De eerste 200 regels.
Şimdi kapsülleri tekrar açacağız.
Çünkü özenle seçilmiş çok değerli misafirlerimiz var.
Love is Blind: İsveç'in bu sezonunu izleyip tepki vermeye geldiler.
Oha, bu ne?
Altı gizli konuğumuz duvarın diğer tarafında kimin olduğunu bilmeden
kapsüllerdeki yerlerini alacaklar.
Selam!
Sonra tüm sezonu birlikte izleyecekler.
-Olamaz. -Sessiz!
-Tüylerim diken diken oldu. -Ne?
Biz ne izliyoruz böyle ya?
Tepkilerini, fikirlerini ve hislerini anlık görebileceksiniz.
Love is Blind: İsveç tepki bölümüne hoş geldiniz.
İSVEÇ
İnanılmaz bir şey.
Gerçek oda gibi.
Kimse var mı?
Selam? Partnerim sen misin?
Partnerin benim.
-Bekle, bekle. -"Bekle, bekle" mi? Milly misin?
Hayır.
KOMEDYEN
-Onlar gibi duvara karşı duruyorum. -Kim olduğunu çok iyi biliyorum.
Dur, Emil Henrohn musun?
-Evet. Sofia Dalén! -Selam!
Selam.
İkinci sezondaki Milly olduğumu mu sandın?
Evet.
Aman tanrım.
-Disneyland'e gelmiş gibiyim. -Kim var orada?
Dalga geçiyorsun.
Dalga geçiyorsun!
-Kaeli! -Filip!
Burada ne işin var?
-Selam? -Selam.
İsveç'in en önemli kadını mı o?
Evet.
-Ben Fanna. -Fanna mı?
İnanamıyorum. Çok eğleniyorum.
Bu senin için haram değil mi?
Haram mı? Love is Blind'dan bahsediyoruz. Olabilecek en helal şey.
Bu program fikrini bizden çaldılar.
Burada nasıl âşık oluyorlar anlayamıyorum.
-Ya biz de burada âşık olursak? -Bu iş böyle biterse?
Evet.
Çok eğleneceğiz. Tüm ülkelerin tüm sezonlarını izledim.
Ben de.
İnanılmaz.
İzleyeceğim için çok heyecanlıyım.
Hayatımda hiç bu kadar hazır olmadım.
Aşk görmek istiyorum ama drama da bekliyorum.
-Bunu söylemek kabalık mı? -Değil. İstediğimiz bu.
-Tamam, o zaman izleyelim mi? -Tabii.
-Hadi. -Sabırsızlandım.
Başlayalım.
-Hadi bakalım. Tanrım! -Başlasın!
Kapsüller açıldı.
Başlasın!
Hadi beyler, başlayalım!
Tüylerim diken diken oldu.
Bol şans kızlar. Hadi!
-Bol şans. -Bol şans beyler.
-Oyun oynayanlar böyle mi yaşıyor? -Selam!
Adım Daniel. Şu an Norrköping'de yaşıyorum.
Belli oluyor.
Doğum kontrol hapı gibi konuştuğumu söylerler.
Oha! Bu da sert oldu. Doğum kontrol hapı mı?
Son iki yılda yedi, sekiz kez etkinlik sunuculuğu yaptım.
-Sahi mi? -Evet.
Bence bu iş tehlike mesajı veriyor.
Kardeşimle bira imalathanemiz var.
-Eğlenceli iş. -Arkadaşlarımla
Çin'den parfüm otomatları alıyoruz
-ve restoranlara koyuyoruz. -Tamam.
Çin'den parfüm otomatı mı alıyormuş?
Seni bira imalathanesine götürebilirim.
Adam tam satışçı.
Şirketlerinin reklamlarını yapıyor. "Parfümcüm var, biram var."
Elma şarabı da var.
Tekrar görüşürsek sana parfüm vermek isterim.
Olamaz! Eşantiyon verecek.
Bira ve parfüm.
Satışı bırak, bir şey almak istemiyorum.
Çok hızlı geçti. Vaktim yoktu, adını sormayı unuttum.
Olamaz! Ama tatlı bir yazı hazırladı.
Kendini hazırlaması çok hoş.
Şimdi bunu tüm kızlarla yapacak. O kısmı biraz tuhaf kaçacak.
-Gerçekten Avustralya'da mı yaşıyorsun? -Evet, Sidney, Neutral Bay'de.
-Çok hoş kadın. -Ama Avustralya'da yaşıyor.
Sadece beş saniye gördüm ama hoşuma gitti.
Ailemin orada bir şarap bağı var.
-Ne? -Şarap bağı da mı var?
Oha, hem bira hem şarap bağı mı? Bu kadarı da yuh artık!
Bu arada ismim Aron.
Ay, sormamışım bile. Selam falan dedim ama.
Epey iri bir adam. Hoş biri cidden.
Cidden hoş biri.
Ben bir aile kurmayı çok istiyorum.
Kız çok iyi. Bu adama göre değil.
-Kız adama göre fazla iyi. -Fazla iyi, evet.
Bunlardan çift olmaz.
Bol şans beyler.
-Birlikte çok iyi görünürlerdi. -Ay evet.
Çok zamanım kalırsa şey yapmadan önce yatakta uzanırım.
Programı da var.
"Ben sana nasıl olacağını anlatayım."
Hadi, gidelim beyler. Skor 0-0 gibi düşünün. Çok yükseldim.
-Gözlükleri de takmış. -Kaç yaşındasın?
-36 yaşındayım. -Güzel. Harika.
Tam hazırlıktaki partici çocuk.
Saygılı olmak çok önemli.
Ne demek istiyorsun?
-Olamaz. Burnum kanıyor. -Tamam.
Adam epey zorlanıyor.
Sıkıntı yok, burnuma peçete koyacağım.
Adam acı çekiyor. Yanındayım Ludwig!
Tamam, ben iyiyim.
Zeki adam ama. Havalı biri.
Konudan konuya atlayacağım. Kutu oyunu sever misin?
Yapacağım ilk şey kutu oyunu olmaz.
Ludwig çok küçük görünüyor.
Kimi seçerse seçsin anne oğul ilişkisi gibi olacak.
-Sanki daha iki yıl önce mezun olmuş. -Evet.
Sonra seyahate çıkmış, Ayia Napa'ya gitmiş.
Çok gergin.
-Ay canım benim. -Çok gerginim.
Ah canım!
Çok erkeksi ya da Latin gibi mi geliyor, bilemiyorum.
-Hayır. -Öyle olmak zorunda değilsin.
Ay bu adamı şimdiden sevdim.
Gözlerine baksana, çok zarif.
Kalan ömrümü yalnız geçirmeme ihtimalim olabilir.
Bu adam birini bulmak zorunda.
Yaşlandığımızda hepimize bakması gerek.
-Selam sana. -Selam.
Bir randevuda "Selam sana" dersem beni öldürün.
-Çok gerginim. Sorun olur mu? -Gergin misin?
Uyumlular.
Annemi ve babamı kaybettim.
Tanrım!
Tüm bu zorlayıcı hisler, boşluk. Başkalarının iyiliği için çalışmak.
-Kız ağlamaya başlayacak. -Boşluğu aşkla doldurmak için…
-Ay! "Boşluğu aşkla doldurmak" mı? -Çok tatlıydı.
-Bunları sevdim. -Bağ var.
Evet.
-Bu ikisi harika bir çift. -Evet.
İsveç'in geleceği bunlar. Bizi acıdan kurtarın.
Güzel gidiyor. Daha yeni başladık.
Bol şans!
Üçüncüye gidiyordum.
-Üç yıldır kimseyle birlikte olmadım. -Ne?
Evlenene kadar seks yapmamaya karar verdim.
-Çocuk helal takılıyor. -Helal sana!
Asla önüne gelenle yatan biri olmadım.
Bunu hiç anlamıyorum zaten.
Oynaşmaya falan ne diyor?
Yoksa her şey mi yasak?
Boşuna yedi ölümcül günahtan biri değil.
Tamam kes artık.
Ay, ölümcül falan dedi.
İlk randevuda yedi ölümcül günahtan bahsetmek de fazla oldu sanki.
Evet ya!
-Hristiyan'ım. -Ben de Hristiyan'ım.
Yıldızlı pekiyi aldın.
"Buraya adının yanına bir haç çizeceğim."
Tekrar randevuya çıkmak garip.
Yakışıklı çocuk, yalan değil.
O da farkında. Adı da Lars-Erik. İlginç bir karakteri var.
Ama oyun oynamıyorken ne yapıyorsun yani?
Oyun oynamıyorken kola içiyorum.
Ah, yeni bir Milly.
Evet.
Kalorime dikkat etmem gerek. Çok peynirli cips yiyorum.
Komik olan ne anlamadım ama birbirlerinden hoşlandılar.
Oyunu ve peynirli cipsi yazdım.
Peynirli cips diyor ya!
Bir şeyler hissedince böyle gülersin işte.
-Sihir yapabilir misin? -Tabii yaparım.
Şaka yapıyorsun.
Hayır, o sesleri yapma.
O sesleri yapma mı?
-Bugün olduğum insan nasıl oldum? -Evet.
Emin değilim. 14 yaşından beri satış işi yapıyorum.
Tehlikeli!
Herkes Sahra Çölü'nde kum bile satabileceğimi söyler.
-Kesinlikle! -Ağzımı açtığım gibi…
-Hiç iyi değil. -Değil.
Annesini bile, her şeyi satabilir.
Bence olur. Bazen iki kişi birden derinlikli olamaz.
Adama ödev veriyor.
Adam bence açılmaya alışkın değil.
En derin halimi göstereceğim, sen de puanlarsın.
Tabii, harika.
Peki!
-Şimdi gidip cevap arayacak. -"Ben bugünkü halime nasıl geldim?"
-Olamaz. -Ah, hayır.
-Seninkini söylesene. -Evet, Ellen. Bir numaram o.
Sıçayım, ortalık çok fena karışacak.
İçeriden bilgi edindim.
-Ah! Dedikodu yapamazsın. -Neden ispiyonculuk yapıyor?
No comments yet. Be the first to leave one.