لومړۍ 200 کرښې.
ASILANLAR ORMANI
Yönetmen: Liviu Ciulei
Çeviri: nutuzar
Lanet olsun. Rüzgar esmeye başladı.
Kımıldayın! Bana bakmayı kes.
Daha hızlı!
Hizmetinizdeyim, efendim!
Saat kaç?
Saat 4'te başlamalıydı, efendim! Geç kalacağımı bildirdim. Şimdi saat 5 oldu.
Kimi asıyorsunuz?
Bilmiyoruz! Bir subay olabileceğini duyduk ama emin değiliz.
Hazır değil misin, onbaşı? Konvoy yolda.
Hazır, teğmen!
Birkaç dakika içinde burada olacaklar.
Ama başçavuş nerede?
Neden daha önce gelmedi?
Başçavuş çoktan burada olmalıydı.
Tabure nerede, onbaşı?
Neden aptal gibi bakıyorsun?
Neyle tırmanmasını istiyorsun?
Seni tabure olarak kullanmalıyız! Hadi!
Kendimi tanıtmama izin verin: Teğmen Apostol Bologa.
Klapka. Otto Klapka.
İtalyan cephesinden bu tümene transfer edildim.
Yeni geldim.
Tren istasyonunda bir infazın başlamak üzere olduğunu duydum.
Evet.
Buraya neden geldiğimi gerçekten anlayamıyorum.
Yani bu tümene nakledildiniz.
Evet.
50. Sahra Topçusuna.
Ah, doğru bizim alaya! O zaman, hoş geldiniz!
Peki, kimi asıyorsunuz?
Çek bir asteğmen. Adı Svoboda.
Tam taraf değiştirmeye çalışırken yakalandı.
Çok çirkin, değil mi?
Evet, tabii ki.
Askeri mahkemede bulunma şerefine nail oldum. Kendini savunmadı bile.
Bize garip bir şekilde baktı. Sanırım bize meydan okumaya çalışıyordu.
Gerçi... bu meydan okuma değildi. Başka bir şeydi. Tek kelime etmedi.
Sigara içiyor musun?
Neyse ki, işe yaramazdı.
Ben bile, isteksiz bir kişi olarak, bu sefer kanıtların kesin olduğunu gördüm.
Kanıtlar!
Kanıtlar!
Bay Yüzbaşı, cephede olduğumuzu unutuyorsunuz.
Görünüşe göre yedek subaysınız.
Yoksa böyle bir suç hakkında böyle konuşmazdınız.
Evet, haklısın. Barış zamanında avukattım.
Ama şimdi...
Ben de yedek subayım!
Savaş beni kitaplardan...
neredeyse gerçek hayatla bağlantımı kaybettiğim...
Üniversiteden uzaklaştırmadan önce.
Ne okuyordun?
Felsefe.
Hiç infaza katıldın mı?
Hayır, katılmadım.
Affedersiniz.
Bu nedir? Ne getirdin?
Çok yüksek, görmüyor musun? Mahkum buna nasıl tırmanabilir?
İşte konvoy geliyor.
Çıkın dışarı! Çukurdan çıkın!
Teğmen Apostol Bologa, 50. Saha Topçusundan. Emrinizdeyim, efendim!
Bu arada, daha önce geldim ve taburenin kayıp olduğunu gördüm.
Kayıp mı?
Onbaşı, cellat nerede?
Bilmiyoruz efendim! Biz buraya sadece mezarı kazmaya geldik.
Nasıl bilmezsin, seni aptal? Başçavuş nerede?
Emrinizde efendim.
Ne yaptın, seni piç? Cellat nerede? Ben...
30 gün hapis cezası.
Ve şimdi...
Onbaşı, sen cellat olacaksın.
Sayın Albay, rapor ediyorum. Lütfen beni affedin. Sayın Albay!
Geri çekilin! Geri çekilin!
Tanrı büyük ve merhametlidir...
Kırıldı.
Ne kırıldı?
Düğme kırıldı, Peder.
Anladın mı?
Diğer tarafa, Peder, lütfen.
Daha fazla düzen istiyorum, Tanrı aşkına!
Tanrı iyidir ve insanlığı sever...
Geri çekilin!
Herkes geri çekilsin!
Geri çekilin! Herkes üç adım geri!
Yol açın.
Doktor, uzun sürer mi?
Göreceksiniz.
Yüce Tanrım.
Eğer mümkünse, hızlı bir ölüm gönder.
Ne?
Bak bakalım ne istiyor.
Söyle bakalım. Ne istiyorsun? O zaman...
Dikkat!
Tugay subaylarının emirleri.
Askeri Mahkeme, Teğmen Jan Svoboda'yı, Askeri Yargı Kanununun...
341. maddesinde belirtilen firar suçu ve casusluk suçu nedeniyle suçlu buldu.
Bu sebeplerle Yüksek Karargah, Olağanüstü Karar No: 32183'e göre onun...
asılarak idam edilmesine karar verdi.
Bu hüküm bugün, 18 Ekim 1916'da açıklandı.
General Karg tarafından imzalanmıştır.
Emrinizdeyim, efendim.
Tamam, tamam.
Paltonu çıkar.
Haydi. Devam et!
Ceketini çıkar! Üniformalı bir asker cellat olamaz!
Sandalyeyi çek.
5... 6... 7...
Çabuk öldü.
Yorum yapmayın. Sonucu bildirin.
Efendim, mahkum öldü.
O zaman devam edin.
Efendim, ceza infaz edildi.
Askerler.
Hava soğuk.
Elveda.
Sayın Yüzbaşı.
Öğreticiydi.
Suç apaçık ortadayken, kanun...
Askeri onur lekelendi, biz sadece işimizi yaptık.
İş... Bir insanın hayatı söz konusu olduğunda...
Sen nesin? Yani, milliyetin?
Romanyalı.
Sen? Neden beni takip edip duruyorsun? Evine git. Koş!
Evet, efendim.
Ben Çek'im.
Bologa... Ne isim ama.
Bir teneke asker.
Biliyor musun? Kocamın teneke askerlerle dolu bir satranç masası var.
Ve sen de teneke bir askersin!
Evet, bir saat içinde ölebilecek bir asker.
Kantinde iyi bir yemek yedikten sonra.
Ne biçim konuşuyorsun.
Sen de benim gibisin.
Ölmek için kendimizi 100 kere öldürmemiz gerekir.
Ama sen... sen görevinden kaçıyorsun.
Ve bugün bir idamdan kaçtın.
Bunu senin için yaptım.
Kendin için...
Korktun mu?
Bekle.
Ne oldu?
Sen şeyde değil miydin...
Hayır. Neden, neden buna ihtiyacım olsun ki?
Hoş olmayan bir gösteri. Bunu İtalya'da görmüştüm.
Arkadaşım... üzülme...
Biliyorsun... buraya geldi ve kimse onu fark edemedi çünkü herkes oradaydı.
Beni affet. Beni anlamaya çalış.
Rosa mı?
Sağduyu.
Teşekkür ederim.
Kantinde görüşürüz.
Nasıl davrandı?
İyi akşamlar.
İtaatle rapor ediyorum, efendim: oğlum cepheden 2 günlüğüne geldi.
Buyurun.
Hayır, teşekkürler.
Bir bardak şarap iyi gelir.
Cephede ne var ne yok, asker?
Tanrı'nın merhametiyle sorun yok.
Botlarımı temizle lütfen.
Devam edin. Yemek soğuyor. Yiyin.
Bu kadar yeter.
Ama bitirmedim...
İyi geceler.
Ye hadi.
Kıpırdama!
Doktor!
Yemek bir saat içinde hazır.
Bir schnapps, Bay Bologa.
Ah, Muller...
Haşlanmış schnapps. İşte bunu öğrendim.
Oturacak yer yok.
Benimle gel.
Küçük, rahat bir yerim var.
Burası senin sığınağın mı?
Burası sadece araf.
Biraz kokuyor. Peki ya cennet?
Hemen. Küçük ve romantik, her yerde olan koku dışında. Burası...
Harika bir müze parçası.
Aslında, yüzyılların birbirine karıştığı yer burası. Tarzlar...
rokoko...
canzon...
geçmiş...
şimdiki zaman...
Ve gelecek... burada.
İçeri girin.
Ağır hastaların güçlü ilaçlara ihtiyacı vardır. Fransızların dediği gibi.
Johan Maria'ya, en iyi dileklerimle. Johan Maria, adın bu mu?
Evet.
Johan Maria Muller... Üniformaya yakışmıyor.
Aman Tanrım.
Endişelisin.
Ben de oradaydım.
Çalıyor musun?
Evet, biraz.
Bir şeyler çalmak ister misin?
Sadece seni eğlendirmek için.
No comments yet. Be the first to leave one.