لومړۍ 189 کرښې.
Siktir.
Ben geldim!
Kimse yok mu?
Kahretsin.
Selam.
Merhaba.
Evet, kız onlara.
Onlara kızmakta haklısın Ellie.
Tamam.
Selam.
Çok çetinsin.
Ben yanındayım, bir şey yok.
Evet. Geçti.
Anna?
Tanrım.
Senin suçun değil.
Bölgeden çıkarken geciktik. Ben...
Acıktı.
Emzirilmesi gerekiyor ama ben...
Emzirmek istemedim.
Isırılmadan önce kordonu kestim.
Önce.
Onu yanında Boston'a götürmeni istiyorum.
Onu büyütecek birini bul ve güvende olduğundan emin ol.
Yapamam.
Ona bunu vermeni istiyorum.
Adı Ellie.
Yapamam.
Ne zamandır birbirimizi tanıyoruz?
Kendimizi bildik bileli.
O zaman şimdi onu kucakla,
sonra beni öldür.
Seni öldüremem.
- Lütfen, lütfen. - Hayır.
Lütfen!
Marlene!
Tut.
Kafasını tut.
İşte.
Şunu al.
Bebeğin kulaklarını kapa.
Ellie.
Ellie.
Ellie.
Beni duydun mu?
Hayır. Ne dedin?
İçeride bunu buldum.
Beefaroni, Chef Boyardee.
İyiymiş.
Bunu hiç oynadın mı?
Boggle? Kelime oyunu.
Beni bir şeyde yenmek istiyorsan al sana fırsat.
Tamam.
Yaklaştık.
Hastane şu tarafa.
Belki aradığımız yerdir.
Tamam.
Tutsana.
Sağ ol.
Karavanda bir gitar vardı.
Paramparçaydı ama dedim ki...
Belki bir tane bulurum. Epeydir çalmamıştım.
Hatta sana çalmayı öğretebilirim diyordum.
Eminim iyi kavrarsın.
Gitar çalmayı öğrenmek ister misin?
Ellie?
Tabii.
Güzel olur.
Tamam, ben diyorum ki...
Dolanmak için binadan geçelim,
gökdelen bulalım, yukarı çıkıp bakalım.
Aslında bu sefer enkazı patlatarak yolu açalım diyordum.
Karavanda dinamit buldum.
Harbiden mi?
Hayır. Binadan geçeceğiz,
bir gökdelen bulup çıkacağız ve etrafa bakacağız.
Ama seni kandırdım, değil mi?
Şuraya bak.
Şu işe bak.
Ordu bomba atıyor,
hiçbiri yıkılmaya çalışılan yere denk gelmiyor.
Yukarı çıkış yok.
Seni yukarı çıkarırsam merdiveni indirebilirsin.
Sonra şu tarafa gideriz.
Hadi. Seni fırlatayım.
İyi misin?
Evet, iyiyim.
Bugün pek bir sessiz olunca...
- Pardon. - Yok, sorun değil.
- Dediğimi... - Evet, fırlatacaksın.
Tamam.
Bir, iki, çık!
- Çıktın mı? - Evet.
Tamam.
Sıçayım! Ellie!
Kahretsin.
Orada kal!
Bunu görmen lazım!
Ellie?
Buraya gel!
- Ellie! - Hadi!
- Ellie. - Hadi!
Beklesene. Hay böyle işe.
Korkutma.
Korkutmam.
Ne yapıyorsun?
Sorun yok.
Hadi, çabuk.
Hadi.
Selam.
Acayip fiyakalı.
Nereye gidiyor?
Hadi. Hadi!
Tamam.
E...
Her şey umduğun gibi mi?
İyisiyle kötüsüyle.
Manzaraya laf edemezsin.
Bak, hastanenin yerini tam olarak bilmiyorum.
Evet, buluruz.
Tabii. Yalnızca...
Belki orada kötü bir şey yoktur
ama şu ana dek kötülükten başka bir şey görmedik.
Yine de hayattayız.
Evet.
Risk olduğunu söylüyorum.
Buna mecbur değilsin.
Bunu bilmeni istiyorum.
O ne demek? Başka ne yapacağız?
Hiçbir şey. Tommy'nin yanına döneriz.
Tüm olan bitenleri unuturuz.
Onca yaşadıklarımızdan sonra...
Tüm yaptıklarımdan sonra...
Boşa olamaz.
İyi niyetlisin, biliyorum.
Beni korumak istiyorsun, biliyorum.
Korudun.
İşimiz bitince nereye istersen gideriz.
Tommy'nin yanına, koyun çiftliğine, Ay'a.
Nereye gidersen peşinden gelirim.
Ama bu işi yarım bırakamayız.
Başladığımız işi bitireceğiz.
Burası FEDRA'nın yeri miydi?
Hayır.
Ordunun.
Salgından sonraki ilk birkaç gün
böyle yerler kurdular.
Acil tıbbi yardım kampı.
Görüldüğü üzere uzun sürmedi.
Beni tıpkı böyle bir yere almışlardı.
Sarah ile mi?
Hayır, o çoktan ölmüştü.
Neyin vardı?
Bunun içindi.
Ateş edip ıskalayan adam.
Daha sonra olduğunu sanmıştım.
Hayır.
İkinci gün.
Ordudakilerin hakkını yemeyelim.
Seni benden çok daha iyi dikmişler.
Bendim.
Vurup ıskalayan adam bendim.
Hikâye falan yok.
Sarah öldü
ve yaşamak için mana bulamadım.
Bu kadar basit.
Korkmuyordum da.
Hazırdım.
Daha hazır olamazdım.
Ama ben...
Ben...
...tetiği çekmeye yeltenince panikledim.
Hâlâ nedenini bilmiyorum.
Neyse, bunu sana anlatmamın nedeni...
Niye anlattığını biliyorum.
Evet, eminim biliyorsundur.
Zaman tüm yaraları sarıyor herhâlde.
Yaralarımı saran zaman değildi.
Sevindim...
Öyle olmamasına.
Ben de.
- Gitsek iyi olacak. - Evet.
Canım ne istiyor dersin?
Ne?
Saçma kelime oyunları.
"İnsanlar yarın yokmuşçasına kıyamet esprisi yapıyor."
- Fazla mı oldu? - Hayır, yerinde.
Buna bayıldım.
"Bil bakalım, sakatat neyden yapılır?"
No comments yet. Be the first to leave one.