Pierwsze 200 wierszy.
ŞİKAGO, ILLINOIS DÖRT YIL ÖNCE
COCO'NUN DONDURMA DÜKKÂNI
Kabul et Ruby, korktun.
- Korkmadım. - Korktun.
Kurtların orada gözünü kapattın.
Sadece şaşırdım.
- Ben korktum. - Cidden mi?
- Evet. O kurtlar korkunçtu. - Doğru.
Ulumaya başlayınca sıçradı.
- Sıçramadım. - Sıçradın.
Sıçramadım.
Hadi ama. Sıçramadım.
Hadi.
Tamam.
Gerçekten bazen korkuyor musun?
Tabii ki korkuyorum. Herkes korkar.
Korktuğumda ne yapıyorum, bilmek ister misin? Sırrımı söyleyeyim mi?
Beni seven, benim için her şeyi yapabilecek insanları düşünüyorum.
- Annem gibi mi? - Annen gibi. Luke gibi, sonra...
Ben mi?
Gerçekten mi?
Bu suratı görünce cesur hissediyorum. Her şeyi yapabilirmişim gibi.
Bazen üzüldüğümde veya korktuğumda marşmelov iyi geliyor.
O zaman sana marşmelovlu bir şey alalım.
- Sıcak çikolata mı? - Evet.
Tamam.
Sıcak çikolata lazım Luke.
- Ruby, dışarısı 400 derece. - 400 dereceymiş. Hadi.
Marşmelovlu sıcak çikolata alabilir miyim?
- Baba. - Evet?
- Anahtarlar lazım. - Neden?
Dilek kavanozumu alacağım. Bir fikrim var. Çabuk yoksa unuturum.
Karşıya geçerken dikkat et.
Tamam.
- Annene buraya geldiğimizi söyleme. - Annem her şeyi öğrenir.
Affederseniz. Sıcak çikolata sipariş etmiştiniz.
Bol marşmelovlu mu?
Baba.
Hadi. Geliyorum. Tamam.
Buraya gel.
Sorun yok.
Baba...
Buraya gel.
Gel.
Gel. Tanrım.
Tanrım.
Hadi bebeğim. İyi olacağız.
- Baba! - İyi olacağız. Tamam mı?
Telefonum! Hadi. Cebimde.
- Hadi. Yanındayım. - Tamam.
911, acil durumunuz nedir?
Nikki, selam, evet, benim.
Sarah'yı arıyorum.
Hastanede mi?
Öyle mi? Hayır, biliyorum. Tahmin ettim.
Yeterli çalışan yok, biliyorum.
Elektrik kesintisi de yardımcı olmuyor.
Dinle, müsait olduğunda beni arayabilir mi?
Onunla konuşmam lazım.
Öyle bir şey değil. Sadece onunla konuşmam lazım.
Evet. Ailevi konular.
Tamam, iyi olur. Sen de. Kendine iyi bak.
ALASKA - YABAN WALTER COATES
Bana iyi haber lazım Jane. Ne haberin var?
Hiçbir şey.
Şehir hâlâ karanlıkta. Elektrik ve ısıtıcı yok.
Tanrım.
Tamam. Sarah arayacak. Aradığında ne olursa olsun beni bul.
- Konuşmalıyım. - Sorun mu var?
- Yok... - Frank.
Selam. Buradasın. Seni arıyordum.
Thiago'yu sorgulamalıyız.
- Onu sıkıştıracaktık. - Evet ama zamanımız azalıyor.
Sorgulayalım.
FBI, onlar gelmeden konuşmanızı istemiyor.
Beni kafese koy. Ben onu konuştururum.
Bu adam, Havlock'ı bulmanın yolu. Yaklaştık.
Unuttum. İyi haberim var.
Arşivle konuştum.
- İyi haber bu mu? - Gazete arşiviyle.
Capital Gazette'teki. Birden fazla fotoğraf olabilir.
- Bunu nereden buldun? - Şikago'daki bir arkadaşımdan.
Gelişmiş bir yüz aramasıyla
bir Maryland gazetesinin kataloğunda buldu.
1997'de yayınlanmış.
Bir geçit töreninin fotoğraf kolajında.
Editör, aynı filmde başka fotoğraflar da var dedi.
Ellerindekini gönderecekler.
- Güzel. - Bunu ona sormalıyız.
- Konuşabilir. - Hayır.
Frank, bu adam CIA ajanı.
Bir şeyleri bozmanın zamanı geldi.
Bunu çözmezsek zarar görecek kişi benim.
Peki. Tamam ama ben konuşacağım. Dokunmayacaksın. Bir şeyi bozmayacağız.
Firarilerle dolu bir kamyoneti helikopterle çeken adam diyor.
Teşekkürler.
Senin gibi bir adamın bir sürü arkadaşı vardır.
Ve seni almaya geliyorlardır.
Ama benim de arkadaşlarım var.
Biri hâkim. Beraber balığa çıkarız.
İşim bittiğinde ofisine gidip
beyanname yazacağım
ve tutuklama emri isteyeceğim.
Ve seni Alaska eyaletine sahte belgeyle girmekle suçlayacağım.
Basit. Hâkim arkadaşım, seni duruşmaya çıkarmayacak, bu senin için bir sorun.
Çıkaramaz çünkü kimliğini kanıtlayamıyorum.
Ve kim olduğunu kanıtlayamadığım sürece seni burada tutacak.
Benimle.
Ne dediğimi anlıyor musun?
Beni endişelendiren o.
Konuşuyor. Güzel.
Havlock'ın Polaris'te olacağını nereden biliyordun, anlat.
Sahada bağlantıların mı var?
Aptal numarası yapma. Teşkilat'tansın, biliyoruz.
Havaalanındaki görüntülerin elimizde.
Yanında getirdiğin sabit sürücü elimizde.
İçinde uçağı düşürmek için kullandığın kötü amaçlı yazılım olduğunu biliyoruz.
O zaman her şeyi çözmüşsünüz.
Sorun ne?
Bu bir sorun mu?
CIA'deki arkadaşların, seni silerken bu fotoğrafı unutmuş.
Yani tüm suratları, gülümsemeleri ve ayrıntıları tarayıp
hayatını yeniden kurgulayacağız.
Tanıdıkların, arkadaşların.
Sevdiğin ve önemsediğin herkes, CIA ile yaşadığın macera dâhil.
Kendini Langley'ye adamış olabilirsin ama bana güven,
onların sana olan sevgisi geçici.
Ve ifşa olduğunu öğrendiklerinde
bir yük olacaksın.
Ve ikimiz de Teşkilat'ın yüklere ne yaptığını biliyoruz.
Buraya bir yükü öldürmeye geldin.
Bayan Scofield, karşınızda oturmamın nedeni,
çoğu insanın anlayamayacağı prensibe dayanan bir davadır.
Ülkenizin geleceğini yeniden tanımlayacak bir dava.
İşverenimin yöntemleri aşırı mı?
Şüphesiz.
Masum insanlar ölecek mi?
Evet. Bu noktada hepimiz zayiatız.
Ama bu haklı bir dava.
Bu görev, benim kurtuluşum.
Ve tamamlamak için sahip olduğum her şeyden vazgeçmeye hazırım.
Ya siz?
Frank.
Frank, bir sorunumuz var.
Tamam. İşimiz bitti.
Briggs, neler oluyor?
Polisler, bir ihbarla King's Lodge'a gitmiş.
Vardıklarında bir mahkûmun duvara delik açtığını görmüşler.
- Cidden mi? - Odaları bağlıyormuş.
Uyuşturucu kullandığını düşünüyoruz.
- Kimliğini belirlediniz mi? - Evet. Henry Patton.
Warlocks çetesinin üyesi.
Ve sivil polisi öldürmekten müebbet yatıyor.
Dediğim gibi polislerden hoşlanmıyor.
Silahları indirin.
Bıçağı bırak.
Silahını indir. Tamam mı?
Konuşarak çözelim, olur mu?
Neden biz... Biraz sakinleşelim.
Elektrik geldi.
PATTON - ÖLDÜ
Patton'ın ölümüyle geriye iki firari kaldı.
Marcus Ramsey ve Julian Steel.
Ramsey, İngiliz Hava Kuvvetleri'nde
askermiş ve banka soygunlarından hüküm giymiş.
- Ya Steel? - Cinayetten müebbet almış.
Masum olduğunu söylüyor.
Biri, Chena Ridge'den kamyonet çaldığını görmüş.
- Sınırı geçmiş olabilir. - Yani güneye gidiyor.
Öyle düşünüyoruz. Tulsa'daki kardeşiyle konuşacağız.
Tamam. İki kişi kaldı. Başa çıkabiliriz.
İki mahkûmu bulabilir miyiz?
Bahse girmem.
Yanlış yere geldiğimi düşündüm.
Destek Birimi, şalteri devre dışı bırakmaya çalışıyor.
Bıraktıklarında Havlock'ı öldürebiliriz.
Bu ne?
Sen söyle.
Memur arkadaşın dün gece onu tutuklamış.
Büro bilgilendirdi, kimliği için yardım istediler.
- Bu mümkün değil. - Orada.
Neden? Eski dostumuz, Havlock'la ne yapıyor?
- Sorun değil. - Gözaltında.
- Bir şey bilmiyor. - Pardon,
Alacakaranlık Kuşağı'nda mıyım?
Yoksa operasyonla ilgili bilgisi olduğunu unuttun mu?
Gölgelere ışık tutmaya karar verirse
sıçanlar kaçışacak.
- Scofield ne kadarını biliyor? - Bilmiyorum.
Babası için çalıştığını biliyor mu? Onun himayesinde olduğunu?
Beni dinle. Bu yangın çok büyük.
Evimiz yanıyor ve söndürmelisin.
Hemen ve hızlıca söndür.
Çünkü özel projenin, senden başkasını ateşe sürüklemesine izin vermeyeceğim.
Anlat.
Havlock'ın sahte e-postasının şifresini çözdük
ve emniyet şalterini yapan kişiyi bulduk.
Konuşmuyor.
- Avukat istiyor. - Avukatı siktir et.
Ben de öyle dedim.
No comments yet. Be the first to leave one.