Eldorado – Alles, was die Nazis hassen
لومړۍ 200 کرښې.
Gece daha yeni başlıyor.
Tam da olmak istediğin yerdesin.
Kendinden eminsin, heyecanlısın ve fark edildiğini hissediyorsun.
Nihayet senin gibi hisseden insanlarlasın.
Ve bir an için farklı olduğunu unutuyorsun.
Bu gece her şey mümkün.
Berlin her şeyin yaşandığı bir şehir.
Burası günahın başkentidir.
Burada özellikle LGBTQ'ları hedefleyen
80 ila 100 arası kafe, bar ve kulüp vardı.
Her yerde kuir ve translar vardı.
Naziler iktidara geldikten sonra,
dünya tarihinin en homofobik zulmüne tanık oluyoruz.
Tarih boyunca, özgürlük ve baskının
1920 ve 1930'lardaki kadar
birbirine yakın olduğu başka bir dönem olmamıştır.
Günümüzde bile, bu özgürlüklere sahip olsanız da, bunlar elinizden alınabilir.
Bu insanlar bugün benim yaşadığım türde bir hayat sürüyorlardı.
Ama sadece bir süreliğine.
İnsanlık için bir felaketti
ve ben o insanlığın bir parçasıydım.
BERLİN 1920'LERİN SONLARI
Berlin'de sokakta yürürken
köşede, önünde muhteşem bir tabelanın olduğu
bir binaya rastlıyorsunuz.
Tabelada, "Doğru Yerdesiniz" yazıyor.
20. yüzyılın altın çağının yaşandığı 1920'lerdeki tüm gece kulüpleri arasında
Eldorado en görkemli kuir mekânıdır.
Berlin Eldorado'sunda eşcinsel erkek ve lezbiyenlerin,
trans erkek ve kadınların, ilk kez özgür
ve rahat olabildikleri yeni bir tür özgürlük oluşuyordu.
Burada tanışacağınız insanlardan biri de,
Yahudi-Amerikalı-Alman aydın Charlotte Charlaque'tır.
Kendisi dünyayı gezmiş, Amerika'da, Almanya'da ve Fransa'da yaşamış,
ve dünyada ilk kez
cinsiyet değiştirme operasyonuna girecek
insanlardan biri olmak üzeredir.
Berlin gece hayatında iki yeni yüze rastlıyoruz.
Lisa ve Gottfried. Yeni evliler. 20'lerin başındalar.
Eldorado'ya gelen diğer tüm insanlar gibi, yoldan sapıp
yeni keşiflere, yeni aşklar bulmaya hazırlar.
Lisa, tam adıyla Lisa von Dobeneck
ve Gottfried von Cramm birbirlerini çocukluktan beri tanıyordu.
Birbirine komşu şatolarda büyümüşlerdi.
Lisa bir Dobeneck olarak doğmuştu
ve ailesi bizden 15 km uzakta yaşıyordu.
Oraya "Batakhane" diyorduk
çünkü Cramm'ler orada her istediklerini yapabiliyordu.
Lisa ve Gottfried müsrif bir hayat sürmek istiyordu
ve elbette bu tür bir hayat bu kırsal bölgede değil
çekici ve çılgın bir şehir olan Berlin'de yaşanmaktaydı.
Aynı zamanda çok fazla özgürlük vardı.
Kadın hakları kabul edilmişti.
Sansür kaldırılmıştı
ve daha fazla basın özgürlüğü vardı.
Ve bu, kuir yazılı basınının gelişmesini sağladı.
KIZ ARKADAŞ KADINLARIN AŞKI
Eşcinsel erkeklere ve kadınlara özgü yayınlar vardı.
Hatta travestilere özgü yayınlar bile mevcuttu.
Seks hakkında eski zamanlardan çok daha açık bir şekilde konuşmak mümkün.
İnsanlar cinsel düzen konusunda
tam bir devrim yaşandığı hissine kapılıyor.
Tam da bu sırada, Lisa ve Gottfried tamamen yeni bir dünyayı keşfeder.
Eldorado, yeniliğe dair bir semboldü.
Bu muazzam, şaşaalı kulübün orta yerinde
Adolf Hitler'le
yakın arkadaş olan biriyle tanışmak sizi şaşırtabilirdi.
Bu kişinin adı Ernst Röhm,
korkutucu derecede acımasız Yahudi aleyhtarı bir yaklaşıma sahip
ve Nazi iktidarının baş stratejist ve mimarlarından biri.
Röhm savaş ve öldürme sevdalısı ve kendini adamış fanatik bir asker.
Ve katı bir milliyetçi olarak
Almanya'nın I. Dünya Savaşı'nı kaybetmesini hazmedememiştir.
Adolf Hitler ve Ernst Röhm 1919'daki sağcı harekette tanıştı.
Kısa süre içinde yakın arkadaş oldular ve bu uzun yıllar sürdü.
Nazi hareketini, iktidarı ele geçirebilecek bir harekete
dönüştürme hayalini paylaşıyorlardı.
Şimdilik bu çok uzak bir hayaldi.
Ernst Röhm bir eşcinsel,
eşcinsel olmayı umursamıyor,
pek çok eşcinsel sevgilisi ve tanıdığı var.
Eşcinsel olması herkesçe bilinen bir sır ve dedikodusu yapılan bir şey.
Hitler, muhtemelen Röhm hakkındaki söylentilerin farkında.
Ancak kendisi için potansiyel faydaları ön planda tuttuğu söylenebilir.
Bir noktadan sonra Hitler şu sözleri söylüyor:
"Gereken sağduyuyu gösterdiği sürece
özel hayatı beni ilgilendirmiyor."
Ancak gereken sağduyunun gösterilmediğini göreceğiz.
Bu kulüp
siyasi veya dünyevi görüşleri açısından
geniş bir insan yelpazesinin ilgisini çekiyordu.
ELDORADO DOĞRU YERDESİNİZ!
Eldorado'nun asıl temsil ettiği şey
Berlin'in dünyaya açılan kuir penceresi olmasıydı.
Eldorado'da sahne alan kuirlerden bazıları
dönemin popüler yıldızları haline gelir.
Bunlardan biri de Claire Waldoff'tur.
Kovun tüm erkekleri parlamento binasından!
Kovun tüm erkekleri eyalet parlamentosundan!
Kovun tüm erkekleri malikanelerden!
Oraları kadın sığınma evi yapacağız!
Eldorado'ya yalnız gittiyseniz, size pistte eşlik edecek
bir kiralık dansçı tutmanız gerekiyordu.
Eldorado'nun o meşhur cinsiyet illüzyonunu
yerinde deneyimleyip doğrulayabilirsiniz.
Bir gece, Charlotte kendisi gibi biriyle tanışır.
Bu kişi Charlotte kadar entelektüel olmakla kalmayıp
aynı zamanda trans bir kadındır.
Adı da Toni Ebel.
Charlotte'ın aksine bu konuda ne yapacağını bilmiyordur.
Korkunç bir evlilikten kaçmıştır.
10 yaş daha büyüktür.
Ancak ayrılmaz bir ikili olurlar.
Trans kadınlar arasında bu tür ilişkiler
oldukça yaygındır aslında,
yani cinsel eğilimimiz ne olursa olsun,
derin kız kardeşlik bağları kurarız
ve bazen de fazla ileri gidip sevgili
ya da hayat arkadaşı oluruz.
Bu kısmen de bizim gibi
çok fazla insanın olmadığı bir dünyada yaşıyor olmamızdan dolayı.
O yüzden bizim gibi biriyle tanıştığımızda
sonrasında hangi şekle bürünürse bürünsün
ailevi yükümlülükler hissediyoruz.
Toni yıllardır hayatını bir kadın olarak sürdürmeye çalışıyor
ancak nereye gideceğini bilmiyordur.
Cevap ise Charlotte Charlaque'ta.
Toni'yi Magnus Hirschfeld'le tanıştırır.
Magnus Hirschfeld de Eldorado'ya geliyordur.
Kuir hayatını gözlemlemeyi seviyordur.
Kendi çapında şöhret sahibi biridir.
Herkes kim olduğunu bilir.
Bir seksologdur.
İnsan cinselliği ve cinsiyet rolleri araştırmalarına karşı
büyük bir ilgi duymaktadır.
Eşcinsel ve trans insanların
bilimin aracılığıyla
özgürlük ve haklarını kazanabileceği
düşüncesine inanmaktadır.
Rahatsız edici bir hızla
kitaplarını, kitapçıklarını ve ders notlarını yayınlar.
1897'de dünyanın ilk eşcinsel hakları derneğini kurar.
Berlin'in kuir şehir haritası üzerinde
ilerici düşünceye sahip bir mekân vardır:
Magnus Hirschfeld'ın Cinsel Bilimler Enstitüsü.
Bir Alman askerinin I. Dünya Savaşı'nda giydiği fırfırlı külot
gibi şeyleri görebileceğiniz bir müze var.
Dildo gibi şeyler görebilirsiniz.
İlişki ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar hakkında danışmanlığa,
kürtaj ve hamilelik hakkında bilgi almaya ihtiyacı olan
her tür insana yardım amaçlayan bir dizi hizmet alabileceğiniz bir yerdi.
Listeyi uzatmak mümkün.
Enstitü aynı zamanda insanların sosyalleştiği bir yerdi.
Kuirlerin gideceği bir merkez, bir tür ortak alandı.
Enstitünün orada olduğunu bilmek dahi
Berlin ahalisinden pek çok kişi için önemli bir bilgiydi.
Uzmanlaştığı konulardan biri de
trans kimliği ve doğduklarındaki cinsiyetleri ile
sorun yaşayanlar için mevcut olan trans tedavi yöntemleriydi.
Ernst Röhm için Magnus Hirschfeld düşmanın vücut bulmuş hâliydi.
Bir Yahudi, bir sosyal demokrattı,
trans kadın ve erkekleri destekliyordu
ve hiçbir şekilde Ernst Röhm'un inandığı
eril ideolojiye riayet etmiyordu.
Ancak bir ortak yönleri vardı. Eşcinsel olduklarını açıklamamışlardı.
Zira Magnus Hirschfeld bir bilim insanı olarak itibarını kaybedeceğini,
Ernst Röhm ise partiden atılacağını biliyordu.
Ernst Röhm, Hitler'le olan uzun şahsi geçmişinin
hem halkın genelinden,
hem de Nazi hareketinden kendisini koruyacağına dair
muazzam bir özgüvene sahipti.
Bu da özel hayatı konusunda oldukça dikkatsiz davranmasına imkân veriyordu.
"Sevgili Dr. Heimsoth."
"Öncelikle sizi selamlıyorum."
Çocukluğuma dair hatırladığım aynı cinse dair bir dizi hissiyat ve eylem var.
Pek çok kadınla da münasebetim olsa da,
hiçbirinden çok zevk almadım."
Röhm'un içsel yaşamına dair pek fazla delil yok.
Ama bununla ilgili çok değerli bir keşifte bulunduk.
Dr. Karl-Günther Heimsoth adındaki bir arkadaşına yazdığı
bir dizi mektup.
Bütün kadınlardan iğreniyorum.
"Bu tavırlarımdan mutsuz olmasam da
zaman zaman bu yüzden büyük zorluklarla karşı karşıya kaldım."
"Hatta belki de içten içe bununla gurur duyuyorum."
"En azından ben öyle inanıyorum."
Ve bu mektuplarda,
Röhm kendini eşcinsel olarak tanımlamak konusunda
gitgide daha kendinden emin bir hâl alıyor.
Bu tam da cinsel yönelim denen şeyin,
heteroseksüellik, eşcinsellik, her ne ise,
cinsel yönelimin, bir insanda tutarlı bir şekilde var olduğu fikrinin
oldukça yeni ve gelişme aşamasında olduğu bir dönemdi.
Ama başka bir gerçeklik daha var.
Almanya sırf şehirlerden değil,
aynı zamanda pek çok küçük kasaba ve köyden oluşmaktaydı.
Pek çoğu Berlin ve diğer büyük şehirlerde olup bitenlere yabancı kalıyordu.
Bu ani değişiklik onları korkutuyordu.
Değişimin hızı
neredeyse herkes için bir hüsran kaynağıydı.
No comments yet. Be the first to leave one.