Pierwsze 200 wierszy.
-Anne, şu kadın. -O iyi. Bak. O iyi.
-Öbür tarafa geçiyor. -Hayır, Tanrım!
Yapma!
-Bakma! -Kendini attı.
Duyuyorsan iki kez göz kırp.
-Ne zamandır baygınım? -Üç gündür.
Kalbim durdu mu?
Hayır hayatım. İyileşeceksin.
Emin misin? Ambulans kaydını okudun mu?
Okumadım ama çizelgende yazılı.
Vücut ısın çok düşmüş ve şu anda şoktasın.
İlk ayakların çarpmasaymış
iç organların betona çarpmış gibi parçalanırmış.
Şansın varmış.
Adın ne?
Buralarda ailen var mı? Onları hemen aramalıyız.
Bunları...
Hayır, sakın dokunma. Dokunma.
Tamam. Dokunmam.
Bu izler nasıl oldu, söyler misin?
En azından adını söyle.
Sen kimsin?
Adım Alice tatlım. St. Louis Hastanesi’nde hemşireyim.
Senin adın ne?
Ben OA'im.
Sahi mi? Çok komik.
Ron...
Cep telefonum çalıyor. Biraz bekle.
Soğumadan ye.
Alo?
Erica, erkek kardeşimle konuşuyorum.
-Acaba seni... -Nancy, hemen YouTube'u aç.
-Becerebilir misin? -Evet, YouTube'u elbette biliyorum.
Ne... Niye öyle sandın ki?
Bağlantıyı e-postana gönderdim.
Nance?
Geldi mi?
Abel!
-Anne, anne! -Bir şeyi yok.
-Abel! -O iyi.
Öbür tarafa geçiyor.
Bakma!
-Yasal vasisi olarak... -Tamam, anlıyorum.
Hastane avukatlarıyla konuştum.
Söylediğiniz ada cevap vermiyor.
Biz neye benzediğini biliyoruz.
Sizi uyarayım, zihni çok bulanık.
Çok tedirgin.
Hep yoğun bakımdaki bilgisayarlara ulaşmaya çalışıyor.
Gerçekten sandığınız kişi ise
bilmelisiniz ki... sırtında çok garip bir iz var.
Hemşire "İnsan bakamıyor" dedi.
Olanlar hakkında polis dahil kimseyle konuşmuyor.
Yatan hasta bölümüne aktarılmasını düşünüyoruz.
Affedersiniz. Sadece kızımızı göremez miyiz?
Bu insanlar kim?
Anne?
Prairie?
Prairie?
Prairie.
Anlamıyorum.
O bizim kızımız Prairie ama bizi hiç görmemişti.
Yedi yıl önce kaybolduğunda...
...gözleri görmüyordu.
-Burası mı? -Burası.
Evine geldin.
Bu arabalar niye burada?
Galiba biri parti veriyor.
Aman Tanrım!
Nasıl öğrendiler...
İçeri girelim.
-Geri gitmeliyim. -Artık geri gidemezsin.
Merak etme hayatım, sadece mutlular...
-Çekilin lütfen. -...eve döndün diye.
Teşekkür ederim.
Yoldan çekilin.
Yedi yıl önce Prairie Johnson
-kaybolduğunda... -Yer açın.
...gözleri görmüyordu. Söylentiye göre artık görüyormuş.
Ona Michigan Mucizesi diyorlar. İşte orada. Prairie!
Döndüğün için çok mutluyuz.
Yüzünü göster.
Prairie, görebildiğin doğru mu? Prairie, bu nasıl oldu?
Evine hoş geldin Prairie!
Senin adın bu değil.
-Adın Prairie değil. -Geri çekilin.
-Şuradan, sağa dön. -Sağ salim döndüğüne çok mutluyuz.
-Basamak var. -Bize gözlerini göster Prairie.
-Prairie, seni kim kaçırdı? -Nancy?
Gözlerinin nasıl açıldığını biliyor musunuz?
Abel, sence bu bir mucize miydi?
Evet, doğru, kızımız artık görebiliyor.
-Bilmiyoruz. Detaylara ihtiyacımız var. -Dün öğrendik.
Teşekkürler!
Kayıp olduğun dönemde araştırma ekibinin parçasıydım.
Seninle tanıştığıma çok sevindim.
Teşekkür ederim.
Sana bazı sorular soracağız,
sen de elinden geleni yap, olur mu?
Kaybolmandan önce gerçekleşen olayları hatırlıyor musun?
Her şeyi hatırlıyorum.
Özellikle ortadan kaybolduğun geceyi hatırlıyor musun?
Ben ortadan kaybolmadım.
Tamamında hep oradaydım.
Yedi yıl, üç ay, 11 gün boyunca.
-Affedersiniz. -Hayır, sorun değil.
Pekala, olayı en başa saralım.
Köprüyle başlayalım.
Oraya nasıl gittin?
Uzun süre yürüdüm.
Belki...
...şeydeki günlerden...
Nereden bilmiyorum... Hiçbir yerden.
Bir yola gelene kadar
ve bir araba durdurmaya çalıştım.
Sonunda tozlu bir arabadaki yaşlı bir kadın beni aldı.
Adı neydi? Bu nerede oldu?
Beni bir yere getirdi.
Orada bir sürü insan vardı.
Hepsi kaybolmuştu.
Bir sığınmaevine mi?
Bilmiyorum.
Onlara kim olduğunu, nerede kaldığını,
eve gitmek istediğini söyledin mi?
Onlara gitmem gerektiğini söyledim, onlar da beni bıraktılar.
Ve yürümeye devam ettim.
Geri dönmeye çalıştım.
Eve mi?
Tutsak edildiğin yere mi?
Ama gittiklerini biliyordum.
Diğer tutsakların mı?
Gitmişler derken öldüklerini mi kastettin?
O yüzden mi köprüde intihar etmek istedin?
-Yaptığım o değildi. -Ama atlamışsın.
Onların yanına gitmeye çalışıyordum...
Şey için yardım getirmeye çalışıyordum...
Sığınmaevinden polisi arayabilirdin.
Yardım ederlerdi.
-Onun faydası olmazdı. -Seni anlamaya çalışıyoruz.
Yani, ölü değiller mi?
Hepimiz sayısız kez öldük.
Şimdilik bu kadar yeter.
Kızınız hala olayın etkisi altında, bu da çok normal.
En iyisi bir iki hafta sonra tekrar deneyelim.
Fail olsaydı onu zorlardık.
Ama kurbanı konuşmaya zorlayamayız.
Homer.
OS On'a hoş geldiniz. Sesli anlatım açık.
Safari'yi başlat.
İnternet'e bağlı değilsiniz.
Arama menüsü.
"Johnson" adlı AirPort ağı şifre gerektiriyor.
Şifre.
"Prairie" kabul edilmiyor.
Şifre. Nerede bu?
Nerede bu?
KAYIP ŞAHIS PRAIRIE JOHNSON
Uyuyor.
Birkaç haftadır böyle...
Sen de mi uyuyamadın?
Eminim...
Eminim dışarıda kimse yoktur.
Bu işlerin zaman aldığını biliyorum, ve acelesi yok...
...ama bir şeyi bilmek istiyorum.
Nasıl görebiliyorsun?
Söyleyebilir misin?
Hayır.
Söyleyemem.
Bu inşaata başladıklarını hatırlıyor musun?
Yeni Crestwood olacaktı.
Crestwood Manzarası.
Ama bitiremeden paraları bitti.
Bana hep garip bir duygu veriyor.
Bu eşyalar buraya nasıl gelmiş?
Şimdi şunu izle.
Bu o.
Galiba bu Prairie Johnson.
Bir daha gelebileceğimi sanmıyorum.
Galiba dudağımı ısırmışım.
-Aletime kan mı bulaştırdın? -Hayır, pislik.
Jesse'nin çektiği videoyu sevdin mi?
Evet, aksiyon çok güzel.
Çok beceriklisin.
Kör kızı nasıl çektiniz?
-Artık kör değil. -Bu çok saçma.
-Kayboluşunu hatırlıyor musun? -Evet.
Üç yıl falan dışarı çıkamamıştık.
Hey, hemen gitme. Daha erken. Yatakta bir şeyler izleyelim.
Steve, vücudun gerçekten çok güzel
ve çok güzel kokuyorsun
ama bu bir ilişki değil.
Sorun değil.
Zaten beğendiğim başka biri var.
Sen kimi beğeniyorsun?
Korodan birini. Tanımazsın.
Korodan mı?
Onların hepsi eşcinsel değil mi?
Birbirimize bir şey anlatmak zorunda değiliz.
Düzüşmeyle yetinelim.
Duvarımda niye bir delik var?
No comments yet. Be the first to leave one.