لومړۍ 200 کرښې.
Günaydın Bay Blake. Benim adım Amanda.
Size birkaç soru soracağım.
Böylece İşsizlik ve Destek Maaşı almak için uygun olup olmadığınızı göreceğiz.
Fazla sürmez.
Öncelikle şunu soralım:
Başka birinin yardımı olmadan 50 metreden fazla yürüyebiliyor musunuz?
- Evet. - Tamam.
Gömlek cebinize bir şey koyacakmış gibi kollarınızı kaldırabiliyor musunuz?
O 52 sayfalık formunuzu doldururken bunu cevaplamıştım zaten.
Evet görebiliyorum ben de, ama maalesef yazdığınız şey...
çok okunaklı değil.
Evet.
Şapka giyecekmiş gibi kollarınızı kafanız seviyesine kaldırabiliyor musunuz?
Dedim ya, kollarımda bacaklarımda bir şey yok.
Sadece soruya cevap verebilir misiniz lütfen?
Bütün tıbbi kayıtlarım zaten sizde. Kalbimden bahsetsek?
Bu sorulara cevap verebilir misiniz?
Peki.
Yani şapka giyebiliyorsunuz, öyle mi?
- Evet. - Tamam, ne güzel.
Telefondaki gibi tuşlara basabiliyor musunuz?
Parmaklarımda da bir şey yok.
Gitgide kalbimden uzaklaşıyoruz.
Bu sorularda kalsak olur mu lütfen?
Tanımadığınız kişilere...
basit şeyleri anlatmakta zorlanıyor musunuz?
Evet, kalbimden bahsediyorum ama sana anlatamıyorum ulan!
Bay Blake, eğer bizimle böyle konuşmaya devam ederseniz,
değerlendirmeniz için pek hayırlı olmaz.
Lütfen soruya cevap verin.
- Evet. - Peki.
Hiç elinizde olmadan ve istemeden...
dışkınızı büyük miktarlarda kaçırdığınız oluyor mu?
Hayır, ama sadede gelmezsek olmayacağını garanti edemiyorum.
Saatin alarmını kurmak gibi basit eylemleri yapabiliyor musunuz?
Hey yarabbi, evet!
Bir şey sorabilir miyim? Sizin tıbbi yeterliğiniz var mı acaba?
Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı'nın atadığı bir sağlık çalışanıyım.
İşsizlik ve Destek Maaşı değerlendirme görüşmeleri için bu göreve atandım.
Ama dışarıda, bekleme odasındaki adam...
bir Amerikan şirketinde çalıştığınızı söyledi bana.
Şirketimiz devlet tarafından bu göreve getirildi.
Hemşire misiniz? Doktor musunuz?
Sağlık çalışanıyım.
Bak, ben ciddi bir kalp krizi geçirdim.
Az kaldı inşaat iskelesinden düşüyordum.
İşime de dönmek istiyorum.
O yüzden artık kalbime dönebilir miyiz lütfen?
Kıçımı boşver, tıkır tıkır işliyor orası.
BEN, DANIEL BLAKE
Ne tembelsin be Piper! Yataktan çık da biraz ev işi yap!
Çinli! Çinli!
Kusura bakma Dan, mesaj yolladılar, işe gidiyorum, geç kaldım.
Tikka masala piliç lezzetli miydi bari?
- Nerden biliyorsun? - Çünkü koku alabiliyorum!
Bin defa söyledim ortalıkta bırakma çöplerini diye!
- Sonra atsam? Geç kalıyorum. - Hayır efendim, şimdi!
Dan...
Senden bir şey rica edeceğim.
Bir paket gelecek bana, çok önemli.
Saatlerimi değiştirdikleri için evde olamayacağım.
Gözün postacıda olabilir mi?
Çöp saçmayacağına yemin edersen.
- Tutsana! - Hele bir at!
Kıçını gelecek haftaya kadar tekmelerim!
Boya fırçası daha akıllı bundan.
- Ne zaman işe dönebilirim? - Hemen değil, bu kesin.
Gerçi ilerleme gösteriyorsunuz.
Bence dozu aynı tutarsak...
rehabilitasyon egzersizlerini de sürdürürsek,
kalbin pompalama kapasitesi artacak mı göreceğiz.
Artabilir de.
Ama eğer artmazsa, size bir defibrilatör takmak gerekebilir.
Egersize devam. Harekete devam. Bu sizi kuvvetlendirecektir.
Ama dinlenmeniz de gerekiyor.
Biraz gece kuşuyum ben.
Bizim hanım ölmeden önce ona bakarken böyle bir âdet oluştu.
- Nasılmış kalbin? - Artık maraton koşmayacağım.
Ama bir iki aya kalmaz iyi olurum.
Viagra'ya da dokunmak yok!
- Sen kullanırsın. - Benim daha çok ihtiyacım var!
Neyse, buradan bir şey lazım mı? Bir bak bakalım.
Güzelmiş bu. Baksana şuna.
- Afrika meranti ağacı. - Güzelmiş.
Ferguson'a dönersin yani, değil mi?
İşe bağlı herhalde. Yani bir öyle bir böyle.
Yani.
Bak bir şey göstereceğim.
Şuna bak.
Ne güzel parçaymış.
Çocuklardan biri sana bıraksın bir ara.
- İyi misin? - İyi olacağım.
İstersen alışverişin varsa senin için yapayım.
Ağır şeyleri falan. Sıkıntı olmaz.
Sağ ol, Joe. Biraz dışarı çıkmak iyi geliyor.
Yapacak bir şey çıkıyor.
Bir şey lazımsa haber ver. Ne olursa olsun. Ciddiyim.
Çok korkuttun bizi, biliyor musun?
İşsizlik ve Destek Maaşı almaya uygun bulunmadığınızı size bildirmek istiyoruz.
Ne yapıyorsun sen be?
Sen olduğunu biliyordum, oraya buraya sıçan senin köpeğinmiş!
Köpeğimi gezdiriyorum!
Köpeğini getiriyorsun, her tarafa sıçıyor!
Kes be, kel herif!
Bana bak, oraya gelirsem kafanı sokarım o boka anladın mı?
Git kendi tarafına götür, orada sıçsın!
- Poşet getir de temizle şunu! - Hadi uzatma be!
Git bir poşet getir, buraya dön ve pisliğini temizle!
Ben de gelip senin bahçene sıçacağım, oldu mu?
Kes sesini!
Alo?
Beklediğiniz için teşekkür ederiz.
Lütfen beklemeye devam edin. Çağrınız en kısa sürede yanıtlanacaktır.
Günaydın. Bay Max Million adına bir paket var.
- Max Million mı? - Evet, Max Million.
- Bu adrese mi? - Evet, kesinlikle bu adrese.
- Nereden geliyor? - Çin'den.
Ver bakayım.
Ne kadardır telefonda bekliyorum biliyor musunuz? Bir saat 48 dakika oldu.
Hey yarabbim, resmen futbol maçından daha uzun!
Bir sürü para yazacak.
Kusura bakmayın efendim. Çok meşgul burası.
Bir hata olmalı. Ciddi bir kalp sorunum var.
İyileşme sürecindeyim, doktor işe dönemeyeceğimi söyledi.
Şu lanet değerlendirmeye kadar yardımımı güzel güzel alıyordum.
Yalnızca 12 puan alabilmişsiniz. Yardım için 15 puan almak gerekiyor.
Puan mı? Oyun mu oynuyoruz burada?
Kusura bakmayın efendim, sağlık danışmanına göre...
durumunuz çalışmanıza mani değil.
Yani danışmanınız, cerrah olan doktorumdan...
ve fizik tedavi ekibinden daha iyi biliyor, öyle mi?
O zaman itiraz etmek istiyorum.
Peki, ama önce “zorunlu yeniden değerlendirme” talep etmelisiniz.
O da ne demek?
Yani kararı veren kişi yeniden değerlendirecek demek.
Eğer aynı karara varırsa, o zaman itiraz edebilirsiniz.
Tamam, yazın onu bana.
Peki efendim ama önce kararı veren kişinin sizi aramasını beklemelisiniz.
Neden?
Kararını size söylemesi için.
Ama karar vermiş zaten.
Öyle, ama mektuptan önce sizi aramış olması gerekiyordu.
Ee, fikrini değiştirecek mi?
Hayır, telefon sadece kararın tartışılması için.
Kararın ne olduğunu biliyorum zaten, mektup önümde duruyor.
Size okuyayım mı?
- Ama önce sizi araması gerekiyor. - Ama aramadı.
Ama aramalıydı.
Zaman makinemiz yoksa işimiz iş, değil mi?
Önce araması gerekiyor efendim.
Bakın...
Şimdi onu telefona bağlasanız da fazla vakit harcamasak?
- Maalesef efendim. - Nerede kendisi?
Müsait olduğunda sizi arayacak efendim.
Ne zaman?
Bilmiyorum efendim.
Bu ne saçmalık.
İşsizlik Maaşı yalnızca çalışabilenler için.
Hastaysanız, İşsizlik ve Destek maaşına başvurmak zorundasınız.
Sizi değerlendirmeleri için.
Ben de aynen öyle yaptım ama kabul edilmedi.
Çalışmanıza bir mani olmadığına karar verilirse,
tek şansınız İşsizlik Maaşı.
Ya da İşsizlik ve Destek'e itiraz edebilirsiniz.
İşsizlik Maaşı için bir form verir misiniz?
Bir de İşsizlik ve Destek için itiraz formu.
İnternetten başvurmanız gerekiyor efendim.
Öyle başvuramam.
Böyle başvuruluyor efendim. Ya da destek hattını arayabilirsiniz.
Bakın, bana arazi verseniz size koskoca bir ev inşa edebilirim.
Ama hayatımda bilgisayarın yanına yaklaşmadım.
- Tüm işlemlerimiz dijital yapılıyor. - Yine başladık!
Telefonda hep bunu diyorlar. “Tüm işlemlerimiz dijital yapılıyor.”
Ben de tüm işlemlerimi kalemle yapıyorum.
Yapamıyorsam ne olacak?
Disleksik olarak tanımlanmışsanız arayabileceğiniz özel bir numara var.
O numarayı alabilir miyim? Bilgisayar karşısında ben de disleksik sayılırım.
İnternette bulabilirsiniz efendim.
Eğer randevunuz yoksa gitmenizi rica edeceğim efendim.
Hay allahım!
Thomas Armstrong, lütfen.
Dur bir dakika, Thomas.
Oturmak ister misiniz?
Bir dakika. Biraz başım dönüyor.
- Buyurun oturun. - Teşekkür ederim.
- Biraz kayar mısın canım? - Sağ olun.
İyi misiniz? Size bir bardak su getireyim.
Buyurun.
İyi misiniz? Biraz solgun görünüyorsunuz.
Bu terimler falan çok kafa karıştırıcı.
Bir yerde hata yapıyorum herhalde. Dönüp dönüp duruyorum.
Thomas?
- Siz burada oturup suyunuzu için. - Teşekkürler.
- Bir de ceza mı keseceksiniz şimdi? - Size ceza kesmiyorum.
Sizi kararı veren kişilere yönlendiriyorum,
onlar da karar verecekler.
- Bu çok saçma! - Kararı ben vermiyorum, onlar veriyor.
Size ceza kesmeye karar verirlerse o zaman yardımınız %40 kesilecek.
Biliyorum! Bir daha anlatmanıza gerek yok!
Bugün yapılabilecek bir şey yok.
No comments yet. Be the first to leave one.