لومړۍ 200 کرښې.
-Valmiki! Eşin burada mı? -Evet. Birinci kat, genel serviste.
Bay Ramachandra'nın eşi?
O da burada. İkinci kat, özel serviste.
Oğlunuz oldu.
Harika bir haber.
Bozuğum yok. Banknot da veremem.
Çok şükür.
Hemşire, bebeği temizleyip yatır. Bay Ramachandra'ya da söyleyelim.
-Önemli bir haber, tamam mı? -Peki, doktor.
Tam saati not et.
-Burcu yanlış çıkmasın, 12... -Bayım.
Telefon lazım.
-Konuşuyorum ama? -Acil.
-Bay Ramachandra'nın oğlu... -Ne olmuş ona?
Doktor son gördüğünde iyiydi. Ama şimdi kıpırdamıyor.
-Hanımefendi uyuyor. -Sonra konuşuruz.
Doktor, aileye bebeğin erkek olduğunu söyledi.
Endişeleniyorum.
Çok nüfuzlu bir aile.
Beni suçlamalarından korkuyorum.
Peki.
Benim de oğlum oldu.
Onunkiyle değiştirelim.
Onlara çalışıyorum.
Hayatımı cömertliğine borçluyum. En azından bunu yapayım.
Onlara oğlumu vereceğim.
Eşinize nasıl açıklayacaksınız?
Yanımızda sadece aileme refah getirir.
Ama onlarla olması tüm topluma yarar.
Oğlumu feda edeceğim.
Tanrı'nın izniyle yakında bir çocuğum daha olur.
Bayım, bakın...
-Tek kelime etme, benimle gel. Hadi. -Ama...
Kucağına al.
Ölüsünü dirisiyle değiştiriyoruz. Ne oldu? Al şunu.
Çabuk ol.
Hadi çıkalım, yürü.
Gidelim.
Bayım, bakın.
-Yaşıyor. -Bebeği ver.
Efendim?
-Ver onu! -Olmaz!
-Kapa çeneni! -Olmaz.
Oğlunuzu feda ettiniz.
-Ama şimdi ihanet ediyorsunuz. -İhanet mi?
Ramachandra'yla aynı anda şirkete girdik.
Ofise motorumla giderdik.
Şansına ARK'ın kızıyla evlendi ve arabası oldu. Ya ben?
Motorum bile aynı.
O şanslıydı. Ama bu bebek...
Onu oğlumla değiştirince ağlayabilirdi.
Ama aşağıda ağladı. Neden? Çünkü şanssız.
Oğlumun hayatı üstünken
onunki sıradan olacak. Tanrı'nın işi, bana söz düşmez.
-Hadi git! -Olmaz. Yapmayın.
Bu ihanet değil, günah.
Aklınızda kötülük varmış.
-Yapamazsınız. -Sus!
-Bebeği anasından ayırmayın. -Sus be!
-Verin onu bana. -Bırak! Olay çıkarma.
Her şey bitti! Unut gitsin.
-Bebeği verin. -Git dedim!
Hey, Valmiki!
Oğlum oldu. Seninki ne? Erkek mi kız mı?
-Erkek! -Tebrikler!
Neyin var?
Bir şey yok. Kramp girdi.
Şanslıymışsın.
Adı ne?
Raj. Raj Manohar.
Raj...
Raj Çelik!
Raj Infra!
Müthiş!
Beğendin mi, Valmiki?
Asil bir isim, efendim. Krallara layık.
Bizim işimiz tamam.
-Sen oğluna isim buldun mu? -Evet.
Söyle.
İsmi bu mu?
Bu mu yani?
Evet!
Nasıl isim bu?
Daha önce de isim töreni yaptım.
Ama böyle bir ismi asla onaylamam.
Bu isim, imajımı tehlikeye sokar.
-Rahip... -Ne var?
Oğluna nasıl "Bantu" dersin be?
-İğrenç! -Haklı!
Niye? Tanrı Hanuman'ın da adı Ramu Bantu.
-Yine de tapıyorlar. -Tanrılar Hanuman ve Rama sayılmaz.
Oğlun kime hizmet edecek?
Söyle bakalım.
Bu ne ya? Matematikten dokuz mu aldın?
Öğretmeninin iyi not vermese de olur. Ekleriz.
Yedi...
-O ne, Valmiki? -Hanımefendi...
Raj'ın karnesi.
Matematik notu kaç?
97.
Raj! Aferin sana!
Canım! Matematikten 98 almış.
Niye iki puan kaybettin?
100 almalıydın.
O nasıl söz? Ne güzel bir not almış.
Notu bir şeyi değiştirmez.
Bazısı da böyle doğuyor. Ne kötü!
20 YIL SONRA
Kesin şunu!
Düzgün tut.
Çok şükür! O burada, benim oğlum da sarayda.
Uyurken bile mutlu.
Her şeyini kaybettiğin hâlde nasıl mutlu kalıyorsun?
Hey!
Büyükannen turşu göndermiş. Otobüs durağına git de al.
Seçme şansım var mı?
Al, canım. Hindistan cevizi ve kâfur.
-Bal kabağı nerede? -Yok.
-Çorbanın içine koydun mu? -Hayır.
İki yıldan sonra Amerika'dan geliyor.
Kötüyü kovmak için kabak lazım. Lanet olsun!
Başarı kazanıp da dönmüyor ya.
MBA'i son dönemde bırakmış.
Sakin olun, efendim.
Üçüncü dönemde.
Gerçekten mi?
-Alo? -Otobüs durağında mısın?
Evet, turşuyu almamı söylemiştin.
Onları at, bal kabağı alıp Bay ARK'ın evine gel.
-Bal kabağı mı? -Evet! Bal kabağı!
Bal kabağını nereden bulacağım? Ne kabağı ya?
Geç kalma. Acil lazım.
Triportör!
Burada bekle.
-Ne bu acele? -Rahat ol.
Sana ağır gelir.
Ben seni taşımışım, bu ne ki? Ver.
Eskiden beri farkındayım. Beni hiç içeri almıyorsun. Sorun ne?
Burası Vaikunthapuram, evlat.
Senin gibi ezikler giremez.
Bazı hayatlar düzelmez. Ne kötü! Eve dön.
Raj geldi!
Benim dışımda herkesi seviyor.
Valizinizi taşıyayım mı?
Böyle büyük evim olsa niye araba kiralayayım?
Hadi gidelim.
Ameerpet'in tümsekli yollarından geçelim.
Bizim de yolumuz bu.
Canım, Amerika'da çok mu içtin?
Işıldıyorsun.
Geri döndü.
Artık birlikte içersiniz.
Ne aldın bana?
Zaten morali bozuk, baba.
Lütfen daha fazla incitme.
Ama incinen biziz, o değil.
Baba, alışveriş yapmalıyım.
İşe giderken beni de götür.
Meşgulüm, o götürsün.
Ne diyor?
Görüşmesi varmış.
Saat sekiz. Görüşmesi onda.
Seni götürüp annesine de ilaç alsın.
Sonra da görüşmeye gitsin. Bayağı vakti var.
Yine mi? Şimdi ne diyor?
Bu kadar kısa sürede nasıl idare edecek?
Maaşımla sizi idare ettiğim gibi.
Söyle aynısını yapsın.
-Bana bak! -Ne?
Biz orta direğiz.
Başımızda bir sürü dert var.
-Hayatımıza devam etmeliyiz. -Peki.
KADIN TERZİSİ SIRI
Abi!
Abi!
İlacı sen al. Görüşmeme geç kaldım.
-Fularımı çaldılar! -Değil mi?
Kızlar rengi beğenince kapar.
Erkekler ne yapacak ki?
Delirmiş olmalılar.
Üstüyle de çikolata al.
Genelde abiler kız kardeşlerine kötü davrananlarla kavga eder.
Rahat ol.
Benden çok şey bekliyorsun, tatlım.
-Görüşmeme geciktim. -Sevgilin olsaydı böyle yapar mıydın?
Hayır.
Yürü git!
Lanet olsun! Gaza geldim.
Bir şey yapasım var.
Birader, elinde fularla geçen bir çete gördün mü?
Kırmızı motorlu mu?
Rengin ne önemi var? Nereye gittiler?
Birader...
O fular kız kardeşime ait.
Kardeşin çok seksi görünüyor.
Eyvallah.
Fuları alabilir miyim?
Fulara karşılık kız kardeşini getir.
-Fular... -Ne?
Fular!
No comments yet. Be the first to leave one.