لومړۍ 200 کرښې.
Toplandığınız için sağ olun.
Haberlerim olduğu için acil bir toplantı düzenlendim.
Jo, gelecek için kameraya çekebilirsin.
Haberleri veriyorum.
-Toplantıdayız! Git! -Peki.
Sorun yok. Kalabilir.
Bunu duymak isteyebilirsin.
-Gerek yok. -Kal ve dinle!
Tamam.
Neyse, Montreal şaşırtıcı bir haber vermek için aradı.
Sana cinsel taciz davası açılmış.
Avukat tutsan iyi olur.
-Birilerini ararım. -Gerek yok.
Avukat lazım. Hapishanede en uzun cezayı alanlar,
avukat tutmayanlardı. Tacizden aklanmak zor.
Bana cinsel taciz davası açılmadı.
-İyi savunma. -Savunma değil. Gerçek.
Kimseyi taciz etmedim. Jo, lütfen çekme.
Evet, tamam.
Peki, haber ne?
Mythic Quest filmi yapmak istiyorlar
ve baş yapımcı ben olacağım.
Bu kadar.
Zaten baş yapımcı değil misin?
Oyunun, filmin değil. Düşünmüştüm ki…
-Bu adamı kutlayın! -Zorlama.
David, bu ne acil bir durum ne de bir toplantı.
-Ve buna zamanım yok. -Evet.
Bekle. Nereye gidiyorsun?
Başarıların hakkında övünmeyi bitirdin
sanıyordum ve hapse girmemek için çöple ilgilenmeye dönmem gerek.
Maaşın hakkında konuşmak istersen kalırım…
-Peki. Git. -Tamam.
Sana nasıl saygısızlık edebilirler?
Başarılarını paylaşmak istedin
ve buraya gelip suratlarını astılar.
-Onları üzebilirim. -Ne?
Suratlarını asabilirim.
Hayır Jo. Senin standartlarına göre bile biraz fazla gerginsin.
Bir şey diyeyim mi? Bugün dinlen.
-Git, arkadaşlarınla takıl. -Arkadaşlar.
Aslında bir şey diyeyim mi Jo?
Giderken GrimPop'a da uğra. Ian'ı yukarı gönder.
MQ'yu hep Hollywood'a taşımak istedi
ama başaran ben oldum.
Evet, onu gönder.
Ona haberi verdiğimde, garip kare suratının düştüğünü görmek istiyorum.
Bu, Brittlesbee'nin yılı.
Hadi, kodla bebeğim, kodla. Annen için çalış.
İşte bu. Beni utandırma
yoksa bir tane bile patates kızartması yiyemezsin.
Peki.
Evet!
Demo, demo bebeğim Demo, demo
Şarkının devamı nasıldı? Ian, bir kere daha ben…
imkânsız olanı yaptım.
Denemeci, kirli ellerini cipsimden çek.
Selam! Pardon, yol için atıştırmalık almaya çalışıyordum.
Dana buralarda mı?
Hayır, beni yalnız bıraksınlar diye onu ve Ian'ı meşgul tutacak
bir kodlama aracı ürettim.
-Galiba çöle götürdüler. -Neden çöl?
Ian çarpıcı ortamlara bayılır.
Şu anda büyük ihtimalle odaklanmışlardır
ve götlerine kristal sokup meditasyon yapıyorlardır.
-Bekle, ne? -Neyse, ne yaptıkları kimin umurunda?
Ian haftalardır demo üzerinde deli gibi çalışmamı umursamadı
ve nihayet bitirdim.
-Bu harika! -Şimdi git.
Bu öngörücü simülasyon motorunu ayarlamam gerek.
Bekle, büyük bir şey başardın.
İşe dönemezsin. Kutlamamız gerek.
-Kutlamamız mı? -Evet, "kutlamamız" dedim.
Evet, tabii. Neden olmasın?
Okul bekleyebilir. Ne yapalım, biliyor musun?
Brunch'a gidelim.
Pankek yemekten daha iyi bir parti olamaz.
İşte, pankek.
Pankek ve şurup sever misin? Ne seversin bilmiyorum.
-Waffle? Bir şey söyle. -Pankek severim.
Tamam çünkü suratın ifadesizdi.
Bir şey diyeyim mi? Siktir et.
Ian çöle gidip soyunuyorsa
ve kriptocu adamlarla Peyote içiyorsa
ben de eğlenebilirim.
Bu çok ayrıntılıydı. Endişelenmeli miyim? Dana iyi mi?
Ian!
-Ian Elizabeth Grimm. -Göbek adı bu mu?
Evin erkeği nerede?
Onu David'e götürmek için buradayım ve çok önemli.
-Ian! -Bağırma! Burada değil.
O ve Dana büyük ihtimalle saunada kuru dallarla kendilerine vuruyorlardır.
Bunlar mı oluyor?
Ona mesaj atarım. David'in onu aradığını söylerim.
Tamam, güzel.
Görev tamamlandı.
Bugünlük işim bitti demektir.
O yüzden gidip arkadaşlarımla
takılacağım.
Jo, pankek sever misin?
Selam Carol. Çöpünü alabilir miyim?
-İstediğini yap. -Sağ ol.
-İyi misin? -Yoğunum.
Evet. Görebiliyorum.
Bir hademe olarak bir sürü şeyi görüyorum.
Mesela her gün çöpe attığın üç veya dört öz geçmişi veya
çok fazla Candy Crush oynadığın için
telefonunun ekranında biriken kiri. 198'inci seviyeye gelmişsindir.
247'deyim.
Kahretsin. Eski Brad seviyeni hemen bilirdi.
Peki. İyi değilim. Ve meşgul değilim.
Dostun zorlanıyor, gerçekten.
Tahmin edeyim. Montreal seni
ÇVKM yaptığı için vicdan azabı çekiyorsun
-ama onlar… -ÇVKM mi?
ÇVKM. Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Müdürü.
ÇVKM. Tamamını söylemekten yorulmuşsundur.
Evet.
Seni ÇVKM yaptılar ama bir fark yaratman için
-para vermiyorlar. -Evet.
Evet. Havadan para yaratman gerekiyor.
Bunu yapmam gerek, değil mi?
Eski Brad olarak MVİEM konumundayken her gün bunu yapardım.
Peki, MVİEM ne söyle.
Parasallaştırma ve İnternet E-Ticaret Müdürü. MVİEM.
-Tabii. -Ama bu uzun zaman önceydi.
Çok uzun zaman önce.
O kadar da uzun zaman geçmedi.
-Eski Brad ile konuşabilir miyim? -Bekle, MVİEM ile mi?
Evet, MVİEM ile konuşmak istiyorum.
Benimle gel.
Bugünlerde Bulgaristan'da çok çekim yapılıyor
ama İzlanda'da çekilmesini umuyorum.
Orada eski eşime evlenme teklifi ettim.
Oraya başarılı bir film yapımcısı olarak dönersem döngü tamamlanır herhâlde.
Her iki şekilde de
dergilere çıkmadan önce benden duymanı istedim.
Kişisel bir şey değil.
Bu sadece iş.
Sadece iş.
-Güzelmiş. -Beğendin mi?
Aslında MQ'yu yönetmeye başladığından beri
işler çok ilerledi.
-Eski ofisini bana verdin… -Yani.
…ve temiz hava alıyorum ve güneş ışığı görüyorum.
Bitkilerim ve ben sana borçluyuz.
Evet, çok fazla bitkin ve kedi eşyan olduğunu görüyorum.
-Bir sürü kedi eşyası. -Bir gün kedim olacak.
Umarım.
-Kedin yok mu? -Henüz yok.
Senden küçük bir iyilik isteyebilir miyim?
-Tabii. -Yapma.
Pardon?
Oyuncular, oyun adaptasyonlarından nefret eder.
-Bizimkini görmediler. -Gerek yok ve görmeyecekler.
İnternette toplanacaklar ve itibarını mahvedecekler
ve bizi çok eleştirecekler.
-Özellikle beni. -Tamam Sue, bizimki farklı olacak.
Yalnızca oyunculara değil, herkese erişecek.
Bundan nefret edecekler, tamam mı? Bu oyun onların özel alanı.
Birinin özel alanına girip
istediğini yapamazsın.
Çok sinirlenecekler!
Haklısın.
Kontrolü kaybetmekten nefret eden türde bir insan.
Tabii ve…
Ve ağlamasına neden olabilir. Evet.
-O kim? -Ian.
Evet, gelmesini istedim
ama henüz gelmedi. Neden?
Çünkü özel anımı mahvetmeye çalışıyor.
Onun özel alanına gidip bu haberi ona söyleyerek
gücü yeniden elime alabilirim.
Tıpkı İzlanda'da karıma evlenme teklifi ettiğim şelaleyi geri alacağım gibi.
-Eski karın. -Evet, onu demek istedim.
Evet. Bu sefer olay çok kişisel.
Neden çok kalabalık? Bu insanların işleri yok mu?
Jo, brunch yemekten öte bir şeydir.
Evet.
-Değil mi? -Evet.
Burası kendimiz olabileceğimiz
güvenli bir alandır, anladın mı?
-Güven çemberi gibidir. -İyi dedin.
Konuşuruz, güleriz,
herkes daha iyi hisseder.
Evet Jo. Daha önce bronşa gelmiş gibi davran.
-"Bronş" mu dedin? -Evet.
Doğrusu brunch.
Hayır, biliyorum. Ben sadece… Avustralya'da adı farklı.
-Orada adı "bronş" mu? -Evet.
Siz öyle demiyor musunuz? Garip.
Hanımlar, masanız hazır.
Masa hazır, evet.
Ne iş yapıyorsun?
Jo, ne yapıyorsun? Hayır.
-Sadece soru sordum. -Üzgünüm.
Neresi yanlış anlamadım.
Evet, Berkeley harika. Dönmek için sabırsızlanıyorum.
Harika arkadaşlarım var.
Tanrım! Ne kadar çok sipariş vermişsin.
No comments yet. Be the first to leave one.