لومړۍ 200 کرښې.
Merhaba, Yukarı Doğu Yakası, ben Dedikoducu Kız
ve çok büyük bir haberim var.
Birçok kaynağımdan biri, Melanie 91, bunu gönderdi.
Serena van der Woodsen
elinde çantalarıyla Grand Central'da görülmüş.
Bu popüler kız daha bir yıl önce gizemli bir şekilde
"yatılı okul" için gitmemiş miydi? Ve şimdi geri dönmüş.
İnanmıyor musunuz?
Kendiniz görün.
Şansımıza Melanie 91 kanıtını da göndermiş.
Fotoğraf için teşekkürler, Mel.
Dan, Jenny, buradayım.
- Merhaba, baba. - Merhaba, gelebildiniz.
Hoş geldiniz. Hafta sonun nasıldı?
Annen nasıl?
- İyi. - O iyi.
- Gayet iyi. - Evet o iyi.
"Manhattan'ı bırakmamalıydım" şeklinde mi
yoksa "Evliliğime ara vermek en iyi fikirdi" şeklinde mi?
Baba, midem kazınıyor.
Hadi eve gidelim. Ben pişiriyorum.
Caprese salatası, biraz bufalo mozzarellası...
Evet, size harika bir şeyler...
Görüldü. Yalnız Çocuk.
Hayatının aşkının döndüğüne inanamıyor.
Tabii Serena onun kim olduğunu bilseydi.
Ama herkes Serena'yı tanır.
Ve herkes konuşuyor.
Blair Waldorf ne düşünüyor acaba?
Tabii, onlar kankalardı
ama Blair'ın sevgilisi Nate'in
Serena'dan hoşlandığını düşünüyordum.
Bu kadına bir elbise tasarlamalıyım. Blair.
Tasarımlarımı giyeceksen
en azından söyle de üzerine oturtalım.
Teşekkürler, anne.
Bunu unutmam.
Harika parti.
O en iyi reklamım.
Nate, üniversiteyi düşünüyor musun?
Aslında, ben Darmouth'luyum.
Babam Darmouth'tan iyi olarak bahsederdi
ama ben batıya bakmak istiyorum. USC, UCLA mesela.
Annesi duymak bile istemedi. Dartmouth'a bile uzak diyor.
Evet, Darmouth benim de ilk seçimim.
Müsaadenizle, Kaptan.
Nate, gelebilir misin?
Tabii. Bir saniye müsaade eder misiniz?
Nathaniel, temiz hava almak ister misin?
- Geri döndüğümde. - Eğer geri dönerse.
Neler oluyor?
Bunu yapmak istiyorum.
- Şimdi. - Şimdi mi?
- Bekleyeceksin sanıyordum. - Artık değil.
Acele etsen iyi olur Nate B. Zaman işliyor.
Dedikoducu Kız'da ne olduğuna inanmazsınız.
Biri Serena'yı Grand Central'da görmüş.
Güzel. Burada işler sıkıcı olmaya başlamıştı.
Teşekkürler.
Seni seviyorum.
Nate Archibald.
Hep sevdim, hep seveceğim.
Ben de seni seviyorum.
Serena van der Woodsen, bu sen misin?
Blair, bu Serena.
Serena?
Serena okulda. Öp beni.
Annenin burada dediğini duydum.
Selam vermek istemiyor musun?
Evet.
Kesinlikle.
- Hamile olduğunu duydum. - İyi görünüyor.
Ona dedim ki "Unut gitsin. Murakami olmasının önemi yok
koltuğumla çakışıyor."
Anne.
Merhaba.
- Seni görmek güzel. - Serena, tatlım.
Peki, o nerede?
Ne? Daha çıkarmadılar mı?
Bunu şimdi konuşmayalım, tamam mı?
Arkadaşlarını görmek istersin demiştim.
Sağ ol.
- Serena, seni görmek güzel. - Seni de.
Gel, yemek yiyelim.
Sana Blair'in yanında yer ayarlarım.
Evet, aslında gitmem gereken bir yer var.
- Gidiyor musun? - Evet, pek iyi değilim.
Gelip merhaba demek istedim.
Seni yarın okulda görürüm.
Okul.
Sanırım kalıcı olarak gelmiş.
Geleceğini bilmiyor muydun?
Tabii ki biliyordum.
Sadece bir sürpriz olmasını istedim.
Söylenenlere göre S, B'nin partisinden 90 saniyede ayrılmış
ve bir Limoncello bile içmemiş.
Kötü kızımız iyi mi oldu yoksa bu da rolün bir parçası mı?
Genç hanım burada olamazsın. Ziyaret saati bitti.
Ben ailedenim.
O benim kardeşim.
Neden ayrıldı?
Neden geri döndü?
Bütün detayları gönderin.
Peki ben kim miyim?
Bu asla söylemeyeceğim bir sır.
Tek sır. Öptüm, Dedikoducu Kız.
Peki ben kim miyim?
İşte bu açıklamayacağım tek sır.
Beni sevdiğinizi biliyorsunuz.
Öptüm, Dedikoducu Kız.
Serena.
Serena.
Hey, nasılsın?
Daha iyi olduğum oldu.
Eric, kötü bir kardeş olduğumu biliyorum.
Ama seni gördüğüm için çok mutluyum.
- Dönüşünle ilgili dedikodular olmalı. - Evet.
- Ama hiçbirinde sen yoksun. - Aynı annemin istediği gibi.
Benim istediğim bebeğim, Serena'nın yatağında yatması
- Mümkünse pijamalarla. - Günaydın, anne.
Doktora Eric'i kahvaltıya götürebilir miyim diye soracaktım.
Gelmek ister misin?
Hayır, bence ben ona yolun karşısında kruvasan getireyim.
Serena, yapma.
Herkese, Eric'in Rhode Island'da büyükbabamı ziyaret ettiğini söyledin.
- Miami'de Carol teyzeni. - Yani onu saklıyorsun.
İntihar etmeye kalktı
ve sen kendini düşünüyorsun.
Serena sen kim bilir kiminle, kim bilir ne yapıyordun
Sana söyledim okul öyle değil.
Seni evde görmekten mutlu olsam da
buranın nasıl olduğuna dair bir fikrin yok.
Bilin kimin babası havalı?
- Hileli bir soru mu? - Evet, çünkü bizimki olamaz.
Şuna bakın.
- 90'ların unutulan grupları. - Bilin bakalım dokuzuncu kim?
- Çok gurur duyuyor. - Aferin unutulmuşsun.
Ama böyle hatırlanılır.
Babamın grubu Dedikoducu Kız'da olsa umursardın.
Ne? Dedikoducu Kız okumuyorum. O hatunlar için.
Dün gece laptopunda Serena'yla ilgili haberi okumuyordun yani.
Rolling Stone , vay canına!
Şuna bir daha bakayım.
Très Cool .Lincoln Hawk. Dokuzuncu.
- Ne yapıyorsun? - Dudak Dudağa Partisi.
- Herkes gidiyor. - Buna davet mi edildin?
Şaşırdıysam alınma, çünkü ben hiç davet edilmedim.
Sanat dersimdeki biri yazımı gördü
ve davetiyeleri yazarsam gelebileceğimi söyledi.
Adil gibi. Çocuk çalıştıranlar bir şey öğrenebilir.
Baba, burada kapitalizm karşıtı konuşamazsın.
- Konuşurum. - Bizi özel okula gönderen sensin.
Bu eğitim için.
Yalnız yemek yiyen, partiye davet edilmeyen çocuklar mı olmalıyız?
- Bana uyar. - Annem iyi fikir dedi.
Ve o hep doğru karar verir, değil mi?
Jenny, partiye gitmek istiyorsan, git.
Eğlenmeyi hak ediyorsunuz.
Nate.
Annen, The Palace'da kaldığınızı söyledi.
Evet, evi yeniliyoruz. Tekrar.
Annemi bilirsin, eğer bozuk değilse, boz.
Burada ne yapıyorsun?
Nasılsın diye merak ettim.
Dün gece biraz üzgün gibiydin.
Gidip okul için üstümü değiştirmeliyim. Geç kalacağım.
- Serena. - Hayır.
- Hayır. - Ama döndün.
Senin için gelmedim.
Bak, Blair en yakın arkadaşım ve sen onun sevgilisisin.
Ve o seni seviyor.
Her şeyin böyle olması gerekiyor.
Serena dün gece seksi görünüyordu.
O kadar mükemmel olmak yanlış.
Ele geçirilmesi gerekiyor.
- Sen rahatsızsın. - Ve haklı olduğumu biliyorsun.
Bana eğer sansın olsa...
- Bir sevgilim var. - Anaokulundan beri çıktığın
ve hâlâ işi bitirmediğin.
Kim "işi bitirmek" der ki?
Hadi ama.
Bizi takip falan mı ediyorsun?
Hayır, aynı okula gidiyoruz.
Aynı üniformalar. Bu bir ipucu değil mi?
Bu komik.
Yemekte birlikte oturmak ister misiniz?
- Çok şirin! - Bu çerçeveletilebilir.
Fena iş değil.
Ve bu da seninki.
- Söz verdiğim gibi. - Sağ ol.
Selam.
İşte buradasınız.
Yemek salonunda sizi aradım.
Merhaba, ben Serena.
Biliyorum. Yani ben de Jenn.
Peki parti ne zaman?
Cumartesi.
Ve sen davetli değilsin.
12 saat öncesine kadar herkes seni yatılı okulda sanıyordu.
Ve şimdi doluyuz
No comments yet. Be the first to leave one.