لومړۍ 200 کرښې.
Önceki bölümlerde...
Kodumuza bakıyordum, ve patronunun benim için yaptığı
kuantum çipte bir sorun var.
Gideon bir köstebek olduğunu biliyor.
Hayır, hayır. Bu imkansız.
Beni bulunca, seni de bulur.
O her şeyi bulur.
Ian, seni görmek güzel.
Vay be. Şuraya bak.
Çok güzel.
Sevgili Hannah, Josh'ın kalbinde bir sorun var,
ama bir şey olmadan önce onu düzeltebilirler.
Zamana ihtiyacım var.
Sen geçmişte daha çok vakit geçirdikçe,
buradan daha da fazla koptun.
Bu Ben yüzünden değil.
Biraz düşününce,
bence farklı bir sonuca varacaksın.
Alo?
Biliyorlar.
-Öyle mi? -Tabii ki biliyorlar.
Kaplan'daki takım elbiseliyle konuştun, değil mi?
Bak, sana çeneni tut demiştim.
Özür dilerim, ben...
Özür dilemek için çok geç, tamam mı?
Şimdi insanlar ölecek. -Kim?
Kim ölecek? -Ben yokum.
Kanları senin elinde.
Dur.
Geç kalacağız.
Pilleri kontrol ettin, değil mi? -Pil mi?
Kameranın pili.
Of, sizi nereden buluyorlar?
Basın. Haber.
Sen bir muhabirsin! -Sarhoş değilsin, değil mi?
Çünkü iş başında içki içtiği için
son yapımcımı mecburen kovdum.
Hayır, hayır.
Hâlâ parçaları birleştirmeye çalışıyorum.
Galiba kaynağımla telefonda konuştum.
Önemli gibiydi.
İnsanlar ölecek dedi.
Bak çocuk, herkes ihbar alır,
ve haberini yapmamı ister,
çünkü beni Connie Davis sanıyorlar.
Yani Connie Davis değil misin?
Anladın işte.
New York'taki halimden eser yok.
Bunu sakın mahvetme.
Aylardır düşen en büyük haber bu.
Rustik Kökler Çiftliği'nde bu seneki
Denver Fuarı balkabağı yarışmasının şampiyonuyla birlikteyiz.
Steve, balkabağın tam olarak ne kadar büyük?
Neredeyse 450 kilo.
Aman Tanrım, amma büyük.
200 tane turta yapılır.
Galiba bu Şükran Günü'nde
bir sürü turtanız olacak.
Doğru.
Evet Steve, eminim izleyicilerimiz
öğrenmeye can atıyor, seninki gibi sonuç almak için
ne yapmaları gerekir?
Üç şey var.
Çok çalışmak, çok beklemek,
biraz da ot kıran.
Beş dakika ara verelim.
Şarjı azalıyor, yani,
affedersin.
-Bu büyük bir kabak. -Oldu mu?
Hannah mektubumu aldı mı? -Aldı.
Josh'ın kalp hastalığını zamanında yakaladılar.
Çok şükür.
Biliyorum, göndermem yanlıştı,
ama yardım etmeliydim.
O suratı biliyorum.
Ben, üzgünüm.
Josh bir yıl sonra trafik kazasında öldü.
Yine de öldü mü?
Sen denedin. Böyle şeyler...
Onu aramam lazım. Numarasını verebilir misin?
Lütfen.
415-174-5683.
-Teşekkürler. -Tamam.
Sıçrayışa odaklanabilir miyiz?
Evet. Connie Davis.
Tamam, kariyerinin zirvesindeyken
New York'ta çığır açan bir gazeteciydi.
O bir efsaneydi.
Barbara Walters gibi.
Sonra kovuldu.
-Neden? -Bilmiyorum.
Galiba bir kaynakla alakalı.
Ama her ne olduysa, resmen kariyerini bitirdi.
Ve şimdi yaptığı şey... -Balkabağı.
Tamam, tek yapmam gereken
Connie'nin kariyerini tekrar şahlandırmak.
Çok da zor olmaz. -Bol kabağı mı?
Gülmekten öleceğim!
Ne?
Sadece gelişmiş bir mikro işlemci
geliştirdim diyorum.
Bu benim teknolojim,
Ian'a ödünç verdim.
Şimdi geri vermiyor.
Biri senin eşyalarını alsa
sen ne hissederdin?
Kimin hoşuna gitmediğini söyleyeyim,
Pentagon'ın.
Teknolojimin çok değerli olduğunu düşünüyorlar.
Üzülerek söylüyorum, hepinizden daha değerli.
Kusura bakma Bay Rydge,
ama tam anlayamadım.
Çalışanın Ian Wright
kuantum çipimi çaldı,
temsilcimi tehdit etti,
ekipte güvendiğim bir elemanımı bana düşman etti,
sonra bilgim dışında çipimi kullanmaya devam etti.
Veya senin bilgin.
Atladığım bir şey var mı Ian?
Hayır.
Harika.
Artık herkes anladığına göre,
toplantılarım, yemeklerim falan var.
Bunu çözeceğine güveniyorum.
Çözeceğim.
Ve Savunma Bakanlığı'ndan biri
yarın sabah gelip
çözüp çözmediğine bakacak.
Magic.
Magic, çok özür dilerim.
Eve git.
Çıkarken tüm sistemlerden çıkışlarını yap,
yarın Savunma Bakanlığı temsilcisiyle görüşene kadar
bana veya başka kimseye tek kelime bile etme.
Kızmanı anlıyorum ama...
Ne yaptığınızı anlıyor musun?
Anlıyorum.
Bu sefer sizi koruyamayacağım
sonuçları olacak.
Magic, özür dilerim, ama biz sadece...
Çık dışarı!
Gerçekten harikaydın.
Hiç uğraşma.
Herhalde bu işe flaş balkabağı haberleri
yapmak için başlamadın.
Açıkçası, bundan çok daha iyisin.
-Eskiden öyleydim. -Daha iyi bir haber bul.
Beni arayan kaynağa ne dersin?
O kaynağı bırak dedim sana.
Ama bu, insanlara kim olduğunu
hatırlatmak için bir fırsat.
Artık böyle biriyim.
Küçük hikayeler, yerel haberler.
Kaseti minibüste mi bıraktın?
Pardon. Evet, getireyim.
Hâlâ yenisin, biliyorum,
ama burada kalıcı olmak istiyorsan
kendini topla biraz.
Addison?
-Merhaba. -Hannah.
Nally'lerin evini aradınız.
Lütfen sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakın.
Evde yok Addison.
Evde olsaydı bile, ne diyeceğimi bilemez...
Hey.
Ne istiyorsun, cüzdanımı mı?
O haberin peşini bırak.
Gerçekten, hakkında bir şey bilmiyorum bile!
Bir dahaki sefer boş olmayacak.
O haberi bırak demiştim sana.
İnan, elimde olsa bırakırdım.
Anlıyorum.
Amacının insanlara yardım etmek olduğunu sanıyorsun.
Eskiden ben de öyle düşünürdüm.
Ama bu konuda bana güven, hiçbir haber buna değmez.
-Sence dikiş gerekir mi? -Bir şeyin yok.
Sana gereken şey viski.
En son adamı iş başında içti diye kovmadın mı?
Mesaimiz bitiyor.
-Hâlâ ne arıyorsunuz burada? -Hiç.
Ne oldu sana?
-Galiba bir haberimiz var... -Beyin sarsıntısı.
Beyin sarsıntısı geçirmiş olabileceğini sanıyor Davidson.
Evet, kafasını balkabağına çarptı.
İnsan kafasını balkabağına nasıl çarpabilir?
Ayağı takıldı.
Daha dikkatli olması lazım,
yoksa bir dahaki sefer daha kötü olur.
Tamam, yürürken önüne bak.
Halıya kan bulaştırma.
Yoksa benim kellem gider.
Pardon, ama bu senin kendi iyiliğin içindi.
Benim iyiliğim mi, senin iyiliğin mi?
New York'ta ne oldu ki?
Neden kovuldun?
Ne olduğunu boş ver sen.
Bak, New York'tan sonra, Davidson bana iş vermeyi
kabul eden tek kişiydi,
ve bunu kaybetmek istemiyorum.
Ama ya bu yeni Watergate'se?
No comments yet. Be the first to leave one.