De eerste 191 regels.
Saçımı bırak, seni küçük psikopat.
Geber, komünist aptal sarışın.
Pekâlâ Bud, bu konuyu daha önce konuştuk sanıyordum.
Hangi konuyu, anne?
İşte, ablanın arkasından yaklaşıp saçını çekmen, onu öldürüyormuş gibi yapman.
Anneannen üzerindeki etkisini hatırlarsın.
Kimse bundan hoşlanmıyor ve bunu komik bulmuyor.
Yani kes artık, tamam mı?
Tabii, anne.
Şimdi okula gidiyorsun.
Senden nefret ediyorum.
İyi.
Merhaba, tatlım.
-Bir şey mi oldu? -Yok.
Hayatım...
...bu senin küçük kaktüsün değil mi?
Bunu önceden çalar saatinin olduğu yere koymanın özel bir sebebi var mı?
Odaya biraz renk katar diye düşündüm.
Ah tanrım, sabah sen alarmı kapatmadan
seni uyaracaktım aslında.
-Ama yapmadın. -Özür dilerim.
Sorun değil. Kanamayı senin donunla durdurdum.
-Çocuklar nerede? -Ah, çıktılar.
Ha, bu arada, Bud'un bugün okulda bir sunumu var.
Konu "Babam neler yapar?"
Yani, bu akşam eve geldiğinde, bir kutu bira kayıpsa
veya uzaktan kumandayı bulamazsan nerede olduklarını biliyorsun.
Pekâlâ, umarım onları akşam geri getirir, TV'de Bulls'ın maçı var.
Hadi ya, şaka yapıyorsun.
Senin Kajunlu Clyde ile Mutfakta programın kadar heyecanlı olmasa da
en azından eve gelmek için bir sebebim oluyor.
Al, buzdolabının kapağını açık bırakmak zorunda mısın?
Dikkatimi dağıtıyor.
Pardon, belki de yemek için bulaşık makinesine bakmalıyım.
Meyve suyumuz kalmamış.
Ah, almadım hiç. Zamanım olmadı.
Peki, olur böyle şeyler, anlıyorum.
Bir işin ya da uğraştığın bir şey falan yok, değil mi?
Yani, gömleklerindeki kirleri zımparalıyorum,
çorap ve iç çamaşırlarını makineye atmak için cebelleşiyorum ama
sanırım bu işten ziyade bir macera.
Bunun meyve suyuyla ne alakası var?
Al, işten eve gelirken yolunun üzerinde bir market var.
Affedersin, neden bunu düşünemedim?
Elbette, sorun değil, alışverişi de ben yaparım.
Hayatını biraz daha kolaylaştırmak için yapabileceğim başka bir şey var mı?
Sırtını tıraş edebilirsin.
Hey, o kılların orada olmasının bir sebebi var...
...seni geceleri benden uzak tutuyor.
Al, yine başlamayalım,
sabah güne ne güzel başlamıştık.
Evet, özür dilerim. Haklısın.
Sadece zor bir iş günü beni bekliyor,
güne başlamam için yiyecek hiçbir şey yok.
Özür dilerim, tatlım, biliyorum. Benim hatam.
Ama söz veriyorum, bu akşam evde yiyecek bir şeyler olacak.
-Meyve suyu da. -Tamam.
Ah bu çocuklar!
Yemeğin ziyan olmasından nefret ediyorum.
Evet, benim küçük bebeğim.
İyi günler, tatlım.
Döndüğümde evde meyve suyu olursa iyi olur.
Müdürünün ne dediği umurumda değil,
liseden mezun olduğumdan beri 38 numara ayakkabı giyiyorum.
Pekâlâ, bunlar 38.
Kutunun üzerinde "40" yazıyor, çünkü yani...
Bakın, hanımefendi, sizin ayakkabı numaranız 40.
Ben bunu kabul edebiliyorum, siz neden edemeyesiniz?
Çok ukalasınız!
Hayır, hanımefendi, bu imkânsız çünkü
son bir saattir aslında ayağınızı kutuya yerleştirmem gerekirken
ayakkabının içine sokmaya uğraşıyorum.
Yani, diyeceğim o ki her şey olabilirim ama ukala değilim.
Bu arada, şuradaki dağları delen Ferhat'a
100 dolarlık ayakkabıları bırakmasını söyler misiniz?
Reklamınızda "Nazik Hizmet" yazıyor.
Bu, benim reklamım değil, hanımefendi. Bu, işyerinin önceki sahibinin reklamı.
Trajik bir şekilde, tam böyle bir anda,
40 numara ayakkabı yüzünde patladığında öldü.
Hadi, Arnold, gidiyoruz.
Balon istiyorum.
Zaten bir balonun var.
Hey, Al, öğle yemeğine çıkabilir miyim?
Öğle yemeğinden daha yeni geldin.
Evet, teknik olarak ama biyolojik olarak hafif meşrep bir hatunla yataktaydım.
Luke, tanıştığın her kadınla yatağa girmekten ne keyif alıyorsun?
Bilmiyorum...
...ama keyif alıyorum.
Arkadaşın olarak sana söyleyeyim, sen evlenene kadar bekleyemem.
Evet, sana tapan bir eş ve çocuklar.
Bir eş...
...çocuklar...
...liste böyle devam ediyor!
Sabah sana baktıklarında gözlerindeki ışığı görmek.
Senin etrafında pervane olurlar. Bu, dünyadaki cennnettir.
Hayır, Al, dünyadaki cennet bu.
Ben Luke Ventura, ayaklarınıza kapanan köleniz.
Burada çalışıyor musunuz yoksa sadece takılıyor musunuz?
Affedersiniz, hanımefendi. Size yardımcı olabilir miyim?
Birkaç ayakkabıya bakmak istiyorum, lütfen.
Durun tahmin edeyim...
38 numara.
Evet, nasıl tahmin ettiniz?
Bütün kadınlar 38 giyer.
Daha önce bunun size söylendiğini biliyorum...
...ama ayağınızın üst kısmı bir film yıldızınınki gibi.
Gerçekten mi?
Hey, Al, Tawny ile tanış.
Al evli.
Bak, Al, sana söylemeyi unuttum,
bu akşamki Bulls-Laker maçına fazladan bir biletim var.
Locadan. Gitmek ister misin?
Kesinlikle evet!
Karının izin vereceğine emin misin?
Sana bir şey söyleyeyim...
...hiçbir kadın Al Bundy'e ne yapacağını söyleyemez.
Hey, sen...
ayakkabılarımı getir.
Tabii, hanımefendi.
Bugün ekibimizden antropolog Dr. Jim ile birlikteyiz,
kendisi Amazon'da, peygamberdeveleri gibi çiftleşme mevsiminden sonra
erkeklerini yok eden bir kadın kabilesi keşfetti.
-Aman tanrım. -Hanımlar...
Merhaba, tatlım!
Merhaba.
-Çok çalışıyorsun galiba? -Ah, evet.
Evi temiz tutmayı sevdiğimi biliyorsun.
Zor bir gün müydü?
-Evet, senin nasıldı? -Of, öyleydi.
Tabii ya, öyle olmalı. Televizyon bile terlemiş.
Hey, bana biraz meyve suyu getirsene.
Ah, yapmayı unuttuğum şey buydu.
Sorun değil. Meyve suyu önemli değil.
Dinle, tatlım, bütün gün ev işleriyle uğraştığını biliyorum,
yani bu akşam bana yemek hazırlamakla uğraşmak zorunda değilsin.
Sana küçük bir sürprizim var.
Bu akşam maça gidiyorum.
Al, bu akşam maça gitmiyorsun.
Tabii ki gidiyorum.
Bak, sana bir şey açıklayayım...
Bütün gün çalışıyorum.
Bütün gün çalışan insanlar akşamları biraz eğlenmek ister.
Şimdi, bu anlattıklarımdan bir şey anlamanı ummuyorum ama
inan bana, ben senin kocanım, en iyisini bilirim.
Peki, evde benimle kalmak eğlenceli değil mi?
Uyumak için beni bekleme.
Al...
-...bu akşam o maça gitmiyorsun. -Ah, beni yanlış anladın.
Şöyle söylemem gerektiğini düşündün galiba
"Tatlım, maça gitmemde bir sorun yok, değil mi?"
Biliyorsun, bir soru gibi.
Bu konuda sorulacak bir soru yok.
Hayır, yok. Bu akşam maça gidemezsin.
-Nedenmiş? -Çünkü arkadaşları davet ettim.
Arkadaşlar?
Kim buraya gelmek ister ki?
Yan tarafa taşınan yeni evli çifti biliyor musun?
-Hayır. -Pekâlâ, onları davet ettim.
-Sana söylediğimi sanıyordum. -Söylemedin.
Bak, bütün gün çok çalıştım.
Yapmak isteyeceğim en son şey tüm akşamı tanımadığım insanlarla geçirmek.
Bak, mahalleye yeni geldiler,
iki aydır burada yaşıyorlar ve hiç arkadaşları yok.
Biz de 15 senedir burada yaşıyoruz ve hiç arkadaşımız yok.
Al, arkadaşlarım olsun istiyorum.
Tamam, bekle, bir dakika bekle,
arkadaşlarının olmamasının benim hatam olduğunu mu ima ediyorsun?
Ah, hayır,
eli pantalonunun içinde televizyonun önünde oturup geğirip duran benim.
Evi pek de ısıtmıyorsun, Peg.
Al...
Al, her gece çocuklar dışarı çıkınca evde sadece ikimiz kalıyoruz.
Bunun benim için ne kadar sıkıcı olduğunu göremiyor musun, tatlım?
Bak, bir akşam misafirlerimiz geliyor ve senden tek istediğim
nazik olman.
Ah, nazik olacağım.
O kadar nazik olacağım ki burada bile olmayacağım!
Maça gidiyorum.
Tamam, Al, peki,
sen gitmeden önce sadece üç şey söylemek istiyorum:
Hesap cüzdanı her ikimizin adına,
kredi kartları her ikimizin adına
ve marketler hâlâ açık.
Neden bana meyve suyu almadın?
-Çocuklar gitti mi? -Evet.
Ama geri dönecekler.
Bu insanları bu akşam davet ettiğine inanamıyorum.
Arkadaşlardan nefret ederim.
Sadece bir kez olsun beni düşünemez misin?
Bütün gün evde tek başımayım.
Sen dışarıda sürekli insanlarlasın.
No comments yet. Be the first to leave one.