Fear the Walking Dead

Fear the Walking Dead

د Turkish ژباړه ډاونلوډ کړئ

6 فصل

د خپرونې معلومات

Fear the Walking Dead S06E01 The End Is The Beginning 1080p AMZN WEB-DL DDP5 1 H 264-NTb
د لخوا تبصره Oksuruk
Çeviren: Cybox

تګونه

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
په خپور شو: 2020-10-14
ډاونلوډونه: 43
د اوریدلو معیوبیت: No

د Turkish سرليکونو مخکتنه

لومړۍ 161 کرښې.

SON

Orada biri mi var?

Tekrar ediyorum, orada biri mi var?

Yardım et, lütfen.

Tanrıya şükür, lütfen bana yardım etmek zorundasın, günlerdir peşimdeler.

Kimler?

- Pek emin değilim. - Görünüşe göre onları atlatmışsın.

- Adın ne? - Walter.

Aç mısın Walter?

Yemek ye.

Ben etrafı gözleyeceğim.

Güzel, değil mi?

İnsanların ilk yetiştirdiği mahsülün fasulye olduğunu biliyor muydun?

Her şey yeni başlarken onlar da tıpkı bizim gibiydi.

Amansız sona doğru giderken onlardan zevk almaya bakalım bari.

Bunlar çok güzel, içine ne kattın?

Bir şef asla sırlarını söylemez.

Ayrıca, bu kardeşimin tarifiydi.

Fasulye tarifini söylediğimi bilseydi muhtemelen beni öldürürdü.

Elbette, anladım.

Farketmez, bu fasulyeler çok lezzetli.

- Siktir! - Sakin ol dostum, sakin.

Lanet olası köpek, Laredo'dan beri peşimde.

- Uslu çocuk, Rufus. - Adını biliyor musun?

Elbette biliyorum, o benim köpeğim.

Tabasco sosluydu, Walter.

Orada mısın?

Merhaba? Tekrar ediyorum, orada mısın?

- Kim soruyor? - Virginia.

- Senin için bir işim var. - Beklemesi lazım.

Galveston'a bir teslimatım var.

Oraya gitmek çok fazla benzin yakıyor, bunu bir daha yapmayacağından emin olmalıyım.

- Kimi arıyorsun? - Morgan Jones adlı birini.

Bay Jones ölü mü, diri mi?

- Bilmiyorum. - Yakında öğreneceksin.

çeviren:cybox iyi seyirler.

Buradayım!

Siktir.

Bekle, bekle..

Seni aylaklardan biri sandım, birini yemeden uzaklaştıklarını hiç görmemiştim.

- Ne zamandır böylesin? - Beş hafta, altı hafta?

Günleri saymayı bıraktım.

- Ne zamandır böyle kokuyor? - Gitmelisin.

Eskiden deniz kuvvetlerinde sıhhiyeciydim, iki kez Afganistan'a gittim.

- Savaş alanında daha kötülerini de gördüm. - Evet..

Bunu yapan kişi, hâlâ beni arıyor.

Bu işe karışmak istemezsin.

Peki ya bu koku, kangren olmuşsun, doku ölümü.

Bana ne olacağını biliyorum, sana da olmasına gerek yok.

Senin için bir şeyim var.

- Sana söyledim, hiçbir şey istemiyorum... - Duydum.

Bunları bir otomat makinesinde buldum, karım bunlara bayılır.

Bunları bulmak zor oldu, bi de sana verdiğimi öğrenirse beni öldürür.

Ama, toparlanman için bunlara ihtiyacın var gibi görünüyor.

Onları karına sakla.

Fikrini değiştirirsen, buradalar.

- Adım Isaac... - Hayır.

Seni tanımak istemiyorum.

Tamam, anladım.

Ölüler, az önceki gibi hep seni görmezden mi gelirler?

Geri çekil.

Aferin evlat, ben etrafa bakıyorum.

Orada kim var, sen misin Bay Jones?

Korkmana gerek yok dostum, sadece biraz sohbet etmek istiyorum.

Hayır yapma, yapma!

Merhaba.

Merhaba dostum.

- Bak, bela istemiyorum. - O zaman sorun yok.

Bu adam Bay Jones'i yememiş Rufus, o zaman neyin kokusunu aldın?

Bu adamı hiç gördün mü, ölü ya da diri?

Hayattaysa, yalnız değildir.

Çok kan kaybetmiş olmalı.

- Onu neden arıyorsun? - Önce sen bana cevap ver dostum.

- Bak dostum.. - Bu, sosyal sözleşmenin bir parçası.

Ben merhaba derim, sen de merhaba dersin, ben soru sorarım, sen başka soru sormadan önce cevap verirsin.

- Onu görmedim. - Emin misin?

Sosyal sözleşme çift yönlü çalışır.

O ne demek?

Sen benim bir sorunumu çözmede yardım edersen, ben de senin bir sorununu çözmede yardım ederim.

- Sorunlarım olduğunu nereden çıkardın? - Herkesin sorunları vardır.

- Seni tanıyor muyum? - Sanmıyorum.

Güven bana, baltalı böyle biriyle tanışsaydım asla unutmazdım.

Sana yardım edebileceğimi sanmıyorum, özür dilerim.

Peki, o zaman.

Köpeğimin ilgisini ne çekti?

O senin köpeğin, dostum.

- Orada seninle başka kimse var mıydı? - Hayır.

Bak, bak, bak, kesinlikle terliyorsun.

Sıcak yüzünden olmalı.

O zaman neden içeri girip ferahlamıyoruz?

Çekil, evlat.

Köpeğim buraya geldi, çünkü bu battaniyede aradığım adamın kokusu var.

Ama bana onu hiç görmediğini söylemiştin.

Dışarıda ölüler tarafından saldırıya uğradım, buraya saklandım.

Öldürmediğim aylaklar gitti, aradığın adam bana saldırdığında şuranın içinde sıkışıp kaldım.

- Yani öldü. - Korkarım öyle.

Hadi ama, aylakları çekeceksin, sana gittiklerini söyledim, o da muhtemelen yolda onlarladır.

Eğer aradığım adam dediğin yerdeyse, Sosyal sözleşmedeki payıma düşeni yapacağım.

Yapamazsın...

- Dur.. - Sorun yok.

- Sorun var! - Kurşun hala içeride.

- Burada olamazsın. - Kurşunu çıkartabilirim.

Gitmelisin dedim!

Kurşun akciğer atardamarına yakın olabilir.

Eğer parçalanırsa, yanlış bir hareket yaparsan ölebilirsin.

Sana söyledim.

Biliyorum.

- Yarayı sen mi diktin? - Hayır.

Çünkü hiçbir doktor kurşun içerdeyken yarayı dikmezdi.

- Burayı nasıl buldun? - Çantanın içinde koordinatlar vardı.

- Şansımı deneyeyim dedim. - Neden?

Çünkü yardımın lazım.

Karım hamile.

8 aylık, ama birkaç gece önce kasılmaları başladı.

Eğer erken doğum yaparsa, oksijene ya da başka şeylere ihtiyacı olacak.

Uzaklaşırken de karımın olduğu yeri çürümüşler sarmıştı.

Onları uzaklaştırmaya çalıştım, ama çok fazlalardı.

Tanıştığımızda onları temizleyebilmek için bir silah arıyordum.

Bir silah mı?

Evet, silah bulmak gittikçe zorlaşıyor.

Neden, mermin var mı ki?

Pekala.

Al bunu ve git.

- İşe yaramaz. - İki atış yetmez, sadece daha fazlasını çeker.

Ama sen bizi çürümüşlerin yanından geçirebilirsin.

- Seni farketmezler bile. - Sana yardım edemem.

Elbette edebilirsin, Morgan.

Ne, ne oldu, sorun ne?

Adımı nereden biliyorsun?

Luling'in dışındaki bir tır durağında çektiğin kaseti gördüm.

O sen miydin yoksa o dükkan sizin miydi bilmiyordum ama burayı görünce...

Bunu artık yapmıyorum.

- Neden? - Çünkü yapmıyorum, sadece yapmıyorum.

Şimdi beni rahat bırakmanı istiyorum.

Özür dilerim.

Burada zaman kaybediyorum, fazla seçeneğim kalmadı.

Benimle gelmen gerek.

Bu işe yaramaz...

Akıllı oğlum, Rufus.

Isaac!

Bana yalan söyledin, bana yalan söyledin!

Buraya!

- Buraya! - Silah!

Sen çoktan ölmüşsün, görebiliyorum, kokusunu alabiliyorum.

Morgan, yap, vur onu!

Kamyonet..

- Uzun yoldan dolaşmak zorundayız. - Ben geri dönüyorum.

- Ne dedin sen? - Şimdiye gitmiştir.

Aylaklar beni görmüyor zaten, kalan erzakları kurtarabilirim.

Seni aramaktan vazgeçmeyecek, muhtemelen peşimize düşmüştür.

- O yeri unut, orası yok oldu. - Olmadı.

Olamaz.

Neyin var senin?

Neden oraya geri dönme riskini göze alıyorsun?

Hâlâ yaşıyor olmamın tek sebebi o kule.

Yani gizli sığınağını kaybettin, biliyor musun, o kadar da gizli değildi.

O köpek seni bir günden az bir sürede buldu.

Ve o göt herif seni öldürse de öldürmese de, yakında öleceksin zaten.

Kule benim için değildi.

Kimin içindi?

Yarayı sen mi diktin diye sormuştun, ben dikmedim.

تبصرې

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left