Pierwsze 200 wierszy.
ABD DONANMASI SUNAR
Adım Doktor Walt Miner.
Size LSD'den bahsedeceğim.
NETFLIX ORİJİNAL BELGESELİ
LSD verdiğimiz tüm canlı varlıklar
bunun etkisini hissetti.
Balıkları etkiliyor, örümcekleri etkiliyor,
tavşanları, köpekleri, kedileri etkiliyor.
Bunlar arasında en ilginci
bir keresinde nedense bir file LSD verilmesiydi.
İşe bakın ki LSD fili öldürdü.
Bazı insanlar ilacı ilk aldığında kötü bir deneyim yaşar.
Bazıları da 30, 60 hatta 100 kere kullandıktan sonra
bad tribe girer.
Peki bad trip nedir?
Anlık delilik.
Çoğunlukla dönüşü olmayan bir hayal âlemi.
LSD tribine girmek
ne yetişkinlere yakışır ne de sofistike bir yanı vardır.
Bunların yaptığı sırf ahmaklık.
Bu, Rus ruleti oynamaktır.
Eğitim filmlerinde uyuşturucu kullanımı
daima biraz abartılı ve histerik biçimde gösterilir.
Aileler paniğe kapılır, çocuklar balatayı yakar,
insanlar kendini camdan aşağı atar.
Yanlış anlamayın, uyuşturucular tehlikeli olabilir
ama eğlenceli de olabilir.
Peki ne tür insanlar kendilerini tehlikeli ve eğlenceli bir duruma sokar?
Bu filmin
en azından bu soruya cevap vereceğini umuyorum.
İyi seyirler.
MÜZİSYEN
Bence psikedelikler dünyanın dertlerine çare değil
ama başlangıç olabilirler.
Tüm dâhiler kullanmıştır.
Einstein, Steve Jobs, Jimi Hendrix, A$AP Rocky.
Aklımda hep bir soru vardı. "Daha fazlası olmalı." derdim.
Sonra asit alınca kendime dedim ki "Haklıymışsın. Çok daha fazlası var."
Uyuşturucuya bakış açım değişti.
Gerçekliğe bakışım hakkında çok şey öğrendim.
Kuşkusuz 100 kereden fazla almışımdır.
Hatta muhtemelen 200'e yakındır.
-Sekiz kez alınca resmen delirmiyor musun? -Öyle derler.
Sanırım 12 kere falan mantar yemişimdir.
Muhtemelen 12 kez mantar yemişimdir.
Tam tamına 50 kere.
Çok asit kullandım.
Çok asit aldım.
Çok asit aldım.
500 kere tribe girmişimdir.
Bir kere asit aldım.
Belki de gerçekten almama gerek bile yoktu.
Bu belgeseli seyretsem yeterdi.
Herkes hazır mı?
Film başlamak üzere.
LSD, PEYOTE, AYAHUASCA, MANTAR, DMT
ZİHİN/ÇEVRE
ALGI
NETFLIX ORİJİNAL BELGESELİ
Psikotropik maddeler çok geniş bir kategoridir.
Ben halüsinojenleri denedim.
Bunlar sizi değişik bir bilinç düzeyine sokuyor.
Bu durumdayken algınız, bilişselliğiniz,
bilgi düzeyiniz çok farklı oluyor.
Başlangıçta gerçek değilmiş gibi geliyor
ama etkisinden çıkınca gerçeğin ne olduğunu düşündürüyor.
Bunun uyuşturucudan caydırma kampanyasının bir parçası olmasını,
insanları bu deneyimden soğutmasını istemem.
Çünkü bence bu değerli bir deneyim.
Ne zaman bad trip yaşasam,
ki az da yaşamadım,
buna ihtiyacım olduğunu fark etmişimdir hep.
Bazen insanın canına okur,
bazen egonun biraz törpülenmesi gerekir.
Öte yandan
muazzam ölçüde tatmin edici deneyimler edinebilirsin.
Pür sevgi ve destek,
canlılık hissi
ve gezegenle aranda dini türden bir bağ.
Yani bana göre durumu dengeliyor.
EVRENİN SIRRINA ERMEK
Bir gün bir arkadaşım bana kurutulmuş peyote vermişti.
Daha önce hiç denememiştim.
İngiltere'de bir çiftlikte yaşıyordum.
Sabah 11.00'de aldım.
Çiftliğin ana binasına dönerken
etkisini hissetmeye başladım.
Her şey canlanmaya başlamıştı.
Otlar benimle konuşuyordu.
Sting!
Çok hızlı şekilde psikedelik âleme girdim.
Ağaçlar müzik eşliğinde bana el sallıyordu.
Sting!
Çiftlikten geçerken
çiftliğimi işleten John
telaşla bana seslendi
"Gel! Yardımın lazım!"
"Çok meşgulüm John." dedim.
"Yok, yardımın şart." dedi. "Ne var?" dedim.
"İneklerden biri doğum yaparken sorun çıktı,
yardımına ihtiyacım var,
yardım etmezsen inek ölecek. Kötü durumda." dedi.
O konuştukça benim kafam daha iyi oluyordu
ve huzurum kaçıyordu.
Ben de yanına gittim,
inek çok kötü durumdaydı, ağlıyordu, büyük acı içindeydi.
Yaşadığın deneyim
ölümlülük fikrini çok net biçimde gözünün önüne getiriyor,
o fikirden kaçamıyorsunuz.
Kendi ölümlülüğünüz, bu gezegenin ölümlülüğü,
doğmakta olan küçük dananın ve annesinin ölümlülüğü.
Bundan kaçınamıyorsunuz.
Bilincin ana meselesi bu.
Bir gün var olmayacağız.
Bununla nasıl başa çıkarız?
Dananın ön ayaklarına ve burnuna ip sardık.
Benim görevim ipi çekmekti,
John da operasyonu yönetiyordu.
Üstümüz başımız amniyotik sıvı ve öbür şeylere bulanmıştı.
Operasyon yaklaşık 20 dakika sürdü.
Balıkçı teknesinden balina çekmek gibiydi.
Üstelik kafam daha da iyi oluyordu.
Sonunda danayı çıkarttık.
Annesi rahat bir nefes aldı, benim içinse
bu, tüm evrenin sırrına ermekti.
Hayatın anlamını bulmak gibiydi.
Bence psikedelik deneyimin yaptığı şu,
bu deneyim...
..."ben ve o"daki o'yu alıyor.
Ben ve sen oluyor.
Çevrenizdeki her şey, ister ağaç olsun ister bir nehir isterse bir taş parçası
aranızda bir bağ olduğunu,
aynı maddeden yapıldığınızı fark ediyorsunuz.
Bence dünyaya bir nesne gibi davrandığında
ona kötü davranma eğilimin oluyor.
Dünyayı kendinden bir parça gibi görürsen
o zaman daha iyi davranırsın.
Bu, her gün yapmak isteyeceğin bir şey değil.
Hazırlanman lazım.
Bir amacın olmalı.
"Bu deneyimi yaşayacağım.
Bu deneyimi yaşayarak
bir şarkı yazmayı
veya romanımı yazmayı
veya sevişmeyi
veya aileme daha iyi davranmayı, daha iyi bir yurttaş olmayı umuyorum."
Yani bir amacın varsa
bu deneyimi yaşadığında karşılığını alırsın.
Amacın sırf arızaya bağlamaksa
o zaman arızaya bağlarsın.
Yani bunu yapmamanızı tavsiye ederim.
İşin doğrusu, bu konuda konuştuğumuzu hatırlamıyorum.
Sadece bize verdiğini hatırlıyorum.
Biz de doğrudan ağzımıza attık.
Hiçbir şey düşünmeden.
En ufak düşünce olmadan.
Hayati bir karar olabilirdi.
KOPMA NOKTASI
New York'ta genç bir komedyendim.
Gecenin sonunda birlikte takılırdık.
Tüm komedyenlerin takıldığı bir restoran vardı.
Hippi görünüşlü yaşlı, beyaz bir adam içeri girdi.
Adamda çok güçlü, beyaz kâğıt parçaları vardı.
45 dakika sonra
"Neydi o, asit mi aldık biz?
Bir şey hissetmiyorum."
"Bir şey hissetmiyorum" dediğiniz an
genelde kopma noktasıdır.
Bir şey hissediyor muyum?
Hissetmek nedir?
Hissetmek nedir? Bir şey hissetmek ne demek?
Demek asit kafası böyle oluyor.
Sıcak çikolata geldi,
üstündeki köpük veya köpük krema sanki nefes alıyordu.
Resmen canlıydı, içilemezdi.
Uçarak Washington Square Park'a gittik.
Yanımızda hiç tanımadığımız bir sürü insan vardı.
Yarı evsiz tipli insanlar.
Bir de baktık birbirimizin yüzüne dokunuyoruz,
gülüyoruz, ağlıyoruz, çok önemli şeylerin farkına varıyoruz.
"Hadi bana gidelim." dediğimi anımsıyorum.
-Evet! -Evet!
Biz de kaçtık.
Arkadaşımın arabasına bindik, yola çıktık,
kırmızı ışıkta durduk.
Kırmızı ışık yeşile döndü,
sonra sarıya, sonra kırmızıya, sonra yine yeşile,
sonra sarı, kırmızı, yeşil, sarı, kırmızı.
Araba kullanmayı unutmuştu.
Oraya kadar nasıl sürdüğünü de hiç bilmiyordu.
Kas hafızası sayesindeydi.
Bir anda ne yaptığını, arabaların nasıl çalıştığını unutmuştu.
Araba nasıl çalışır?
Nasıl çalıştıklarını biliyor muyuz?
Araç kullanmayalım. Yanımızda ayık bir arkadaş olsun.
Araba kullanmak yok, kaçıklık olur.
Yolcu koltuğunda olsanız iyi olur.
Şoför olmasanız iyi olur.
Kullanmak isterim.
Şunu düşünmek istemem,
No comments yet. Be the first to leave one.