لومړۍ 200 کرښې.
Çocukluk sihri her zaman unutulur.
Ama bu, unutulmayan hikayelerden biri.
Günaydın.
İyi akşamlar. Merhaba.
Özür dilerim.
Sana biraz makarna sosu ayırdım.
- Merhaba. - Merhaba.
İyisin değil mi?
İşyerinde ne oldu?
Üzerinde çalıştığın buzdolabını mı iptal ettiler?
Hayır onayladılar.
Harika haber.
Hayır değil.
Neden? Harika bir şey. Çok işe yarıyor.
Beni benden daha iyi tanıyor.
Şu sıralar Timothy şarap seviyor.
Çok da iyi tanımıyor.
Hayır, seni tanıyor çünkü...
...insanların yeme içme alışkanlıklarını izin almadan izlemek için...
...buradaki panelin arkasına kamera koymuşlar.
Hayır!
Onlara bunu kaldıralım dedim ama reddettiler.
Bu yüzden bıraktım.
- İyi olmuş. Yani... - Hayır, iyi değil.
Bu kötü, Tim.
Bence... Bence pek kötü değil.
Şirket daireyi ve arabayı geri istiyor. Her şeyi.
Evsiz kaldık.
Tamam, kısmen kötü sayılır.
Anneme söylemem gerekecek.
Benim yüzümden hayal kırıklığına uğrayacak.
Kimse senin yüzünden hayal kırıklığına uğrayamaz.
- Sen uğramalısın. - Ne?
Ben çalışırım, sen de çocuklara bakarsın. Anlaşma buydu.
Çocuklarımızla son zamanlarda hiç konuştun mu?
Masada telefon yok.
Beth, gel artık.
Yemek hazır tatlım.
Hey, hey, hey, hey. Lütfen onu teleçantaya koy.
- Ne? - Telefon çantası.
Bunu kendim yaptım.
- Fırın eldivenlerindan devşirme. - Fırın eldiveni mi?
Gerçekten bir iş bulmalısın.
Beth bir... Bence o bir influencer olabilir.
Pekala, düşündüm de bu akşam yemekten sonra birlikte oyun oynayabiliriz.
- Gerçek hayat oyunları değil mi? - Evet, gerçek hayat oyunları.
Oyunlarla işim yok artık.
Tamam. Peki biraz dans etmek ister misin?
Hiçbirimiz dans sevmiyoruz.
Tamam. Ama önce Thompson usulü spagetti var.
Tam da annemin yaptığı gibi.
Annen İtalyan bile değil.
Hey, ben annemin öncesinden bahsediyorum.
Joe bir siberrobot.
Arkadaşlar, biz...
Öldür, öldür, öldür!
Hadi, mind blast, mind blast, mind blast!
Ve Fran, tatlı Frannie'nin en son ne zaman konuştuğunu hatırlamıyorum.
Onların çocuklukları...
Yani nasıl anlatsam...
Kayboluyor. Onlara karşı başarısız gibi hissediyorum.
Bu noktaya nasıl geldik?
- Çocuklarımız olmasaydı... - Hayır, öyle söyleme.
Hayır, sadece kaçabiliriz...
...ve yeni bir hayata başlarız.
Belki hep birlikte kaçabiliriz.
- Ne yapıyorsun? - Şarap ister misin?
Şimdi değil, Buzdolabı! Ah!
Hayal koleksiyonu.
Bu ciddi bir durum, Tim.
Polly, buna ihtiyacımız var.
Ve çocuklara bu lazım. Bu...
Çözümümsü.
On beş yıl önceki hayallerimizden biri?
Evet. Doğru.
...mümsü.
Hangisi?
Şu hayal.
Kırsal kesim mi?
Siz kafayı mı yediniz?
- Arkadaşlarım ne olacak? - Wi-Fi olacak mı?
İhtiyacımız yok. Bak, herkese kitap getirdim.
Kitap mı?
Evet.
Böyle konuşmasına izin verdiğine inanamıyorum anne.
İşte bu, ataerkil sistemin baskısıdır.
Beth, baban ve ben bu konuda hemfikiriz. Tamam mı?
Neden anneannemden para istemiyoruz?
Hayır, hayır. Biz şimdilik bundan...
...anneanneye bahsetmemeye karar verdik.
Çünkü babama "ezik" dediği için mi?
Anneannene göre herkes bir ezik.
Özellikle ben.
Tam bir felaket.
Zor olacak ama bize güvenmeniz gerekecek, tamam mı?
Ama gerçekten, Wi-Fi olacak mı?
Aslında şunu bana ver.
Bu büyük bir değişim.
Doğru. Haklısın.
Ama harika bir tecrübe olacakmış gibi hissediyorum.
Gittiğimiz yerde bir orman var...
...ve çok güzel büyük ağaçlarla dolu.
Harika. Ağaçlar.
Dünyanın en sıkıcı şeyleri.
5G kayboluyor!
Şimdi sadece 3G var!
2G'ye düştüm.
İki'den küçük ne var? Bir.
1G?
- Bir G? Bu ne ya? - Çok özür dilerim. Efendim.
- Buradan taksi geçiyor mu? - Hayır.
Her şey yolunda sevgilim. Ben hallederim.
Peki şimdi hiç taksi var mı?
Hayır.
Yani...
- Evet. - Tamam.
Yürüyeceğiz. Yürüyelim.
SİHİRLİ AĞAÇ
Çeviri: Positive
İyi seyirler!
Bacaklarımda garip bir his var.
Ağrı sızı ne ararsan.
Evet, bu... Buna egzersiz denir Joe.
Gel bir kayısı al, enerjini artırsın.
Hayır, hayır, hayır. İyi.
Sağlıksız bir tadı var.
Eğer sağlıksız tadı varsa sağlıklı demektir.
Dışkına hacim katacak.
Fran! Kayboldun sandık.
Hadi canım, yetiş.
Artık fakirsek, burayı nasıl satın alabiliriz ki?
Doğrusu, çiftçi bize yaz sonunda ödeyebileceğimizi söyledi.
O sırada biz...
Domates yetiştiririz.
İşte yine! Her şeye verdiğin cevap.
Buradaki mikro iklim, İtalya'nın kuzeyindeki ailemin yaşadığı...
...küçük kasabaya benziyor Beth.
Oralı değilsin.
Makarna sosumu yapacağız, sonra satacağız.
Sonra çiftçiye 20.000 sterlinini veriyoruz ve yer bizim oluyor.
20.000 sterline mal olan bir ev nasıl bir şeydir ki?
Eve hiç benzemeyen bir ev.
Vay, gerçekten sadece bir ahırmış.
Büyük bir potansiyele sahip.
Tamam.
İyi.
Buna bakın.
Burası rahat bir yer.
Rahat römork.
Ne?
- Ne? Ne? - Fare mi o?
Elektrik bile yok!
Beth.
Telefonumu nasıl şarj edeceğim?
Şuna bakın!
Bir sabit telefon.
Güvenilir eski usül telefon.
- Çalışmıyor. - Anlamıyorum.
Zamanda geriye mi gittik?
Elektrik işini halledeceğim.
- Tamam mı? - Tim?
Evet.
Burası mutfak mı?
Evet.
- Mutfak harika. - Ben de beğendim.
Ve burası, yemek yediğimiz alan.
- Evet. - Nefis, nefis!
Sonra orada oturma odası gibi bir şey.
- Evet. - İçeride neden traktör var?
İyi bir soru bu aslında.
Tanrım! Kim o?
Tamam. Sadece çiftçi.
Merhaba.
Merhaba.
Nasılsın? Sen Brian olmalısın.
Evet, nasıl gidiyor?
- Evet. Evet. - Tamam.
Şimdi yastık yorganlarınız var...
...ve fatura, makbuz ıvır zıvır tüm şeyler orada...
...biraz uyuyun falan filan.
Bundan sonra her şey sizde.
- Evet. - Ne dedi acaba?
Hiçbir fikrim yok.
Merhaba. Özür dilerim.
Kimmiş bu küçük adam?
Merhaba, küçük arkadaşım.
Sizde Wi-Fi var mı?
Wi-Fi.
Wi-Fi?
Evet, evet, evet.
Tabi ki Wi-Fi var.
- Harika. - Ben Wi-Fi'yi severim.
Evet, ben Wi-Fi getireyim.
Şimdi Wi-Fi'yi getireceğim. Tamam, tamam.
Gördün mü? Sana dedim, burası karanlık çağlarda değil.
Her şey yoluna girecek.
İşte karı-filan.*
Merhaba.
Ben Bella. Brian'ın karısı-filan.
Evet, telefonda konuştuk.
No comments yet. Be the first to leave one.