لومړۍ 200 کرښې.
PROVENANCE KASABA KASABI
KURABİYECİ
AÇIK
Koş!
Kahve diye buna derler. Koyu.
Güzel ama.
Sana bir şey aldım.
Bir şeylere bayılırım.
Bu da ne?
Akıl ve Tutku . Bu kitaba bayılırım.
Filmi daha çok sevdim ama.
Dur, bu ilk baskı falan mı?
- Evet ve imzalı. - Hayır.
"Keeley, bastır kızım! Jane Austen."
Paha biçilmez bir eseri sırf beni güldürmek için mi mahvettin?
Bir, paha biçilmez değildi. Çok pahalıydı.
İki, çok kıskanç olup başkasına hediye etmen fikrinden nefret edebilirim
ve üç hayır, mahvetmedim. Kendisi yazdı
ve gerçekten sana "bastır kızım" diyor, yani bastırsan iyi olur kızım.
Bastıracağım. İzle de gör.
Buraya gel. Sağ ol.
Bir şey değil.
Selam Cindy. Nasılsın? Güzel.
Nasılsın kardeş? İyi misin?
- Günaydın Faridah. - Günaydın Sam.
Tamam. Bir iyilik isteyeceğim.
Cuma gecesi boş masamız var mı?
Ciddi misin? Yok.
Tüm masalar aylarca dolu. Bekleme listesi insanlara söylediğimiz bir yalan.
Tamam. Çok özel bir konuğumuz var. Yani tek kişilik bir "Ray Liotta" lazım.
Hallederim.
Harikasın.
- Tamam. Sağ ol. - Siktir git!
İzninle.
- Her şey yolunda mı? - Bilmiyorum.
- Her şey yolunda mı? - Evet, şef!
- Her şey yolunda. - Kiminle konuşuyordun?
- Brinda Barot'la. - Burada mıydı?
Hayır, bok kafa.
Bir mülteci gemisi geliyor
ve iç işleri bakanımız onları yollamak istiyor.
- Neden ki? - Kadın şeytan çünkü.
- Değil mi? - Evet, şef!
Tamam, dinle. Brinda Barot berbat biri
ama Simi, bu kadar kızgın olmak için çok erken.
Yeniden kahve içmeye başlasan iyi olabilir. Kalbine iyi gelir.
Neden geldin?
Futbolcuların Tutku Projeleri Dergisi için fotoğraf çekimi
falan mı var?
Yok, her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için geldim.
Her şey mükemmel.
Ya kaşıklar?
Uyumsuzlar.
Samuel, yemekler iyiyse ki iyi, hiç kimse kaşıkları takmaz.
- Haklı mıyım? - Evet, şef!
İşte... Bu hafta sonu babam geliyor.
Yani... Siktir. Sadece... Her şey mükemmel olsun istiyorum.
Ta Nijerya'dan geliyor.
Bu orospu girmesine izin verirse.
BAROT HAYIR DİYOR! MÜLTECİLERİ REDDETTİ
Tamam, millet. Buraya odaklanın.
Şimdi Roy ortalığı karartacak ki
Koç Beard biraz ışık tutabilsin. Koç.
1974 Dünya Kupasında
küçük ülke Hollanda bir anda ortaya çıkıp
finale kadar yükseldi
ve büyük favorilerden ev sahibi Almanya'yla oynadı.
Almanlar topa dokunamadan o Hollandalı hippiler gol attı.
Evet ama Hollanda o maçı kaybetti.
Doğru ama o arada dünyadaki tüm izleyicilerin kalbini kazandılar
ve bunu da oyun tarzları... diyebilirim ki felsefeleriyle... Total Futbolla yaptılar
ve geçen hafta barbekü sosu temelli
bir halüsinasyonda Koç şans eseri bunu keşfetti.
Hayır, doğru ama konu ben değilim. Hadi, parlamaya devam et.
O takımdaki en iyi oyuncu
ve Total Futbolun vaftiz babası bu adamdı.
Adını bilen var mı?
I Think You Should Leave'deki Tim Robinson.
Hayır. Hollandalı futbol efsanesi Johan Cruyff.
Cruijff diye okunuyor.
Özür dilerim. Total Futbolla
- Johan Cruijff... - Aynen.
...küçük kulübü Ajax'ı üç kez Avrupa şampiyonu yaptı.
Sonra teknik direktör oldu, önce Ajax'ta
ve sonra Total Futbolu Barcelona'ya götürüp
dört kez arka arkaya İspanya şampiyonluğunu kazandı.
O takımın ana çarklarından biri, Josep Guardiola adında
çalışkan ama zeki orta saha oyuncusuydu.
Diğer adıyla Pep.
Saça bak.
Tanrı, denge için saçını almak zorunda kalmış.
Pep de koç olup kendi Total Futbolunu geliştirdi
ve bunu Barcelona'ya ve Bayern Munich'e götürdü,
sonunda da büyük beyaz balinamız Manchester City'ye geldi.
Orada çok yetenekli, genç bir oyuncuya hocalık etti
ama o aptal futbolu bırakıp realite şovuna katıldı.
Kazıklandım!
Total Futbolda sürekli hareket vardır. Oyuncular belli pozisyonlarda oynamaz.
Defans hücuma geçebilir. Hücum oyuncularının defansa gelmesi beklenir.
Amaç risk alıp birbirinin seçimlerini desteklemektir.
Arkadaşınız alışkın olmadığı yeni bir şey giydiğinde
bunu görmezden gelmek yerine herkesin iltifat etmesi gibi.
Bu arada, harika şapka Ash.
Evet.
- Çok hoş. - Evet, yüzünü güzel çerçevelemiş.
Aynen böyle. Total Futbolda eski dertlerinizi unutup
içgüdünüze güvenirsiniz.
Cazdır. Motown'dır. Mamet'tır. Pinter'dır. Einstein'dır.
Keurig'dir. Gaga'dır!
Annemin vibratörünü komodinin üstünde gururla sergilemesidir!
Toplumun ve kendinizin üstünüze yıktığı kısıtlamalardan kurtulmaktır!
Futbol, hayat demek, biliyoruz
ama güzel bir hayat...
FUTBOL HAYATTIR
...Total Futboldur.
Güzel. Bravo.
Alkış alalım, işte Koç.
Tamam beyler, hepinizin Total Futbol tarihini biraz bilmesini istiyoruz
çünkü artık böyle oynamaya başlayacağız.
Ne? Yok. Yok, dur. Ne?
Kesin somurtmayı çünkü bunu yapıyoruz.
Çalışacak, antrenman yapacak ve sonra birkaç aya
Total Futbolu sahaya taşıyacağız.
Hayır, bu Cumartesi Arsenal'e karşı yapacağız.
- Delilik bu. - Hayır, olur.
Susun!
Susun! Hadi, yürüyün.
Hayır. Sakin olun. Sorun yok. Duymak istemiyorum.
- Hadi, yürüyün! - Ses duyuyorum!
Susun. Susmalısınız.
Isaac, hadi, kaptan ol. Sustur şunları.
Duymak istemiyorum Van Damme. Sus.
Bayan Jones, bir sorun var. Şey... Yok, durun, hayır, sorun yok.
Üzgünüm, alışkanlıktan herhâlde.
- Şunu bırakacaktım. - Sağ ol.
Çok hoş. Bakabilir miyim?
Evet, tabii, bak.
Kitap seveceğiniz hiç aklıma gelmezdi.
Yani birinci baskı biriktireceğiniz.
Yok, biriktirmiyorum. Jack'in hediyesi.
Vay canına. Ne hoş bir hediye. Patronunuzdan.
Patronum değil, anladın mı? Vizyonumu gerçekleştirmeme yardım ediyor.
Böyle cömert bir dosta, ofisinize böyle pahalı hediyeler yollayan
bir dosta sahip olmak güzel olmalı.
Hayır. Sabah beraber kahvaltı ederken verdi.
Kahve. Birlikte kahve içtik.
Bir kafede ama birlikte gitmedik.
Farklı yerlerden gelip orada buluştuk.
Aslında geç kaldı.
Ben de metroda pijamalarımla sıcak yoğurt yedim.
Metroya pijamayla mı biniyorsunuz?
Evet, bazen, evet. Trafiğe kalmak istemediğimde
ve sonra gelince burada, tuvalette giyiniyorum.
Akıllıca.
- Bayan Jones. - Barbara.
ANNEM
YARIN KIZ KARDEŞİNİN YAŞ GÜNÜ
19.00
TASTE OF ATHENS'A GİDELİM. BEN ISMARLIYORUM.
YEMEK YAPACAĞIM.
LÜTFEN GECİKME. BABANI BİLİYORSUN.
- Siri. - Evet, Wunderkind?
Yarın 19.00'a Nicole'ün yaş günü yemeği için
hatırlatma kurar mısın? Sağ ol.
Tamam, hatırlatman yarın 19.00'a kuruldu.
- Siri. - Evet, Wunderkind?
Bir kız hoşlanıyor mu yoksa nazik mi nasıl anlarsın?
Anlayamazsın.
Jane küçük ipuçları vermeye başladı.
Masaya belirli bazı dergileri bırakıyor,
sürekli arkadaşlarının bunu yaptığını duyuyorum.
Evlilik büyük bir taahhüttür.
Dildoyla becermesini diyorum.
Yine de.
Dur, ne dergisi?
- Buyurun beyler. - Sağ ol Mae.
- İyi misin Mae? - Hayır.
Kazandığımızda içerisi doluyor. Kaybedince böyle.
Ben böylesini tercih ediyorum. Nihayet kafamı dinleyebiliyorum.
Siktir git.
Lasso. Özür dilemek istiyoruz.
- Ne için? - Sana yumuşak davrandığımız için.
Evet, seni insanlaştırıp tarafsızlığımızı kaybettik.
Çiftçiler bu yüzden hayvanlara isim vermez
ve artık Baz'ın kardeşinin sevgililerinin adını öğrenmiyoruz.
Çünkü o, erkek bir fahişe.
Aynen öyle. O yüzden biraz eskiye döneceğiz.
Takımımıza ne yapıyorsun seni otuz birci?
- Tamam. - Sen... Şey... Dur,
dur Koç.
Bakın, ne diyeceğim.
Yarın antrenmana gelsenize. Kendi gözlerinizle görürsünüz.
Takım, çikolata fabrikası ya da Deutsche Bank değil.
Saklayacak bir şeyimiz yok. Yarın görüşür müyüz?
Evet. Görüşürüz.
Ne?
- Takım giysem mi? - Ben kesin duş alacağım.
- Yani almak lazım. Evet, kesin. - Evet.
Koç, taraftarları antrenmana çağırmak akıllıca mı sence?
Takım onların. Biz sadece bir süre ödünç alıyoruz. Anlarsın ya?
No comments yet. Be the first to leave one.