Notes from the Last Row

Notes from the Last Row (맨 끝줄 소년)

Download Turkish ondertitel

Seizoen 1

Release informatie

Notes from the Last Row Season 1 Episodes 1-6 Turkish
Een commentaar door desprite
Alt yazı çevirmeni: Müge Öznalcı

Tags

webdl
Gepubliceerd op: 2026-06-26
Downloads: 44
Slechthorend: No
FPS: 23.976

Voorbeeld van Turkish ondertiteling

De eerste 200 regels.

NOTES FROM THE LAST ROW

Lee Min-yeong.

Burada.

Jang Han-seul.

Jang Han-seul.

Jang Han-seul.

-Heo Do-jun. -Burada.

Son ödevlerinizi okudum. Hepsini şuraya bıraktım.

Dersten sonra almayı unutmayın.

Tamam Profesör.

Not aldın mı?

-Sonra ödünç alabilir miyim? -Sana gönderirim.

Profesör!

Bu…

"Çöp" mü? Nasıl böyle bir şey yazarsınız?

Şunu bilmeniz lazım.

Ben influencer'ım.

Bunun anlamını biliyor musunuz?

Sadece blogumun 30.000'den fazla takipçisi var.

Günde kaç beğeni alıyorum, biliyor musunuz?

Öyle mi?

Çok etkileyici. O zaman o blog çöp tenekesi olmalı.

Aslında böyle yazılarla doluysa "çöplük" demek daha doğru olur.

On iki paragraf

ve 167 cümle.

Sayfaları doldurduğun için yazı yazdığını sanabilirsin

ama burada doğru tek bir cümle bile yok.

İçten söylenmiş, samimi tek bir cümle bile yok.

Baştan sona klişe, ucuz duygu sömürüsü

ve başkalarının yazılarından kopyalanmış cümlelerle dolu.

Anlamını bile kavramadan papağan gibi tekrarladığın bu sözleri

başka nasıl tarif edeyim?

"Çöp"ten daha uygun bir kelime bulabiliyorsan söyle.

Sonrasında o kelimeyi kullanırım.

Bitti mi?

Pislik.

Onu boğsam yeridir. Hayatımı zehir etti.

Keşke dersi zorunlu olmasaydı.

Aşağılık kompleksi yüzünden böyleymiş.

Üst sınıflardan biri içerken söyledi.

Heo Mun-oh sadece bir roman yazmış.

O da 20 yıl önce.

O zamandan beri ikinci bir roman yazamamış.

Ne kadar uğraşsa da yapamamış.

Aşağılık kompleksi yüzünden bunun acısını öğrencilerinden çıkarıyor.

Tam bir ezik.

ÇALIŞMA VAR RAHATSIZ ETMEYİN

Mun-oh Bey, geldiniz mi?

Kapı açıktı, o yüzden…

Profesör Park, daha dün görüşmedik mi?

O dündü Mun-oh Bey. Bugün de görüşmek istediğimden geldim.

Yine Mun-oh diyorsun. Adımla hitap etmemeni söyledim.

Evet Profesör Heo.

Ama size isminizle hitap etmeyi seviyorum.

Dün eve rahat gittiniz mi?

-Kahve ister misin? -Sağ olun, demin içtim.

Tanrım, bu da ne? Çok inatçısınız Mun-oh Bey.

Yoklamaları hâlâ elle mi yazıyorsunuz?

Size program yükleyeyim mi? Çok daha kolay.

Hayır, sağ ol. Kendi bildiğimi yapmayı yeğlerim.

Sen niye gelmiştin?

Mühendislik'ten geldiğine göre bir sebebi vardır.

Aslında dün söyleyecektim ama unutmuşum.

Mun-oh Bey.

Yazar Kim Su-hun'u tanıdığınızı duydum.

Kim? Kim Su-hun mu?

Üniversiteden sınıf arkadaşınızmış.

Böyle etkileyici bir çevreniz olduğunu bilmiyordum.

Bilseydim çok daha öncesinde tanıştırmanızı isterdim.

-Ne demek istiyorsun? -Bundan daha önce bahsetmiştim sanırım.

Mühendislik Fakültesi'nin kültürel etkinliklerini

ben organize ediyorum.

Öğrencilerimizin duygusal gelişimi zayıf…

Sadede gel.

Evet, sadede geleyim.

Gelecek ay Kim Su-Hun'u davet etmek için görüşmeler yapıyoruz.

Yeni romanını anlatacak, sonrasında da bir söyleşi yapılacak.

O söyleşiyi siz sunarsınız diye umuyordum.

Ne dersiniz?

-Söyleşiyi mi sunacağım? -Evet.

Aslında sizi ilk öneren Bay Kim'di.

Kim Su-hun beni mi önerdi?

Evet.

Ne dedi?

Arkadaşıyla konuşmanın daha rahat ve eğlenceli olacağını söyledi.

Siz sunarsanız gelecekmiş.

Kim Su-hun öyle mi dedi?

Evet.

-Yol kaygan. Dikkat edin. -Harika bir yazı mı geliyor?

Merak etmeyin. Siz fazla baskıya hazır olun.

Su-hun.

Mun-oh! Bir saniye.

Bay Gu.

Siz devam edin. Hemen geliyorum.

-Tamam. -Acele et. Asıl röportaj şimdi başlıyor.

Evet.

-Restorana gel. -Tamam.

Seni aramalıydım. Kusura bakma.

Bugün birlikte yemek yemeyecek miydik?

Ondan geldim.

Evet, plan oydu. Bir de bir şey söyleyecektim.

Ama son anda Bay Gu da geldi.

Tanıyor musun?

Tabii, Gu Yeong-ho'yu hangi yazar tanımaz?

Onu ilk kez görüyorum.

Peki…

Ne söyleyecektin?

Konu neydi?

Senden rica ettiğim şeyle mi ilgili?

Evet.

Sana referans olamam.

Son zamanlarda bu konuda fazla cömert davrandım sanırım.

Cömert mi?

En azından yazımı okudun mu?

Tabii ki okudum.

Ama onu sonra konuşuruz, olur mu?

Hayır Su-hun.

Şimdi söyle.

Ne düşünüyorsun? Söyle.

Yazarın tam olarak ne demek istediğini anlayamadım.

"Söyleyecek bir şeyin yoksa neden yazma zahmetine giriyorsun?" dedim.

Yazmak zorunda değilsin.

Ama her şeyden önce

cümle yapılarını gözden geçirmelisin.

Ondan ilk cümleyi yazmak çok önemli.

Yazar ilk cümleyi yazdığı anda

hikâyesine ilk adımı atmış olur.

Şu cümleyi dinleyin.

"Oradan ayrıldığım için öyle mutluyum ki!

Değerli dostum,

insanın kalbini anlamak olanaksız bir şey!"

Bu hangi romanın ilk cümleleri?

Bilen yok mu?

Klasik edebiyatın en çarpıcı eserlerinden.

Goethe'nin…

Kimdi o?

Neydi o ses?

Özür dilerim.

Bunlar Goethe'nin Genç Werther'in Acıları eserinin ilk cümleleriydi.

Bildiğiniz gibi

Werther'in arkadaşı Albert'e gönderdiği mektuplardan oluşan bir eser…

Dersimi ciddiye almıyor musun?

Beni de mi ciddiye almıyorsun?

Ayağa kalk.

Ayağa kalk.

Kalkmayacak mısın?

Defol o zaman!

Sınıfımdan çık.

Albert değil, Wilhelm.

Ne?

Werther'in arkadaşı Wilhelm.

Albert de Werther'in sevdiği kadın olan Lotte'nin nişanlısı.

Werther'in kıskançlığı, hayranlığı

ve aşağılık kompleksinin kaynağı.

Ama bunlar

size göre dostluğun bir parçasıysa

arkadaş olduklarını söyleyebilirsiniz.

Kıskançlığının kaynağı

ama yine de arkadaşı.

Ders bitti Profesör.

Bugünlük bu kadar.

Hadi, kalk.

YAZININ TEMELLERİ: KAVRAMLAR VE UYGULAMALAR

PROFESÖR HEO MUN-OH

ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ LEE KANG

Sağ ol.

Sen olmasan mahvolmuştum.

Sana bugün bir yemek ısmarlayayım. Ne istersin?

Ne istersen. Kızarmış tavuk, pizza…

Ama kıskançlık sevgiden önce geliyorsa

buna arkadaşlık denebilir mi?

Se-yun'la ilk kez kışın, okula başlamadan önce tanıştım.

Tamamen bir tesadüftü.

Çabuk ol, masayı topla.

Bir dakika, bu…

-Bunu sizin için sakladım. -Teşekkürler.

Buldum.

Çok teşekkürler.

Teşekkürler.

Tanışmamız bir tesadüf olsa da arkadaş olmamız tesadüf değildi.

Onu ben planladım.

Sen de mi YKK'desin? Bunu birinci sınıflara veriyorlar.

Ben Kim Se-yun. Bilgi ve Belge Yönetimi'ndeyim. Sen?

Lee Kang. Elektronik Mühendisliği.

Mühendisler de mi bu dersi alıyor? Gerçi zorunlu ders.

Kodlama biliyor musun? Ben hiç bilmiyorum. Video oyunlarını sevdiğimden girdim.

Kod yazmak zor değil.

Çok kolay.

Öyle mi?

Vay be. Bunu nasıl yapıyorsun?

Bana da öğret.

Şimdi olmaz. Yarı zamanlı işime gitmem lazım.

Yarın bize gelmek ister misin?

Planım işe yaradı.

-Size mi? -Evet.

Sonunda Se-yun'la arkadaş oldum.

Evine gidecek kadar yakınlaştım.

DEVAM EDECEK..

İnsan hiç gitmediği bir yerin hasretini çekebilir mi?

Hiç tanışmadığı birine özlem duyabilir mi?

Opmerkingen

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left