Pierwsze 200 wierszy.
NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ
14. yüzyılda, köylüler feodal beylerin tebaasıydı.
Üstelik hiçbir yasal hakları yoktu.
Haysiyetleri sürekli ayaklar altına alındığından
özgürlüğü bulabilmek için kimi şehirlere kaçmaları gerekiyordu.
Bu şehirler büyüyor ve soylularla karşı karşıya geliyordu.
Barselona'da orta sınıfın yeni yeni doğmakta olan kurumları
bir taraftan kralların ve soyluların suiistimallerini durdurmaya çalışıyor,
öbür taraftan da asırlardır ayakta kalacak yapılar inşa ediyordu.
La Ribera bölgesinde bulunan Denizlerin Meryem'i Kilisesi'ni,
krallar ve piskoposlar değil, halk inşa etti.
O rüyayı gerçeğe dönüştürmek isteyen bir adamın öyküsüdür bu.
BARSELONA'YA İKİ GÜN UZAKLIKTA NAVARCLES - 1319
Delisin sen Estanyol, aklını yitirmişsin.
Üstad Esteve, ne oldu?
Baban Bernat. Yine heyheyleri üstünde.
Hasadı birlikte yapalım diyorum, beni hırsızlıkla suçluyor.
Toprağıma elini sürersen gebertirim seni.
Her gün daha kötüleşiyor.
Bir şeyler yapmalısın.
Sadece ikinizsiniz, kimseniz yok.
Halledeceğiz.
Artık çocuk değilsin, Bernat.
Bu yaşta çoktan evlenmen gerekirdi.
Ne dedi o hergele?
- Peder Esteve yardım etmeye çalışıyor. - Yalan.
Toprağımızı dirhem dirhem çalmanın peşinde.
KAÇAKLAR
Evlenmeni söyledi yine, değil mi?
Ne söylediğinin önemi yok baba.
Bütün tasarrufum kız kardeşinin çeyizine gitti.
Önce onun, sonra senin payın.
Barselona'ya yerleşmek için kocasının ihtiyacı vardı.
Sorun değil demiştim sana.
Yapmamalıydım. Evlenmek senin de hakkındı.
Fırsat çıkmadı.
Yanlış yaptım. Paranın bir kısmı senindi.
Kimin parası olduğunun bir önemi yok.
Üstelik toprağımız da var.
Baban iyi adamdı.
Bazıları deli olduğunu düşünüyordu, ama iyi adamdı.
Şimdi ne yapacaksın?
Sana bir eş gerek, Bernat.
Çok çalışkandır. Evi çekip çevirir.
Hem toprakta hem hayvanda yardım eder sana.
Çok da güçlü. Bir sürü çocuk verir sana.
Kızım Francesca ile evlenirsen, bir daha başka şey aramazsın.
Gel, evladım.
Tebrikler, Bernat. Ona göz kulak ol.
Gelin ve damada!
Gelin ve damada!
Onlar için de dökün kadehlere.
Bir daha söyle.
Bir daha duymak istiyorum.
Ben, Francesca Esteve,
meşru karın olarak kalbimi sana veriyorum
ve Bernat Estanyol,
seni meşru eşim olarak kabul ediyorum.
Ve ben…
…Bernat Estanyol…
…kalbini alıyorum.
Kendiminki de senindir.
Ebediyen mi?
Ebediyen.
Lordun yanına git. Sen de annene git.
- Ne oluyor? - Dediğimi yap.
Anne, ne oluyor?
Hiç. Yanımdan ayrılma.
Evimize hoş geldiniz, lordum.
Susadık. İçecek bir şey getir.
Sen değil.
Karın hizmet etsin.
Hayır, lütfen.
Lütfen.
Hayır, hayır.
Lütfen, hayır.
Daha ver.
Diğerlerine de…
Daha.
Hayır!
Lordum! Lütfen!
Hayır! Lütfen!
Hayır!
Estanyol.
Sıra sende.
Karım piçlerimin her yerden fırlamasına deli oluyor.
Mızıldanmasına katlanamıyorum.
Hıristiyan bir koca olarak görevini yap.
Francesca.
Ne yaptılar sana?
Francesca.
Hayır. Lütfen. Yapamam.
Damat, evlilik gereğini yerine getirmemiş galiba.
Yapamam, lordum.
Sen yapamıyorsan…
…askerlerimden biri de yapabilir.
Öyle midir beyler?
Lütfen, hakkınız yok buna.
Lütfen.
Bu ne cüret?
Sen şimdi lordunun ilk gece hakkını fırsat mı biliyorsun, yarın bir gün
kucağında bir piçle şikâyet etmeye mi geleceksin?
Bu mu niyetin?
Söyle! Bu mu niyetin?
Özür dilerim.
Yapmamız gerek.
Dokunma.
Ben yapmazsam başkası yapacak.
Özür dilerim.
Bırak beni. Lütfen.
Hayır.
Çok özür dilerim.
Beşik bitti sayılır.
Nasılsın?
Bana neden söylemedin?
Ölebilirdin.
Oğlumuz.
Gördün mü?
Doğum lekelerimiz aynı.
Sağ gözünün altında lekesi var.
Adı Arnau olsun.
Yesene, Bellera. Güç toplaman gerek.
Diyorlar ki, buralarda toprağı biri sürer, ama tohumu bir başkası eker.
Bir köylü, benim toprağımda erkekliğime şüphe düşüremez.
Bellera, doğum lekelerini yasaklamalısın.
Sen. Al çocuğunu, gel bizimle.
Francesca, hayır!
Francesca! Hayır!
Francesca!
Bernat Estanyol.
Lordun, Llorenç de Bellera, süt annelik yapsın diye karını emretti.
Hayır.
Ne biliyorsunuz oğlum hakkında?
Ne işin var burada?
Çek git.
İyi mi?
Sen arkadaşımdın.
Yalvarırım. İyi mi, bilmek istiyorum.
Bernat, sana söylememek için emir aldık.
Gel.
Lord, bebeğini buraya bıraktırdı.
Karın meme vermek için gelip gidiyordu.
Sonra lordun mabeyncisi geldi.
Karın direndi ama mabeynci güçlüydü.
Sonra Francesca ne zaman emzirmeye gelse…
…ondan yararlanacak askerler oluyordu burada.
Şimdilerde az geliyor.
Ne yapıyorsun?
- Oğlumu götürüyorum. - Hayır, Bernat, yapamazsın.
Çekil.
Önüne baksana.
İmdat!
Muhafızlar!
Orospu, bırak çocuğumu!
Yürü!
Askere ver şunu!
Bul onu.
Çekil!
Çekil!
- Kaçmış, lordum. - Yakın evi.
Salın köpekleri.
Arnau.
Arnau, oğlum.
Yaşaman gerek. Duyuyor musun beni?
Ye oğlum, ye.
Evet.
Lordum.
Bulabildiniz mi?
Vadilerin oraya kadar gittik.
Kesin düşmüştür.
Buluncaya kadar arayın.
Bulamazsanız her yere duyurun.
Her yeri arayın! Manresa, Barselona, Zaragoza.
Gerekiyorsa cehennemin dibini bile!
Francesca.
Bulamadılar onları.
Baştaki adamı tanıyorum.
Öldüler dedi, ama yalan söylüyor.
Lord bile inanmadı.
Yalan söylüyor, eminim.
Sana bakacağım, Arnau.
Kimse sana zarar veremeyecek.
Kimse.
Burada özgür olacağız, oğlum.
Haydi!
Sebzeler.
Dikkat. Düşürüp de kırarsanız cefasını sırtınız çeker.
Haydi. Taşıyın içeri şunları.
Acele edin, yoksa döve döve canlandırırım sizi.
Ne istiyorsun?
Burası Grau Puig'in atölyesi mi?
İş arıyorsan ihtiyacımız kalmadı.
Ben ustanın akrabasıyım.
Akrabası? Hiçbir şey değilsin sen.
- Kaybol. - Lütfen.
Defol git dedim.
Girmedi mi kafana?
Bas git yoksa döverim.
Şeytanını da al git.
Çocuğuma öyle deme.
No comments yet. Be the first to leave one.