Pierwsze 200 wierszy.
Kızımız Evelyn Marie Babic'in İlk Komünyon Ayininde Lütfen bize eşlik edin. Yer: St. Michael Katedrali Tarih: 11 Nisan 1998, Cuma Herkes davetlidir.
"...ve insanlar ağlıyor, kargaşa çıkarıyorlardı. 39. İsa içeri girince onlara, 'Neden gürültü yapıp ağlıyorsunuz? Çocuk ölmedi, uyuyor' dedi. 40. Ama onlar, O'nunla alay ettiler. O ise, herkesi dışarı çıkardı, çocuğun annesiyle babasını ve yanındakileri alıp çocuğun bulunduğu yere girdi." Markos İncili 5. Bölüm, (Mark 5:38-40)
gizli tını
giz
gizli tını 91. Bölüm: Madam neden Madam - "Harika Hissediyorum" Videosunun Arkasındaki Efsane Gizli Tını Podcast Kanalı
Justin Manuel FaceTime Sesli Arama • Dün
Justin Manuel iPhone'unuzdan aranıyor
Alo?
Selam.
Aloo?
- Alo? - Aloo?
- Aloo? - Alo?
Tamam, bir saniye.
Bir saniye bekle. Pardon, pardon. Geldim.
Annen nasıl?
Aynı.
Öyle... İki gündür tek bir lokma yemedi ve...
- Çok üzüldüm, Evy. - Öyle işte.
Sen nasıl hissediyorsun peki?
Ben...
Bilmiyorum. Sanki sadece...
bitmesini istiyorum artık.
Bunu söylemem çok mu kötü?
Hayır, hayır.
Bunu...
Bunu anlayabiliyorum, evet.
Buradan da bir an önce çekip gitmek istiyorum, doğrusunu istersen.
Peki ya, Darren?
O nerelerde?
Sana hiç yardımı oluyor mu bari?
- Hayır. Pek sayılmaz. - Anladım.
Numarası kaçtı onun? Atsana bana.
Çünkü bu çocuğa iki çift lafım var.
Artık biraz sorumluluk alması lazım.
Kendi başının çaresine bile zor bakıyor. Ne diyeyim...
İyi de bari yiyecek falan getirsin bir zahmet, değil mi?
Tabii, eğer telefonu açarsa...
Bir yıl önce seni dinlemeliydim. Biliyorum.
"Sana söylemiştim" demekten nefret ediyorum...
Ama... Sana söylemiştim.
Sen ve Deb nasılsınız?
İyiyiz ya.
İyiyiz. Hatta bir kedi
- sahiplenmeyi bile düşünüyoruz. - Vay canına.
- Bak sen şu işe. - Öyle işte.
Dur, senin neye ihtiyacın olduğunu biliyorum.
Lobotomi.
Hayır.
Waterloo'nun meşhur
- köfteli sandviçi. - Aman Tanrım.
Bu yedinci oldu...
Sanırım bu hafta her gün aynı şeyi söyledin.
Tadını özlemişim herhâlde ya.
Kalk gel o zaman.
Ne kadar oldu, on yıl mı?
Öncelikle, beş yıl oldu,
ayrıca geldiğimde sen şehir dışındaydın, unuttun mu?
Punta Cana'da çılgın atmaya gitmiştin.
O bir düğündü. Düğünlerde herkes içer.
Kaç kere söyledim sana.
İyi tamam, ama sen de buraya gelebilirsin pekâlâ.
Aynısı senin için de geçerli.
Bilemiyorum.
Londra hiç ilgimi çekmiyor doğrusu.
Gelecek olsam da sadece seni görmek için gelirim.
Anladım.
Bak, istersen... işten biraz izin alabilirim.
Bir haftalığına gelip sana yardım ederim.
Hayır. Hayır, hayır, hayır. Sağ ol.
Gerçekten mi?
- Emin misin? - Yok, ben iyiyim.
Hiç sıkıntı olmaz benim için...
- Tabii, ama cidden gerek yok. - Peki.
- Ben iyiyim. Gerçekten iyiyim. - Tamam.
Bu haftayı es de geçebiliriz istersen.
Dalga mı geçiyorsun?
Şu an kafayı yemememi sağlayan tek şey bu.
İyi bari, çünkü çok ilginçtir,
ben de kendim için tam tersini düşünüyordum aslında.
Yani,
bu hikâyelerin bazıları, dostum,
harbiden manyak gibi.
Gerçek olsalardı tabii.
Bazılarına sen de inandın, fark ettim, inkâr etme.
- Mesela şu kız... - Bu hafta...
Dur dinle. Mesela arayıp, tek başına cadı tahtasıyla
oynamaya takıntılı olduğunu söyleyen şu kız.
Çünkü o gerçek bir vakaydı. Haberin videosunu sen de gördün.
Kızcağızı o su tankına bir hayalet koymadı.
Zavallıcık depresyondaymış.
Kim bilebilir?
Öyle değil mi? Kim bilebilir?
Neyse. Peki bu bölümde ne hakkında konuşacağız?
Buna bayılacaksın. Elimde tam senlik, bomba gibi bir şey var.
Dökül bakalım.
Kayda girene kadar bekleyelim,
çünkü buna vereceğin gerçek tepkiyi görmek istiyorum.
- Sabırsızlanıyorum. - Tamam.
Ha, bu arada, yeni bir jenerik müziğimiz var.
Bu bölümde onu kullanacağım.
Sorun olmaz, değil mi? Duymak ister misin?
- Gerek yok, kurguda dinlerim. - Ben yine de çalacağım.
Tamamdır. Sen hazır olduğunda ben de kayda girmeye hazırım.
Gizli Tını Podcast'in yeni bölümüne hoş geldiniz.
Tüyler ürpertici ne varsa, masaya yatırmaya devam edeceğiz.
Ben ailenizin şüphecisi Evy Babic,
hattın diğer ucunda da bana,
hâlâ Noel Baba'ya inanan ortağım, Justin Manuel eşlik ediyor.
Her cuma, yeni bölümlerle,
podcast dinleyebildiğiniz her platformdayız.
Öyleyse, lafı daha fazla uzatmayalım,
Justin, bugün bizim için harika bir sürprizi olduğunu söylüyor.
Bize ne olduğunu anlat bakalım, ufaklık.
Olur, tabii, "ufaklık."
Ama önce, bilesin diye söylüyorum,
ben hayatım boyunca Noel Baba'ya inanmadım.
Hatta altı yaşındayken bile, tamam mı?
Bütün hediyelerimin üstünde "Çin Malı" yazıyordu.
Herkes taşeron kullanıyor artık, Noel Baba bile.
İyi de, bizim evin bacası bile yoktu.
Bunu nasıl açıklayacaksın bakalım?
Çok basit.
O zaman... Annenlerin penceresinden içeri giriyordur.
Dur bir dakika.
Bu dediğin, o Noel partilerinde babamı ve Noel Baba'yı
neden asla bir arada göremediğimi açıklıyor.
Pekâlâ. Şimdi...
Geçen haftaki bölümümüzde, hep birlikte o gizemli
"Kendimi Harika Hissediyorum" adlı blog videosundan bahsetmiştik,
ki iddialara göre bu video,
onu izleyen 92 kişinin
intihar etmesine neden olmuştu.
kendimi harika hissediyorum
Hatırlarsanız bu kişiler, intihar etmeden hemen önce
kulaklarını kesip blog sitesinin Palo Alto'daki
merkezine postalamışlardı.
Ya, açma şunu.
Aman Tanrım. Evy.
- Ne var? Sahte ki bu. - Yapma.
Lütfen durdurur musun şunu, lütfen?
Hayır, Justin, bunun düzmece olduğu ortaya çıktı.
- Lütfen. - Peki, tamam.
Hiç eğlenceli değilsin.
Durdurdun mu? Kulaklarımı tıkıyorum da.
- Yok, durdu, durdu. - Tamam, güzel.
Her neyse, konuyu dağıtmayayım, son bölümün ardından,
podcastin e-postalarını kurcalarken,
tanımadığım bir adresten gelen tuhaf bir mesaj gördüm.
E-posta, sadece rastgele harflerden oluşuyordu.
Konu kısmında büyük harflerle "LOL" yazıyordu,
ve asıl bomba, mesaja tam on tane ses kaydı eklenmişti.
Mesajda ne yazıyordu?
Olay şu, sadece aşağı doğru alt alta yazılmış harfler
ve ters duran bir gülen yüz vardı.
- Gönder onu bana. - Hani "Lütfen"?
- Lütfen. - Tamam.
Teşekkürler. Pekâlâ, al bakalım.
Gönderdim.
"Atonementa tenet" mi?
Ne anlama geliyor ki bu?
Evet, ben de... çözebilmiş değilim.
Tuhaf. Sanki bir çocuk göndermiş gibi duruyor.
Aynen, değil mi?
Kesin virüstür.
Evet, ilk başta ben de öyle düşündüm,
ama sonra "Siktir et" deyip
ilk dosyaya tıklayıverdim.
Cesurca.
Ne oldu peki?
Genç bir çiftin, telefona kaydedilmiş konuşmalarıydı,
önce şöyle biraz dinledim, ama sonra vazgeçip
"Bunu podcaste saklayalım" dedim,
on dosyayı da sırayla açıp canlı yayında hep birlikte
- dinleriz diye düşündüm. - Tamamdır.
Aynen, podcastte dinleyelim.
Ama dur, önce şu mantık ve sağduyu şapkamı bir takayım.
Doğru ya. Hani o sana aldığımı, değil mi?
Tabii.
Şimdi... Anladığım kadarıyla,
kızın adı Jessa,
erkek arkadaşınınkini ise henüz yakalayamadım.
Ama, gel şu kaydın tamamını dinleyelim, anlarız.
Tamam mı? Hazır mısın?
- Hazırım. - Bir numaralı dosya.
İşte başlıyoruz.
Şey... Jessa,
uykusunda konuşuyor...
Neredeyse her gece hem de.
Ama... bunu söylediğimde bana inanmıyor.
Bu yüzden onu kaydedeceğim.
Ben uykumda konuşmam.
Bak yine konuşuyorsun...
Aslında çoktan mışıl mışıl
uyumuş olman lazım.
Ben... o şey açıkken uyuyamıyorum.
Kapattım.
Bakayım.
- Bu hâlâ kaydediyor! - Hayır, kaydetmiyor.
Amma da yalancısın!
Bebeğim, hadi ama. Sabah erken kalkmam lazım.
No comments yet. Be the first to leave one.