لومړۍ 200 کرښې.
Quantum Leap deneysel bir zamanda yolculuk
programıydı, test edilmesine daha yıllar vardı.
Adın Doktor Ben Song.
Sen zaman yolculuğu yapıyor, hayattan hayata sıçrayıp
bir zamanlar ters giden şeyleri düzeltmeye çalışıyorsun.
Hâlâ Ben'in son sıçrayışına yaklaştığını mı düşünüyorsun?
Hiçbir şey almıyorum. Gitti.
Ben! Hayır!
Ben. Sen üç yıldır
kayıpsın.
Elin iyi mi Wes?
Buna inanmamı mı istiyorsun?
Öğrenmek için para vermen gerek.
Merhaba.
Kaplumbağa zamanı.
Eğer elin iyi olsaydı, ilk turda arttırırdın.
Görüyorum.
Kahretsin.
Paramı ver ve hesabıma yaz.
Daha yeni başladık.
Hey, en azından artık kazanma şansın var.
Düşündüğüm şeyi söyleme sakın.
Birinci yıl dönümü için bunlar nasıl sence?
-Merhaba patron. -Merhaba.
Uzun zaman oldu.
Nereden bildiniz benim...
Mücevher seçmeme yardım etmeye geldiniz.
Pırlanta bir tür pazarlama oyunu...
Önce konuşmamız gerek.
Burada olmaz.
Tamam. Aklında bir yer var mı?
Nasıl?
Ben 2018 yılına sıçradığında
ve makineye ev sahibi olarak giriş yapınca,
Ziggy'nin sıçrayışlarındaki
yer çekimini tahmin etmesi imkansız oldu,
ve sistem üzerindeki kontrolümüzü tamamen kaybettik.
Nasıl kaybettiğimizi sormadım.
Onu nasıl buldun? İki yıl aradık.
Hükümet Ben'i geri getirme umudunu kaybedip
bir yıl önce programı durdurduğunda,
gizlice buraya geldim,
ve bir bilgisayarı açtım.
Uzaylıları arayan bir SETI programı gibi
onu açık bıraktım,
ama ben mülayim bir fizikçiyi arıyordum.
Bak, trilyonda bir ihtimaldi,
ama denemek zorundaydım.
Onu gerçekten bulduğuna inanamıyorum.
Bir saniyeliğine.
Ben gelir gelmez sıçradı.
Ama yaşıyor.
Üç yıldır yaşıyor.
Diğer mesele de bu.
Ben için aradan üç yıl geçmedi.
Bir tek sıçrayış yaptı.
Neredeyse aradan hiç zaman geçmemiş gibi.
Yani bilmiyor.
Addison. Ona nasıl söyleyeceğiz?
Bilmiyorum. Aklımdan çıkmıyor.
Bir tek şeyi biliyorum.
Haberi bizden duymamalı.
Bu gerçek olamaz.
Bir yandan, bu çok tanıdık geliyor.
Ama öte yandan...
Her şey değişti.
Üç yıl.
Gerçekten üç yıl oldu mu dediler?
Ben üç yıldır burada bekliyor gibiyim.
İşim gücüm var hanımefendi.
Hayallere dalmanı bekleyemem.
Evet, kusura bakmayın.
Baştan başlayalım mı?
20, 40, 60, 80, 100.
Tamam.
20, 40, 60, 80, ve 200.
Buyurun. İyi günler.
Evet, neyse.
Neyse, evet.
KAPALI
Ian, orada mısın?
Umarım sen beni bulana kadar
üç yıl daha geçmez.
Lorena. Merhaba Lorena.
Bugün o fotoğrafa kaç kere baktın?
Ee, nihayet anneanne olmak nasıl bir duygu?
Bunu beklemiyordum.
Sanki geçen ay her gün
kızınla telefonda konuşan sen değildin.
"Bugün mü? Bugün mü?"
Lorena, ne oldu?
Sadece,
kötü bir haber aldım.
Torunumla alakalı değil, bazı arkadaşlarım.
Açıklaması zor. -Lorena, Rebecca.
İkiniz bir araya gelince
muhabbet hiç bitmiyor.
Hey, bak, anlatmaya ihtiyacın olursa,
buradayım.
Ve dinlemeye hazırım veya...
Eyvah.
Sean geldi.
-Sean? -Kardeşim Sean.
Ne işi var burada?
Onu en son ne zaman görmüştün?
Doğum günümde uğrayıp, arabamı ödünç alıp
üç günlüğüne kaybolduğundan beri görmedim.
Takip etmeye çalışıyorum.
Arkadaşlarına durumunu soruyorum.
Hep aynı şey,
yaptığı işi bırakıp
kolay yoldan para kazanmaya çalışıyor.
Gör bak.
Buraya da benden para istemeye geldi.
Herkes yere yatsın!
Aslında bütün paraları istemeye gelmiş.
Siper al!
Yerlerinize! -İçeri girin.
Hazır! -Siper al!
-Hazır. -İçeri gir.
Bitti!
Tamam, toplanın.
Ölenler el kaldırsın.
Tamam çocuklar, bunu ben mutlu olana kadar yapacağız,
ve mutlu olmama daha çok var.
Hadi.
Merak etmeyin çocuklar.
Ben de ilk seferinde geçemedim.
Doğru. Tom ve ben
Fort Rucker'da birkaç kere sınavdan kaldık.
Ama biz mukavva figürlere ateş ediyorduk,
simülasyon yoktu.
13 yıl önceydi.
Her şey gelişti. -Evet, yaşlandık.
Hatırlatma.
Tamam, on dakika mola. Dönüşte en baştan başlıyoruz.
-Teşekkürler. -Sağ ol.
Tamam. Ne oldu?
Bir terslik var.
Onu buldular.
Addison, Ben'i buldular.
Cüzdan.
Saat.
Çabuk ol.
Çabuk! -Tamam.
Hadi. Çabuk ol.
Hey, hey. O ne?
Bunda boya paketi var. Sen beni aptal mı sandın?
Hey, üstüne gelme.
Yaşı var.
Suratına silah doğrultulunca
işini yapmak zordur.
Al.
Teşekkürler.
İyi misin?
Soyulduğumuz için mi,
yoksa hırsız kardeşim olduğu için mi?
Bu gerçek olamaz, değil mi?
Bir çaresini bulacağız.
Nasıl olur bilmem, ama bir çare bulacağız.
Kahramanlık yapmayın.
Herkes lobiye gitsin, ne dersem onu yapsın.
Böylece zarar görmezsiniz.
Anlamıyorum.
O yaşıyor.
Onca zamandır yaşıyormuş.
Evet, ama ona göre,
aradan hiç zaman geçmemiş gibi.
Ian üç yıl oldu deyince çok şaşırmış.
Dur, şimdi merkezdeler mi?
Evet.
Beni mi bekliyorlar? Onlar...
Ne, geri dönmem mi gerekiyor?
Şu anda bir şey yapman gerekmiyor.
Herkes hâlâ şokta.
Evet, ama onlar hologramı değildi.
Tüm sıçrayışlarda onun yanında değillerdi.
Onlar... -Ona âşık değillerdi.
Sence ne yapmalıyım?
Kalbin ne diyorsa onu yapmalısın.
Ve o her neyse, bunu atlatacağız,
birlikte.
-Onu bulduk! -Harika. Tamam, demek ki
takip sistemimiz yeniden aktif,
ben de gidip görüntüleme odasını hazırlayayım.
-Neredeymiş? -Tucson, Arizona, 1986.
Banka veznedarı, kötü giden bir soygunun içinde.
Sekiz kişi öldü.
Ben.
Ben. -Ian? Ne?
Ian?
-Evet. -Sen misin?
Evet.
-Neredesin? -Beni göremiyor musun?
Hayır.
Görüntüleme çemberi şu anda kısıtlı.
Ama Jenn ayarlamaya çalışıyor.
İşte... İşte oldu.
Tamam, oldu. -Hayır.
O tarafa geç.
No comments yet. Be the first to leave one.