200 baris pertama.
Levi nasıl?
Yaşlanmış.
Bizim ailenin kaderi.
Nereden bildin?
Ben de öyle yapardım.
Aklını çelebildin mi?
Taraf tutmayacakmış. Ama şaşırmadım.
Sen burada ne arıyorsun?
Ben çocukken deden sabahın köründe odama gelir,
buraya gelelim diye ısrar ederdi.
Kaç kere geldim, bir elin parmağını geçmez.
Öleli 30 yılı aşkın oldu.
O fırsatı kaçırdığım günleri düşünüyorum. Arayı kapatmaya çalışıyorum.
Güneşin doğuşunu izliyorum.
Belki diyorum,
bir şekilde…
…çabaladığımı
görüyordur.
İşin yaş evlat.
Yeterli oyun yok. Olmaz, kazanamazsın.
Evet ama…
Olmaz diyen olduramaz baba. Deh.
Nereye?
Evime.
Deh.
Ne hüzünlü bir melodi.
"Sözün bittiği yerde müzik konuşur."
Üzgünüm tatlım.
Terk ettim de, terk edildim de. Hangisi daha zordu?
Bilemiyorum.
İçine sindi mi peki?
Hayır.
Ama devam etmek de sinmiyordu.
Staten'la mı alakalı?
Anne, ilişki otopsisine hazır değilim.
Babanı sevdim.
Sevdim ama yetmedi.
Sormuşum gibi anlat tabii.
Hiç yaşanmamış olmasını istemem tabii.
O adamdan iki güzel kızım oldu.
Ama yetmiyordu.
Kaliforniya'da Encinitas diye çok güzel bir sahil kasabası var.
Çocukken bir kez gitmiştim, cennet gibi bir yerdi.
Babana orada yaşamak istediğimi, sizi oraya götürmek istediğimi söyledim.
Her yıl "Tamam" derdi ama hiçbir yıl
bu gerçekleşmedi.
Sana bakınca bir akvaryum balığı görüyorum.
Küçücük bir fanusla yetinirsen çok üzülürüm.
Ya da bir erkekle yetinirsen.
Oliver doğru kişi değilse değildir.
Bunu kabul edebilirim, ama…
Anne, Staten'la alakalı değil, tamam mı?
Benimle alakalı.
Benim ne istediğimle.
Eh…
En önemli şey de o.
Seni seviyorum.
Ben de seni.
Hadi Bisküvi, gel.
- Lucas dün gece eve gelmedi mi? - Gelmedi.
Ortalarda yok.
Burada kalmıştır demiştim ama Tim de görmemiş.
Bir dakika, yoksa o bizi…
Hayır.
İmkânsız.
Tamam.
Bana bak. Yok bir şey.
Evet.
Babama söyleyeyim, adamları etrafa şöyle bir bakınsın.
- Çok makbule geçer. Sağ ol. - Ne demek.
Mesaj atarım.
Mesaj mı?
- Evet, telefonuna. - Elektronik tasmadan mı bahsediyorsun?
Hükûmetin her hareketini bilmesini istiyorsan buyur.
Sen ciddi misin?
- Hayır, faturamı ödemedim. - Aman ya…
Çok gıcıksın. Sen…
Hayır, sensin o.
Selam, ben Ellie. Müsait olunca ararım.
Selam, Kai ben.
Bugün konuşacak vaktin olur mu?
Oturup göstermem gereken bir şey var.
Ne alaka?
Bilmek ister miyim?
Hayır.
Dan'in adamları seni arıyor.
- Niye? - Kimse seni bulamıyormuş.
İnsanlar endişelendi.
Kız arkadaşın mesela.
Evet, şey…
Tamam, uzatma. Atla hadi.
Bir şişe şarabı devirmiş gibi kokuyorsun.
Al, giy şunu.
Ne oluyor? Yangın nerede Quinn?
Şu ara
yanmayan yer yok.
Vaktin varsa konuşabilir miyiz?
Pek yok.
- Nereye? - Tuberville'e.
- Orada ne var? - Thomas Rhett için yaptırdığım özel pedal.
Thomas Rhett'i mi ayarladın?
Aynen öyle.
Onunla evlenme Quinn.
Olur, evlenmem.
Ne? Neden?
Evlenme dedin ya.
Sebebi bu değil bence.
Senden de hiçbir şey kaçmıyor.
Ondan ayrıldım, oldu mu? Gitti, New York'a döndü.
Şey, ben…
Ben…
Bunu duyduğuma çok üzüldüm Quinn.
Üzülmedin ama bunu konuşmayacağız.
Ne yapıyorsun?
Ben de geleyim mi?
Ne güzel olurdu, biliyor musun?
Ultrason günümüze Sam'le buluşma ayarlamamak.
Çok pardon. Tarih bir türlü netleşmedi ve ben…
Saçmaladım, yanlış yaptım. Bir daha olmayacak.
Yürüyen fil gibi hissediyorum.
Yürümeyen fil yok ki.
Bıçaklarım seni.
Vay anasını.
Burada tek gördüğüm sıvı altın. Hadi biraz para kazanalım evlat.
Ne o, parayı sevmiyor musun?
Parayı seviyorum da seni sevmiyorum.
Cap de sevmezdi.
Bu hisleri görmezden geleceksem parayı sökülmeye hazır ol.
Aklındaki rakam ne?
Sondaj için 10 milyon, kârın %30'u.
%65 için beş milyon.
Bob Gaines %35 için 10 milyon verecek.
Bende Bob'da olmayan bir bilgi var.
Karın benim bildiklerimi öğrenirse
donuna kadar alır.
Siz artık ailenizi düşünün.
Sana adil bir anlaşma ve söz veriyorum.
O şirret karın geleceğini mahvedemeyecek.
Sekiz milyon, %50.
Tamam.
Tamam.
Yarın arazide ölçüm yaptırıp bulguları doğrulatırım.
Sabah dokuz buçuk gibi.
Tabii, ne gerekiyorsa.
Kılı kırk yarmadan olmaz.
Tabii ki.
Siktir.
- Baksana, bir şey soracağım. - Sor.
Lucas'ı gördün mü?
Dün gece eve gelmedi, ilk derse de girmedi.
Haber alan yok. Kit de…
Dün amigoluk idmanından sonra gördüm.
- Nerede? - Burada.
Takılıyordu, bayağı stresli gibiydi.
Konuştunuz mu peki?
Evet, biraz konuştuk.
Belki Double K'dedir.
- Bilmiyorum. - Ya da şuradadır.
Selam.
Selam.
Ne oluyor?
- Hiçbir şey, derse gidiyorum. - Neredeydin? Merak ettim.
İyiyim ben.
Dün gece eve gelmedin.
Evet. Sorun yok.
- Benimle konuşur musun? - Konuşuyoruz.
- Hayır, ne oldu? - Hiçbir şey.
Dur. Hayır. Neden canın sıkkın?
Sıkkın değil, derse geç kaldım.
Peki, sonra konuşabilir miyiz?
Olur.
- Tamam, gidiyorum ben. - Peki.
Tazeleyeyim mi ortak?
Kulağa ne güzel geliyor, değil mi?
Yok, çiftliğe dönsem iyi olacak.
- Hesabı ödeyeyim. - Olmaz, müesseseden.
Eksik olma.
Telefonum nerede?
Burada bak.
- Sağ ol ortak. - Ne demek.
- Yarın sabah görüşürüz. - Görüşürüz.
Siktir, az kalsın yakalanıyorduk.
- Bulduk mu? - Bulduk.
Sabahki toplantıdan 10 dakika sonra birini aramış.
Numara jeoloji analisti Jim Gantry'ye ait.
- Şimdi ne olacak? - Ayartacağız. Hadi harekete geçelim.
Ne?
Bizim ultrason randevumuz var.
Ne bu garip hâller?
Siz gidin. Gantry'yi ben hallederim.
Emin misin?
Evet, gidin.
Ben hallederim.
Bir bakalım, olur mu?
Aman Tanrım.
Ufaklığınıza merhaba deyin.
Şuraya bakın.
Burası başı.
Kolu da burada.
Her şey gayet normal görünüyor.
No comments yet. Be the first to leave one.