The Dink

The Dink

د Turkish ژباړه ډاونلوډ کړئ

د خپرونې معلومات

The Dink 2026 ATVP WEB h264-ETHEL
د لخوا تبصره tedi
Retail ATVP | 1:42:52

تګونه

webdl
په خپور شو: 2026-07-24
ډاونلوډونه: 12
د اوریدلو معیوبیت: No

د Turkish سرليکونو مخکتنه

لومړۍ 200 کرښې.

Bazı insanlar kazanmak için doğar.

Tom Brady,

LeBron James,

Joey Chestnut

ve ben.

Adım Dusty Boyd

ama dünyadaki birçok insan, beni Çekiç olarak tanıyor.

Babam bana bu lakabı taktığında gerçek adımı henüz bilmiyordum.

Evet, işte böyle Çekiç. Evet.

Beni tenis konusunda yarış atını eğitir gibi eğitti.

Kardiyo ve güç antrenmanı yaptırır, ellerime tenis raketi bantlardı.

Babam, diğer babalar gibi değildi.

Bana okumayı öğretmedi. Vurmayı öğretti.

İşte bu Çekiç!

İşe yaradı. Genç kategorisinin her rekorunu kırdım.

ÇEKİÇ SERT SALLADI "TENİSİN ASİ ÇOCUĞU"

Galibiyetler, ace'ler, ezici skorlar. Her şeyin rekoru bendeydi.

Ve dünya kısa sürede fark etti.

Hayır Dave. Sert vurmuyorum. En sert vuran oyuncu benim.

Ve liseden bile mezun olmadan önce…

- …babamla hayallerimizi gerçekleştirdim. - Dusty, buraya bak!

- Profesyonel oldum. - Buraya bak Dusty!

PROFESYONEL TEK ERKEKLER

Ve bu, dostlarım, inanılmaz gerçek hikâyem.

Sorusu olan var mı?

Evet, topa vuracak mıyız?

Bok gibi bir ders.

Anlattığım hikâyeye dair sorusu olan var mı demek istedim.

Çok netti, değil mi?

Çok net bir hikâye. Aslında bir sorum var kral.

İstediğim buydu. PJ, sor.

Neden her dinleyişimde tüylerim diken diken oluyor?

- Benimki de oluyor. - Cidden,

- sen en… - O kadar iyiysen niye

babanın kulübünde dokuz yaşındakilere ders veriyorsun?

Bence bu serseriler, Andy Roddick hikâyesini dinlemeli.

- Öyle mi diyorsun? - Hayır.

- Lütfen anlatma. - Vero Beach Turnuvası.

Tanrım!

Sene 2000'di. Andy Roddick ile karşılaşacaktım.

Teknik olarak daha ünlü olan oydu ama herkes, beni görmeye gelmişti.

Seni seviyorum Çekiç!

ONU MIHLA! ÇEKİÇ!

Amatörken birkaç kere oynamıştık. Ve her oynadığımızda ağzına sıçmıştım.

En doğru söz bu.

Eminim değildir.

Ama bu, profesyonel olarak ilk karşılaşmamızdı.

- Ve onu mahvediyordum. - Evet.

İşte böyle Çekiç.

O, benim oğlum.

O noktada karaktersiz Bay Andy, çirkefleşmeye karar verdi.

Evet. Soğuyayım diye tuvalet molası aldı.

Ben de hesap sormaya gittim.

Islak zemin yüzünden düştüm.

- Ve bileğim paramparça oldu. - Of!

Roddick!

Ve böylece çok umut vadeden kariyerim de paramparça oldu.

- Ne? - Tabii ki Andy Hilebazick,

yere kaygan bir madde dökmüş.

Yani, Roddick'in, Amerika Açık'ı kazanması ve süper model

Brooklyn Decker ile evlenmesi gibi tüm profesyonel başarıları

aslında Dusty'nin hakkıydı.

İlginç bir bakış açısı.

- Aklıma gelmemişti. - Pardon.

Onun başarıları nasıl senin başarın oluyor?

Bağlantı kurmakta zorlanıyorum.

Belki de bağlantı kurma dersi almalısınız.

Güzel laf soktun. Neyse, artık sizinle konuşmayacağım. Sıkıldım.

Ders almıyorsunuz. Peki, tenis topuna vurmak ister misiniz?

- Evet. Nihayet. Tanrım! Lütfen. - Evet. Lütfen.

Bir saniye.

Bir işim var.

- Hey! - Kusura bakma.

- Alabilir miyim? - Tabii.

Pickleball topun burada. Çöpe gidiyor!

Burası bir tenis kulübü.

- Göt herif! - Duydum.

Güzel. Duymanı istediğim için sesli şekilde söyledim.

Tamam, pickleball'cu kadın. Şöyle yapalım. Peej. Bir oyun oynayalım.

Seversin. Pickleball'cusun.

- Parayı görüyor musun? - Evet.

Sahada herhangi bir yere koy, isabet ettirmek için tek şansım olsun.

Vurursam ömür boyu buradan menedilirsin.

Ve kaçırırsam bir senelik üyelik ücretini almayacağım.

Menedileceğim, öyle mi?

Fark etmez çünkü üye değilim.

Sadece ders alıyorum.

Anlaşmayı daha çekici kılayım.

Kaçırırsam

bunu da vereceğim.

Dusty, hayır. 1999 Buick LeSabre'ını verme.

Evet. 320.000 kilometrenin biraz altındaki 1999 Buick LeSabre'ımı da vereceğim.

Şimdi kararsız kaldım.

Konuşmak istemiyorum ama vurabilecek misin diye merak ediyorum.

Ne yapsam? Peki.

Oynayalım.

İstediğim yere mi?

İstediğin yere.

Burayı seçiyorum.

Zor. Köşeyi seçti.

Evet!

Defol! Defol! Defol!

Tanrım.

Pickleball'unu da al git.

Gitmeden halledelim. Gülümse, menedildin.

Her neyse. Olaya bak.

Evet!

İsimliğimde ne yazıyor, okuyabiliyor musun Dusty?

Tabii ki baba.

"Chuck Boyd, Tenis Operasyonları Başkanı" yazıyor.

Siktir.

- Önemli bir adam gibi, değil mi? - Evet.

Oğlunun pasaklı bir tiple işe geç gelip insanları kulüpten

- menettiğini görmek istemez. - Evet.

Sorun sadece sen değilsin.

Kulübün tamamı kötüye gidiyor ve durumu düzelteceğim.

Bu gece idari kadro ve senin için bir akşam yemeği vereceğim.

Orada olacağız.

Olacaksın tabii ve beni utandırmayacaksın.

Zamanında geleceksin, saç bandını takmayacaksın

ve birini getirip umutsuz, ezik bir çocuk yetiştirmediğimi göstereceksin.

Tamam efendim.

- Bu akşam müsait misin? - Bir düşüneyim.

Onu değil!

Görüştüğün şu güzel kızı getir.

Ne yazık ki Marisa ile ayrıldık.

O zaman gidip özür dile de barışın.

- Karmaşık. - Yürü.

Tamam. Hep beni konuştuk.

Sen nasılsın?

Gidiyorum. İstediğin şeyi yapacağım.

Hadi. Yapabilirsin.

Şuna bak.

Tahmin ettiğim gibi sürünerek dönmüşsün.

- Fikrimi değiştirdim. Olmaz. - Bekle!

- Hayır, yapamam. - Yapabilirsin.

- Gerçekten yapamam. - Dön.

Ne istiyorsun?

- Bir iyilik lazım. - Peki.

Barışmışız gibi davranıp babamın evindeki yemeğe katılman lazım.

Tanrım!

Siz erkekler oyunlara bayılıyorsunuz.

Çok kötü olduğumu, beni bir daha görmek istemediğini söyledin.

Hatta bana "sadakatsiz" bile dedin.

Öyle dedim çünkü beni aldattın Marisa.

Dusty?

- Ne? - Bir kerelik bir şeydi.

Sekiz kerelik.

Evet ama tek bir erkekleydi.

Dokuz erkekleydi!

Tanrım. Yağmur Adam mısın? Her şeyi hatırlıyorsun.

Bak Marisa, bana bu iyiliği yapar mısın?

- Lütfen. - Peki, tamam.

Teşekkürler.

Evet, çok doğru.

Malcolm Gladwell'in yazılarını okudunuz mu?

The Beatles'ın iyi olmasını, prova yapmalarına bağlıyor.

Aklımı başımdan aldı.

Sürekli düşünüyorum.

- Cidden mi? - Ciddiyim.

- Baba, kimi getirdim, bak. - Marisa.

Umarım geç kalmamışızdır.

Sana torun yapmaya çalışıyorduk.

İlk defa geç kalmadın seni hınzır.

Hınzırım.

- Kız arkadaşımla seks… - Evet.

…yapmayı seviyorum.

Çok güzel.

Çok güzel.

- Lütfen herkes otursun. - Lütfen oturun.

- Bu akşam için sağ ol. - Evet.

Tenis.

Zarafet.

Estetik mükemmeliyet.

Ama tenis sadece bir spor değil. Yaşayan, nefes alan bir hayvan

ve onu korumamıza ihtiyacı var.

Bir zamanlar yüce olan ülkemizde bir salgın yayılıyor.

Adı da…

Pickleball.

- Sporun yeni koronavirüsü. - Evet.

Bu şaklabanlara Mountain Crest'in en kötü sahasını

verdik, el dezenfektanı veya maske gibi düşünün.

Ve şimdi bu pickleball'cular, daha çok saha istiyor.

Genişletme oylamasını daha fazla erteleyemem.

Ve kaybedersek yayılmanın önünü alamayabiliriz.

Kulübümüz, son kalelerden biri.

Aşı biz olmalıyız, bu bizim sorumluluğumuz,

ki bir daha onlar hakkında konuşmamıza gerek kalmasın.

Sayıları azalmasa bile.

- Son. - Yani…

- Vay be. - Harikaydı baba.

Benzetmen harikaydı Chuck.

Ama Chuck, bu soytarılar sayıca üstünse ne yapabiliriz ki?

Ne yapabileceğimizi söyleyeyim Gary. Düello yapabiliriz.

Silahlarla mı?

Ne yazık ki hayır.

Tenis raketleriyle.

Kulüp kurallarında bir şey keşfettim.

Düello maçıyla oylamadan kaçabiliriz.

İki taraf da bir şampiyon seçecek ve işi, tenis sahasında halledeceğiz.

تبصرې

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left