Pierwsze 200 wierszy.
Max, hadi!
Sadece benimle ilgili bir hikaye uyduramazdın.
Bunu kendin için de yapıyorsun.
Annie, Max iyi mi? Muhtemelen kızgınsın.
Ama gerçekten, iyi mi?
- Biz sadece... - Biz mi? Tamam.
Senin yaraların nerede? Yok. Hiç yaralanmamışsın. Harika. Gidebilirsin.
Annie lütfen, beni dinlemelisin. Alex müşterilerinden ve Lionfish'ten...
...tonla para çalmış. Fotoğrafım bilgisayarlarındaydı, Miranda'nınki de.
- Ama adının Elena olduğunu söyledi. - Belki de o değildi.
- Hayır. - Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
Cassie? Kendini kaybetmişsin.
- Hayır. - Sen...
- Dinle. Max hayatımı kurtardı. Beni resmen... - Yerel polisten bir arkadaşım aradı.
Ellerinde kafası iyiyken araba sürdüğü için berbat şeyler yaşayan 17 yaşında...
...bir kız varmış. Yani peşinizde kimse yokmuş.
- Komplo da yok. - Bu imkansız. Öyle değildi.
Gerçekten mi? Çünkü hikayenin çılgınca gelen kısmı bu!
Annie, lütfen. Bu düşündüğümüzden de...
- ...büyük bir şey. - Arkadaşlığımız boyunca...
- ...ismi bu mu? - Ne?
Buna arkadaşlık denir mi? Neyse, onca zamandır hiç...
...yani yerinde olsam uzaklaşırdım.
Flash disk buldun mu? Hello Kittyli bir flash disk. Max'in cebindeydi.
Çok küçük ama gereken tüm bilgiler onda. Yemin ederim tüm kanıt orada.
Madem yemin ettin, Cassie.
Annie. Annie.
- Bekle, Max nerede? - Ameliyatta. Durumun ciddiyetinin...
- ...farkında mısın? - Evet, üzgünüm.
Ama onu çıkartırlarken görmedim.
Elbiseleri nerede? Flash diski arka cebine...
...koymuştu. Gördüm. Bakar mısın...
Tamam.
- Hiçbir şey yok. Gördün mü? Bomboş. - Koymuştu.
Hayır, yok. Hiç kanıtın yok, Cassie.
Sadece sapıklarla, trendeki kadınlarla ve silahlı zengin ailelerle ilgili...
- ...masalların var. - Sokolovları bana sen söyledin.
Tamam mı? Aradığın kanıt da Hello Kittyli diskte.
Bir kez daha Hello Kitty kelimesini duymak istemiyorum, Cassy.
- Flash disk falan yok, Cassie. - Sana yardım etmeye çalışıyorduk, tamam mı?
FBI'dan bahsettiğin için senden gelmeyen bilgiyi arıyorduk.
- Demek benim için endişeliydiniz! - Evet.
Tanrım, bu harika. O zaman bana günümü sor da sana Max'e olanları öğrenmeden...
...önce senin için yaptıklarımı anlatayım!
- Ben... Ne? - Sor.
- Neden bahsediyorsun? - Biliyor musun? Kapa çeneni.
- Sormamı istedin! - Kapa çeneni!
Tamam...
Max çok kötü yaralandı ve sadece kendinden bahsediyorsun.
Bu doğru değil. Ona kalp masajı yaptım. 911'i aradım. Tanrım.
Tebrikler, Cassie. İnsanlık edip doğru olanı yapmışsın.
Muhteşem.
Başka ne yapabilirdim? Üzgünüm. Yaralanmasını istemedim.
- Yetti. - Annie.
Evimden eşyalarını al ve git. Yetti artık.
- Cassie? Saat çok geç. - Tanrım.
Üzgünüm, saatin farkında değildim.
Bence daha çok iletişimde olmalıyız.
Pardon, seninle takılmamı mı istiyorsun?
- Tamam, Roma uçuşunda görüşürüz. - Bekle.
Roma uçuşu mu, ne?
İki gün sonra.
Berbat durumdasın güzelim.
Tanrım.
Shane'i aradınız.
Mesaj bırakın.
- Selam Cassie. - Selam Megan.
N'aber?
Tanıdığın herkesi arayacak mısın?
Patolojik olarak yalnız kalamıyor musun?
Ya sen? Bu odada olmak istemiyorum, tamam mı?
Gerçek dünyada gerçek dostlarımla olmak istiyorum.
İyi şanslar.
Hayatındaki herkesi soğuttun.
Evet, delisin sen. Arkadaşlarım beni seviyor.
Düşündüm de... İstridye yemek ister misin? Baş başa...
...kızlar için istridye gecesi yaparız.
- İyi misin? - Evet.
Çok iyiyim.
Hatta harikayım.
Son dakikada aradığım için üzgünüm.
Ama hep yeterince takılamadığımızı söylersin. Düşündüm de...
Hadi takılalım, olur mu?
Tamam, Cassie. İkimiz de yetişkiniz.
Yani gerçek heyecanla sahte heyecanı ayırt edebiliyorum.
Neye ihtiyacın var?
Neden hep bir sorun olduğunu düşünüyorsun?
Beni sadece bir şeye ihtiyacın olduğunda aradığın için olabilir.
Gerçekten mi?
Çok ilginç.
Çünkü seni daha fazla aramamı istediğini sanıyordum.
Beni sürekli arayıp bir sürü mesaj bırakıyorsun.
Cassie, o kadar sık aradığım için özür diledim ya.
Bana Korece bile mesaj bırakmışsın. Evet.
Bana başka dillerde mesaj bırakıyorsun. Ama ben seni aramak istediğimde...
- ...buna iznim yok. - Korece mesaj mı? Nasıl?
Evet, yanında bir adam vardı.
Konuşuyordunuz ben...
Biliyor musun? Bill'le ikimizdik.
Evet, garip bir seks şeyi işte. Çok utanç verici.
- Onu silebilir misin? - Hayır.
Silmeyeceğim. Eğlencesine tutacağım.
Sonra canım isteyince çevirtirim.
Hayır. Sen neredesin?
Buluşup bir şeyler içelim.
Vazgeçtim. Geçti artık. Havam kaçtı.
Mahvettin. Bunu tahmin etmeliydim.
Cassie? C...
Cassie!
- Selam. - Çok çabuk açtın.
- Yalnız mısın? Beni görmek ister misin? - Evet ve kesinlikle evet.
- Tamam, benim evde görüşürüz. - Tamam.
Olamaz.
Bu odada olmak istemiyorum.
Ben gidiyorum.
Bu daha önce hiç olmamıştı.
Cassie...
- Kendine yalan söylemeyi bırakmalısın. - Hayır.
Hayır.
Orada kal.
Ben...
Ben de burada kalacağım.
Şöyle yapacağız.
Bunu mantıklı yetişkinler gibi konuşarak çözeceğiz.
Benden kaçamazsın, Cassie.
Acıktım.
Kahvaltı edelim mi?
Pardon, selam.
Biraz daha dipsiz mimosa alabilir miyiz?
- Evet. - Hayır.
Bunlar kalsa olur mu?
Biliyor musun?
Bunun dibini göremiyorum.
Gerçekten dipsiz.
- Başka ne dipsiz biliyor musun? - Ne?
Ne yapıyorsun? Tanrım.
Selam.
- Gördükleri hoşuna gitmedi. - Buraya gel.
Evet.
Ne yazık ki işletmemizde herkesin giyinik olması gerek.
Hesabı ödeyip gidin.
Cassie, Alex'in evinden sonra buraya gelmiş.
Doğru. Kilidi kırdığı adamı gördüm.
Boş bir depo neden bu kadar önemli olsun ki?
Belki her şeyi çalmışlardır.
Büyük bir kamyonları varsa anca.
Büyük bir kamyonları olsa onu takip ederken görürdün.
Vardiya değiştirme zamanın gelmedi mi?
Ne? Federaller neden Lionfish'i bastı?
Sarışın sağ olsun her şeyi bir gecede taşımaları gerekti.
Bekle, bunu nereden biliyorsun?
- Çünkü gözümün önünde oldu. - Kahretsin.
Victor'a Londra'ya döndüğünü söylemiştin. Neden New York'tasın?
- Neden senden başka herkes onu dinlemek zorunda? - Victor Londra'da...
...olmadığımı anlamadan durumu düzeltmeliyim, tamam mı?
İyi şanslar.
Biz arkadaşız.
Kedimi bile sana emanet ettim.
İki sene boyunca. O artık senin kedin değil.
Benim kedim. Ve beni bir daha aramanı istemiyorum.
Tamam, dinle. Victor sorarsa beni Londra'da gördüğünü söyle.
Tamam mı?
- Sen benim için bunu yapar mıydın? - Sana para veririm. Nakit.
Tamam, birkaç günün daha var.
Ama o kadar.
Kedimi besle.
- Selam! - Selam, Mick.
Selam, bebeğim.
- İki tane alabilir miyiz? - Elbette.
- Müdavimi misin? - Ufaktan.
- Bu şarkıya bayıldığımı biliyorsun. - Biliyorum, Cassie.
- En sevdiğim şarkı. - Adı ne?
Sözleri sen de biliyorsun. Söyle!
Cassie...
Ca-Ca-Ca-Cas...
Hiç komik değil.
Ne yapıyorsun?
Cassie!
Gel oturalım.
Tamam.
Haftalık buluşmalarımızda hiç şehre inmiyorduk.
- Eğlenceli, değil mi? - Nereye gidiyoruz, anne?
Bir yere uğramam gerek. Ama sonra Big Gay Ice Cream'e gidebiliriz.
- Olur mu? - Sanırım.
Nereye uğrayacaksın?
Cassie'den bir şey alacağım.
Ama mesajlarıma cevap vermiyor. Tanrım.
- Benim olmadığım bir ara yapsan? - Üzgünüm.
Hemen halletmeliyim. Lütfen kabullen.
Cassie.
Cassie berbat biri. Onu neden seviyorsun ki?
- O benim en iyi dostum, sağ ol. - O parti manyağını...
...en iyi dostun olarak görmen çok acı.
Biliyor musun? Onu seviyorum.
Canı ne isterse onu yapıyor ve insanlar onu seviyor.
Eli bu...
Umarım asla kendini görünmez ya da istenmez biri gibi hissetmezsin.
Çünkü birinin sana kendini böyle hissettirmesi berbat bir şey.
Beni dinliyor musun?
- Cassie'yi buldum. - Ne?
No comments yet. Be the first to leave one.