لومړۍ 133 کرښې.
Bir zamanlar
karısı, kızı ve evcil bir firavun faresiyle yaşayan
bir çiftçi varmış.
Günlerden bir gün, anne ve babanın şehre gitmesi gerekmiş.
Bebeklerini firavun faresine emanet edip gitmişler.
Anne ve baba yokken bir yılan pencereden kulübeye süzülmüş.
Ama firavun faresi bebeği korumuş
ve keskin dişleriyle
yılanı parça parça etmiş.
Anne ve baba döndüğünde
firavun faresi onları koşarak karşılamış.
Firavun faresinin ağzından damlayan kanı görünce
onun bebeği yediğini sanmışlar.
Baba, firavun faresini bastonuyla dövmeye başlamış.
Anne, içeri girince yerde parçalanmış yılanı görmüş,
bebekte tek bir yara bile yokmuş.
Kadın ne olup bittiğini anlayana kadar
çiftçi, cesur firavun faresini döverek öldürmüş.
Sonra?
Sonra ne?
Bu kadar.
Sonunu unuttun herhâlde.
Bak, annemin masallarının çoğunu unuttum.
Ama bunu çok iyi hatırlıyorum.
Annemin sesini hatırlıyor musun?
Keşke hatırlasaydım.
Kızı getir.
Peki efendim.
Sen otur.
Burada ne işin var? Neden okulda değilsin?
Ben…
Alnının teriyle dürüstçe çalışıyor.
Bunu da sayemde yapıyor.
Dürüstçe mi?
Bu yasa dışı değil mi?
- Yaşını söyle. - On dört.
Bakın, adınız neyse artık. Mishra Bey.
Tüm çalışanlarımızın belgeleri tamdır. Burada kimse yasa dışı değil.
Bak evladım,
giriş sınavı salı günü saat sekizde.
Özel bir yeteneğin var.
Ama seni sınav listesine alabilmek için araya birilerini sokmam gerekti.
Genelde senin gibi kızları almayız.
Nasıl yani?
"Onun gibi kızlar" derken?
Ne demeye çalışıyorsun? Söyle.
Söylesene.
- Bu onun için olağanüstü bir fırsat. - Bu fırsatın bedelini kim ödeyecek?
Sınav ücreti 400 rupi.
Çok büyük bir para değil.
Senin için olmayabilir Mishra Bey.
400 rupi.
Onun için çok.
Welhams yatılı okulu bursu almak çok önemlidir.
Yeter.
Sen
okumuş, akıllı adamsın.
Ben değilim.
Ben hıyarın tekiyim.
Ama bu kız ne istediğini biliyor. Ne yaptığını da iyi biliyor.
Buradaki herkes gönül rızasıyla çalışır.
Sen de şimdi gönül rızasıyla
ofisimden çıkarsan memnun olurum. Meşgul adamım. Çık!
Ne iş çevirdiğini biliyorum.
Salı sabahı saat sekizde.
- Unutma. - Çık.
Yaylan.
Çık.
Efendim Bay Adams.
Tamam, geç.
Yürü.
Geç.
- Hangisi? - İşte bu.
"İş sahibi bir erkek..."
- "Kendine denk..." - "…kendine denk bir eş arıyor."
Sonra? Devam et.
"Uygun gelin adayı açık tenli olmalıdır."
- Benimki açık mı? - Bu soytarıya göre değil.
- Bu ne? - "Uygun aday."
"Uygun aday
çalışma konusunda fazla hırslı olmamalı."
Hırslı olmamalı mı?
Kız hırslı değilse kim olacak?
Oğlanların bir iş becerdiği görülmüş mü?
- Hayır. - Yok, görülmemiş.
- Hadi hoşça kal yakışıklı. - Yakışıklı!
Bak canım, salı günü o sınavda
çok iyi puan alacaksın.
Tam puan alacaksın. Demedi deme.
400 rupi.
O kadar paramız olsa bile buna değmezdi.
Değmez mi?
Her şeyin bir fiyatı vardır.
Evlilikten, düğünlerden bahsediyoruz.
O da bir ton para.
Peki nasıl evlenmeyi düşünüyorsun?
Sen onu merak etme.
Ben her şeyi düşündüm.
Bana yarın yardım etmek istersen
seni de planıma dâhil ederim.
Ne planı?
Bunları nereden buldun?
Orasını boş ver.
Fabrikadan çaldın, değil mi?
On dört çantamız var.
Tanesini 40 rupiye satarsak
- toplamı… - 560 eder.
Birini kendime ayırsam?
Peki, olur.
- Hangisi? - Bu.
400 rupi'lik çanta sadece 40 rupi'ye.
Rengârenk, kaliteli çantalar.
- Yeni çanta alın! - Yeni çanta alın!
- Rengârenk çantalar! - Kaliteli çantalar!
Çanta ister misiniz?
400 rupi'lik çanta 40 rupi'ye.
Abla, çanta?
Kimse almıyor.
Belki çantaya ihtiyaçları yok.
Güzel değiller mi?
Ben beğendim.
Daha çok bağıralım.
40 rupi'ye yepyeni çantalar!
400 rupi'lik çanta 40 rupi'ye! Kaçırmayın.
Anuja!
40 rupi'ye yepyeni çantalar!
Sadece 400 rupi'ye yepyeni çanta!
400 rupi'ye yeni çanta var abla.
Amca, 400'e yepyeni çanta.
Sadece 400 rupi'ye yepyeni çanta!
Hanımefendi, yepyeni çanta 400 rupi.
Bunlar güzelmiş.
- Ne kadar? - Tanesi 400 rupi.
No comments yet. Be the first to leave one.