Pierwsze 200 wierszy.
Baron! Baron, gitmemelisiniz...
Baron!
Howard Hawks'un "The Criminal Code" adlı filminin bir sekansını
kullanmamıza izin verdiği için Columbia Pictures Corporation'a teşekkür ederiz.
SON
O da kim? Beş para etmez o. Bende Byron Orlok var.
- Yüzmeye gelen var mı? - İyi ki Oscar kazanmış. Kim hatırlar ki?
O paraya ben Sandar Dee'yi alırdım.
Sam, Pat Boone'un o rol için yanlış seçim olduğunu düşünüyor.
- İş kopyalarını şimdi mi isterdiniz? - Birazdan.
- Geç kaldın. - Biri sabahın dördüne dek uyutmadı.
- Tanıdığım biri mi? - Hoşuna gitti mi?
- Gitti. - Öyle mi?
Benim gitmedi ama yine de teşekkürler.
İyi günler.
Çok sigara içiyorsun. Bu baskıyı derhal gönder.
- Byron, reklamımızı gördün mü? - Hayır.
Bu baskıyı geri gönder.
Bu film yarın 100 sinemada vizyona giriyor.
- Müthiş bir film. - Fena değil.
Dur temizleyeyim. Bu yeni senaryo mu?
Bunu herkes okudu mu? Sam, bu bir sanat eseri.
- Teşekkürler. - Çok önemli bir film.
- Gurur duyacağım. - Bunu yazıyor musun?
İyi senaryo. Sence de öyle değil mi, Byron?
Ben artık film yapmıyorum, Marshall.
Ne, Byron?
Emekli oldum.
Ne zamandan beri? Bu bir şaka mı, Sam?
Para yatırdım. Pazartesi, anlaşmayı imzalıyorum, Byron Orlok'a güvenerek.
Ben anlaşma falan imzalamış değilim.
Yaptığımız son üç filmde de imzalamamıştın. Son filmi mi sevmedin?
Bence Sammy iyi yönetmişti.
O yüzden senaryoyu onun yazmasına izin verdim. Senin için yeni bir şey bu.
- Byron'la yalnız konuşmak istiyorum. - Marshall, abartma.
Bana bir dakika ayırırsın herhalde. Hadi, Sam. Bu işi halletmem lazım.
Neler oluyor? Sen böyle yapmazdın.
- Bu da neydi şimdi? - Bilmiyorum.
- Senaryomu beğenmedi. - Paranoyaklaşma.
Senaryomu ona dün gönderdim. Bugün emekli oldu. Ne düşünebilirim ki?
Eminim okumamıştır bile. Korkarım bu daha ciddi.
- Ya senin işin ne olacak? - Bir şey söylemedi.
Ya İngiltere'ye geri dönerse?
- Onunla mı giderdin? - Kalmamı mı isterdin?
Sana bağlı.
- Seni hayatta tutan benim. - Halledemeyeceği iş yoktur.
Sence gişe yapabilecek birisi misin?
Ben olmasaydım sadece Mumya Müzesi'nde oynayabilirdin.
- Beni ara. - İşte bir kül tablası daha uçtu.
- Michaels. - Senin sıran.
İş kopyalarını hazırla.
- İşleri karıştırdın, düzeltmemi istiyorsun. - Onu geri getir. Konuş onunla.
- Bir sonraki filminin işi burada biter. - Bu yüzden konuşacağım.
Beşinci tekrar. Pekala, motor.
Byron, bir güle güle bile demedin.
Bırak bunları. Onun ayak işini mi yapıyorsun şimdi? Midemi bulandırıyor.
- Buraya gelişimin nedeni... - Kendi şaheserini kurtarmaya geldin.
Sensiz film falan olmaz.
Özel efektlerin arasından herkes yürüyebilir.
O tür bir film değil. Başka birisi olmaz. O rol senin.
Hoşsun da, benim yerimde olmak nasıl bir duygu, anlayamazsın.
Ben bir antikayım. Tarih oldum.
Ne yapacaksın yani? Aktörler emekli olmaz. Kafayı yersin.
- Ben bir tarih hatasıyım. - Bu da ne demek oluyor?
Etrafına bir bak. Dünya gençlere ait.
Yoldan çekil de tanısınlar dünyayı.
Alıyorum. Böyle bir silahı hep istedim. Güzel alet.
Elbette. Bak, oradaki Byron Orlok.
Evet o. Sunset Bulvarı'nda bir çok film starına rastlarsın.
- Yüzü hiç yabancı gelmemişti. - Kılıfı da ister misin?
- Neden olmasın? - Alt tarafı sadece para.
- Çek kabul eder misin? - Daha önce gelmiştin, değil mi?
- Tabi. Babam da geldi. - Dürüst birine benziyorsun.
- Ya mermi? - Bir çift ekstra şarjör.
Onu geçerli sayabilirim.
- Peki. Hepsi ne kadar tutuyor? - 249.60 dolar.
- Teşekkürler. - Faturanı unutma.
- Teşekkürler. - Görüşürüz.
Otele ne zaman ayrılacağımızı haber veririm.
Ne hoş çocuk şu Sammy. Sadece onun için üzülüyorum.
- Senaryosunu beğenmediğini düşündü. - Okumadım bile.
Ona bunu söyledim ama nedenini açıklayamam.
Oyunculuk için fazla yaşlıyım. Artık keyifli değil.
- Bir içkiye ne dersin? - Tamam.
Özgürlüğümü kutlamalıyız.
...Gerçek Don Steele Show! Şeytanı altetmem lazım!
Sizi heyecan bağımlıları, neon ışıklı ormanlarda yanınızda olacağım.
İşte buradayım, karşımızda kim durabilir?
Macera arayışında kulaklar Larkin'da.
Bir sonraki Kip Larkin Show 93/KHJ "Boss Radio" da.
Radyo kanalınız hangi frekansta bilirsiniz herhalde.
Heyecan bağımlıları, hazır mısınız?
Johnnie Ray, Curtis LeMay, Dicks Playa Del Rey bu şovun ağır isimleri.
Dennis Day, Marvin Gaye, George Jay, Sammy Kaye, Swing 'n' Sway
bu şovun azılıları. Arkamdan gelene arka çıkarım, yakaladınız mı?
Hadi Kip'le tribe girin, gerçek trip neymiş, olayı çözün.
Ağır takılırım, ancak takılan anlar tribini. İnansanız hakkınızda iyi olur!
İşte Kip The Hip Larkin. Kulakları Larkin'e dikin...
...ve evet, işte gidiyoruuuuz!
TEKRAR GALASl YARlN
BYRON ORLOK BİZLERLE VE BEYAZ PERDEDE THE TERROR FİLMİNDE
AÇlK HAVA SİNEMASl
...haberlere kısa bir süre sonra devam edeceğiz. Bu hafta Cumartesi Filminde
James Stewart, Lee Remick, Ben Gazzara, Anatomy Of A Murder'da.
Ben yaparım, canım.
Çok yorgunum. Şu pazar işi sonum olacak.
Bunu ben hallederim.
Senin şu kocan nerede, merak ettim doğrusu.
Her gece geç kalıyor. Bu iş...
- Darn! - Bir şey yok. Sorun değil.
İşte, bırak ben alayım.
Galiba araba sesini duydum.
- Selam kızlar. - Geldiğini duyar gibi oldum.
- lrwinler'i aradın mı? - Tabi. Yemek hazır mı? Çok açım da.
- Bobby'yi beklemeyi istemiyor musun? - Daha gelmedi mi? Arabası burada.
- Doğru. Bobby, burada mısın? - Geliyorum.
- Hemen yemeğe başlayabiliriz. - Duyduğum en iyi haber bu işte.
- Merhaba, efendim. - Selam evlat. Nasıl gidiyor?
- Selam anne. - Hadi otur.
- Neredeydin? - Ellerimi yıkıyordum.
- Seni merak ettik. - İçeri çok sessiz girdin.
- Uzun zamandır mı evdesin? - Biraz evvel geldim.
Nefis görünüyor. Bugün öğle yemeği yemedim.
Yemek üzere olduğumuz bu yemek için minnettarız. Amen.
- Seni çok mu çalıştırıyorlar? - Kesinlikle.
Pazar için şu masaları ısmarladın mı?
Yapacağımı söylemedim mi, Charlotte? Pazardan başka bir şey duyduğum yok.
Bana tabağını ver, Bobby.
Eve gelirken kimi gördüm tahmin et. Byron Orlok.
- Gerçekten mi? - Seni korkuttu mu?
Ben arabadaydım, o da kaldırımdaydı.
- Geleceğe. - Buna içerim işte. Bana bir içki al.
- Seni unutmuştum. - Nasıl unutabildin?
- Otursaydın, Ed. - Randevulaşmıştık. Saat 6'da.
- Sana söylemeyi unuttum. - Sorun ne?
- Yarını gözden geçirmek istiyordum. - Yarın gece mi?
Açık hava sinemasında konuksun ya.
Her şey ayarlandı.
Bir disc jockey seni takdim edecek, Kip Larkin.
Bana kalırsa onunla yarın saat 3'te görüşmelisin.
- Oraya konuk olarak çıkmayacağım. - Ne?
Çıkmıyorum.
Ne demek istiyorsun? Her şey ayarlandı.
Her şey hazırlandı. Reklamlar, her şey. Byron?
Şimdi ne yapacağım? Bana bir telefon getirebilir misiniz?
Sinirlenmek istemiyorum. Sinirlenmeyeceğim.
Teşekkürler.
Ne yapmaya çalışıyorsun? Beni kovdurtmaya mı? Bir sorumluluğun var.
Artık hiçbir mecburiyetim yok. Böyle çok rahat.
Marshall, küçük bir sorunumuz var. Byron'la birlikteyim.
Yarın gece konuk olarak çıkmayacağını söyledi.
Marshall? Seninle konuşmak istiyor.
Tuvalete kadar gitti.
Hayır.
- Burada olduğunu biliyor. - Buradayım.
Aranızdaki bir anlaşmazlıktan dolayı falan değil diyor.
- Bir çok masum insan söz konusu. - Onu hak koruyan biri gibi göremiyorum.
Yemiyor, Marshall.
İnsanlarla bu kadar ilgileniyorsa, film yapmayı bırakmasını söyle.
İnsanlar umrunda değil.
- Hislerime tercüman oluyor. - Onunla konuş. Ortada kaldım.
Onu arama. Neden kendine işkence yapıyorsun?
Bu benim işim. Mazoşist olmam için bana para veriyorlar.
- Seni dava edecek. Kazanacak da. - Biraz param var.
Princeton mezunu olduğumu biliyor muydun? Summa cum laude.
İngiliz Edebiyatı okudum.
Şey, sanırım gidip sarhoş olacağım.
- Elveda, dostlar. - Hoşça kal, Eddie.
- Geyik mevsimi haftaya başlıyor. - Harika.
- Karının iznini sağlayabilir misin? - Merak etme.
Bize iyi gelir. Kadınlardan uzak, biraz gevşeriz.
Belki Pete ve Tim'i de çağırırız. Dört erkek.
- Kulağa hoş geliyor, efendim. - Yapacağız. Hazır mısın?
- Hazır. - İlk ıskalayan kutuları dizer.
Kahretsin!
- Ne yapıyorsun? - Yüksekliği kontrol ediyordum.
Bir kaza olabilir. Kimseye silah doğrultma.
Üzgünüm, düşünmüyordum.
- Hepsi yapıldı mı? - Evet.
- Ya Çince dersim ne oldu? - Artık istemediğini düşünmüştüm.
- Yemek öncesi bir içkiye ne dersin? - Hayır, teşekkürler.
- Hala somurtuyor musun? - Hayır.
Ed'le olanlardan sonra bütün gece somurtup durdun.
- Biraz canım sıkkındı. - Sekreterim olmak zorunda değilsin.
- Biliyorum. - İlişkinin bitiren olmak istemem.
- Bunu istemem. - Canım bu yüzden sıkkın değil.
Pişman değilim.
Smith ve Loughlin'in yüzüne bakmak zorunda olmamak beni sevince boğuyor.
Benim Doğu'lu vicdanım olmayı bırakabilirsin.
- Kendini bayağı kötü hissediyorsun sen. - Hiç de değil.
Kötü niyetli bakışlardan usandım artık.
- O yüzden mi kavga heveslisisin? - Bak, canım.
Oxford mezunu olduğunu ve bu işten daha iyisini hakkettiğini biliyorum.
Ama yalnızca bana çalışan birisin.
Eski bir Çin sözü vardır,
"Zengin ve güçlü olanın sabrı her zaman azdır."
Çinliler'in zekası beni büyüler.
Bir fikrim var. Neden Smith'e gidip iş sormuyorsun?
- O zaman Sammy ile birlikte olabilirsin. - Bencil olsaydım, işim kolaylaşabilirdi.
Gerçekten hiç umrumda değil.
No comments yet. Be the first to leave one.