Time

Time

د Turkish ژباړه ډاونلوډ کړئ

1 فصل

د خپرونې معلومات

Time 2021 S01E02 1080p iP WEB-DL AAC2 0 H 264-NTb
د لخوا تبصره erlat

تګونه

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
په خپور شو: 2021-06-29
ډاونلوډونه: 28
د اوریدلو معیوبیت: No

د Turkish سرليکونو مخکتنه

لومړۍ 200 کرښې.

ÖNCEKİ BÖLÜMDE

- Kapıyı açın dedim! - Arkamızdan iş çevirdin, dostum!

Kapıyı açın!

- Sen Mark Cobden misin? - Evet.

Daha önce cezaevine girdin mi?

Hayır.

Her şeyin bir ilki olur, ha?

- Dört yıl yedim. - Neyden?

- Riskli sürücülükten. - Öyleyse birini mi öldürdün?

Senin şahsi memurunum.

Bir sorun olursa bana geliyorsun, tamam mı?

Oğlun Lowood Hapishanesindeymiş, patron.

Oğlum?

Oğlun David.

Tehdit olduğundan emin misin?

Tehdit etti.

Sana şunu söyleyeyim dostum, artık etiket oldun.

Ona karşılık vermeliydin.

Öğretmenim.

Hayatın artık yaşamaya değer olmayacak.

Senden bin kat daha adamdı.

Senden on kat daha adamdı.

Umarım hapiste çürürsün.

Senden on kat daha adamdı.

Sarhoş orospu çocuğu.

Sarhoş orospu çocuğu.

Tıme/Zaman Çevirmen: Bekir Özgün

20. gün.

- Neden işte değilsin? - Biraz kötü hissediyorum, patron.

Öyle mi?

Öldürdüğüm adamın eşine...

...bir mektup yazmayı düşünüyordum, patron.

Ne söyleyecektin?

Onu düşünmeden geçirmediğim tek bir gün bile yok.

O da şöyle der, "Olmalısın da. Onu sen öldürdün."

Yine de bunu bilmesi ona yardımcı olabilir diye düşündüm.

Sabahları kalkar kalkmaz onu düşünen sadece kendisi tek değil.

Düşünüyorum. Ben de düşünüyorum.

Bağışlanmayı mı isteyecektin?

Ben kendimi bağışlayamam.

Bu mektubu okumayı isteyip istemeyeceğini öğrenmek için ona yazmamız lazım.

Yani, mektup ona her şeyi tekrardan hatırlatacaktır, değil mi?

Hayır.

Hiç unutulmadı ki.

Peki.

Diyelim ki "evet" dedi...

...ve günlerce, haftalarca bu mektubun gelmesini beklemekle geçirecek.

Sonra da ulaşacak.

Güzel bir mektup olacaktır. Ne de olsa sen bir İngilizce öğretmenisin.

Ama içinde bir şey de olacaktır...

...onu delirtecek olan kendine acıma hissiyatı.

Hayır, içinde öyle bir hissiyat yer almayacak.

Hiç. Hem de hiç, efendim.

Öyleyse sana yaz derdim.

Mektubu okuruz. Sonra okumayı isteyip istemeyeceğine bakacağız.

Sağ ol, patron.

Kötü hissettiğini söylemiştin.

Evet. Öyle, patron.

Zorbalığa mı uğruyorsun, Cobden? Bu yüzden mi koğuşundan çıkmak istemiyorsun?

- Hayır, patron. - Zorbalar şerefsizdirler.

İsimlerini vermek ayıp değildir.

Zorbalığa uğramıyorum, patron.

Peki.

Öyleyse sana işe kadar eşlik edeyim, olur mu?

Olur, patron.

Olur, patron.

- Eric McNally'nin ibnesi misin lan? - Hayır.

Şerefsizlere ne olur biliyorsun.

Nabersin?

İyiyim.

- Senin yeni koğuş arkadaşınım. - Koğuş arkadaşı mı?

Evet, hücre arkadaşın.

Alt mı üst mü?

- Üstteyim. - Harika.

- Öğretmenimdiniz. - Bellbridge'te mi? - Evet. Daniel Smithson.

Evet. Seni hatırlıyorum.

Hayır, hatırlamıyorsunuz. Bir kaç ay kaldım sonra evimizi taşıdık bu yüzden bıraktım.

- İyi miydim peki? - Hayır, bok gibiydiniz.

- Şimdi geçmişten bahsetmeyelim, olur mu? - Şunu da söyleyeyim. Bir dersiniz iyiydi.

Bir cuma günü öğleden sonraydı.

Bardaydınız. Biz de ilgilendiğimiz şeyi bıraktık...

...onun yerine böyle bir muhabbet ettik.

Çünkü sizin kafa çok güzel olmuştu.

Sen beni 80'ların sonları, 90'ların başında görecektin.

O zamanlar iyiydim.

Öyle mi? Ne oldu?

Öylece çöküveriyorsun.

- İçmek ister misin? - Hayır.

Hayır. Sağ ol, böyle iyiyim.

- Affedersin, patron. - Buyur?

Ufak kızım yapmış olduğu boyamayı bana göndermiş.

- Evet? - Gardiyanlar...

...gardiyanlar da siyah beyaz fotokopisini verdiler.

- Doğrudur. - Bunun neresi doğru?

- Boyamanın siyah beyaz fotokopisini vermek? - Önlem amaçlı.

- Önlem mi? - Evet.

Aslının içine uyuşturucu sıkılmış olabilir.

Bahis bayisini soydum. Buradayım çünkü bir bahis bayisini soydum.

- Uyuşturucuyla hayatta işim olmaz. - Evet ama bunu biz bilemeyiz, değil mi?

Bilirsiniz. Çünkü teste tabi oldum ve temizdim.

Tertemizdim.

Bu yüzden aslını alabilir miyim, lütfen patron?

İmha edildi.

Ne?

Aslının fotokopisini alırız ardından aslını yok ederiz.

Üzgünüm, Paul.

Bir dakika, patron. Şimdi şöyle...

Bunu iyice anlamam için müsaade edin, olur mu?

- Evet. - Ufak kızım boyamış olduğu ufak bir tavşan yolladı, değil mi? - Evet.

Bunu takdir etmemi istiyor, değil mi?

- Patron! - Yapamam çünkü siyah beyaz fotokopi...

- Patron, hâlâ taşınmayı bekliyorum. - Bir dakika bekle, dostum.

Ben konuşuyorum. Sıranı bekle kancık herif...

- ...çünkü ben konuşuyorum, değil mi? - Kime diyorsun lan sen?

KAVGA! KAVGA! KAVGA!

Geri çekilin!

Hayır, yapmayacaksın.

Geri çekilin! Size söyledim! Siktirin gidin!

Sen iyi misin?

Müdürüm?

Affedersin, Eric. Oğlun Chapel Grove'da saldırıya uğramış.

Durumu kritik.

Gitsen iyi olur. Biz burayı idare ederiz.

- Hadi. - Emin misiniz?

Evet. Git.

Bay ve Bayan McNally, David McNally'yi görmek için geldik.

- Pekâlâ. - Sağ olun.

Tanrım.

Tanrım. David.

- O iyi olacak. - Şunun haline baksana.

Merhaba canım.

Buradayım.

Sorun yok. Annen burada.

Baba?

O burada canım. Burada.

Senin bu işinden hep nefret ettim.

Her zaman nefret ettim ama işlerin bu noktaya geleceğini düşünmemiştim.

David tutuklanana dek her şey yolundaydı. Olaydan öncesi iyiydi.

Hayır. Ben hep nefret ettim.

- O iyi olacak. - Ya olmazsa?

O zaman ne olacak?

Chapel Grove'un güvenli olacağını söyledin peki sıradaki yer neresi, Eric?

İşini bırakmak zorundasın. İşi bırakırsan onların işine yaramazsın.

Eğer onların işine yaramazsan David de onların işine yaramaz. Bu kadar.

Yine de onu öldürürler.

Onu kendi bölgene almalısın.

Ona orada göz kulak olabilirsin. Herkes olabilir.

- Müsaade edilmez. - Neden? - Edilmez işte.

İşe de yaramaz.

Öldürmek bir saniye bile sürmez.

Onu banyoda, bahçede,

...merdivende haklarlar.

Ne demek istediğimi anlıyor musun?

Yine bana ulaşırlarsa...

...ya da onu tehdit ederlerse, bu sefer...

...ne yapmamı isterlerse onu yapacağım.

Gerçekten mi?

Evet.

Seni seviyorum.

- Nasılsınız, beyler? - İyi.

Hadi devam edin!

- Peynir mi tavuk mu? - Tavuk lütfen.

- Çorba istiyor musun? - Peynir mi tavuk mu?

Fikrimi değiştirdim. Onlardan birini uzat.

Tavuk mu domates mi?

- Devam edin. - Devam edin, beyler. Hadi.

Efendi ol, yavşak.

Hadisene.

Şerefsiz!

İşte o bahis bayisindeyim ve 40 pound kaybettim.

Dışarı çıkmam gerekiyordu ama maaşımı yatırdım ve yine...

...kaybettiğim zaman eşimin yüzüne bakmak istemiyordum.

Ben 40 poundu kazanmayı kovalarken 50 pound daha kaybediyordum.

Sonra 60.

At yarışı, kasaya...

...at yarışı, kasaya...

...ikindiden akşamın ilk saatlerine dek, sonra bir bakmışım beş kuruşum yok.

Tüm maaşım piç olmuş.

Üç seçeneğim vardı.

Birincisi, kendimi öldürmek.

İkincisi...

...eşimi öldürmek.

Üçüncüsü, bahis bayisini soymak.

Bahis bayisini soymayı seçtim.

Delice, biliyorum.

Ama daha iyiydi...

...tutuklanma açısından daha iyi, bir kaç yıl yatar...

...sonra eve giderim...

...eşimin gözlerine bakıp...

...her şeyi kaybettiğimi söylemek.

Tekrardan.

Sağ ol, Paul.

Şeytanımız ile baş etmek hiç kolay değildir.

Hadi Strevens, hücrene dön, dostum.

Hücrelerinize dönün.

Merhaba patron, mektubu yazdım.

Mektup mu?

Bilirsin, öldürdüğüm adamın eşine.

Hücrelerinize dönün.

Uygun mudur?

More Turkish subtitles for Time

تبصرې

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left