmanmaya başladı,
sonra daha fazlası, daha da fazlası geldi.
Yaklaşık bir hafta sonra kelimenin tam anlamıyla
trilyonlarcası her yeri kaplamıştı.
Artık toprağı bile göremiyordun,
sürekli hareket ettikleri için
sanki çamur sürekli kımıldıyor ve "dalvalanıyor" gibiydi.
Dalgalanıyor.
Aynen dalgalanıyor, amına koduğumun salağı.
Çoğunun, belki de yarısının kanat çıkaracak dermanı yoktu, öylece öldüler.
Bu da kuşları ve daha fazla böceği çekti.
Köpeğini kedini de dışarıda bırakamazsın
çünkü çok fazla yerlerse bu onları öldürebilir.
Güneşin altında birkaç gün kaldıktan sonra,
evin etrafı aylarca toplu mezar gibi koktu.
Aklımı kaçırmıştım. Bunu asla unutmayacağım.
Ben O'Neel'ın şu ölüm tarlası hikayesini gömerim.
Anlat bakalım o zaman.
Siz hiç Stull Mezarlığı'nı duydunuz mu?
Hayır.
Hikayeye göre, eğer bu tarz şeylere inanıyorsanız,
cehenneme açılan yedi kapı varmış.
Siktir git ya.
Böcekçi, senin şu sevimli otlak hikayeni anlatmana izin verdim.
Hayır...
Her neyse, kapa o lanet çeneni.
Neyse, anlatılana göre dünyanın dört bir yanında
No comments yet. Be the first to leave one.