لومړۍ 200 کرښې.
Hadi bakalım.
Başlıyoruz.
Selamlar, ben Teddy Jackson. Size Teddy-bant'ı takdim etmek istiyorum.
Ağırlıklar artık tarihe karıştı. Artık moda bu bantlar.
Çünkü bundan âlâ direnç bulamazsınız.
Çekiştirin, ne isterseniz yapın.
Bu şekilde sporunuzu yapabilirsiniz. Hissedene kadar tekrar edin.
Hissettim bile. Lanet olsun.
Gözüm… Gözümün kenarına geldi. Sıçayım.
100.
N'aber millet?
Ben Teddy Jackson. Karşınızda Teddy-yak.
İki adet hava geçirmez plastikten oluşuyor.
Beş çöp poşetinden iki parça kıyafet yaptığınızı hayal edin.
Teriniz dışında dışarı hiçbir şey çıkmıyor.
Lanet olsun.
Tansiyonum düştü. Sıçayım.
Durun. Fitness…
Yok.
Selam, ne haber?
Ben Teddy Jackson ve karşınızda Teddy-bar.
"Teddy, o ne?" diyorsunuz, biliyorum.
Ne olduğunu söyleyeyim. Ayarlanabilir bir halter barı.
Bunu neden mi yaptım? Çünkü bazı barlar çok yüksek.
Bu ise ihtiyacınıza göre ayarlanabiliyor.
Evet, boyunuza göre ayarlayın, tüm gece kaldırın.
Hadi bakalım!
Hadi!
Sıçayım. Lori!
Hay ben senin…
Hadi ama!
Lori…
-Teddy-bar kafama düştü. Hay sıçayım. -Ah be Teddy.
-Her kayıtta böyle oluyor. -Daha emniyetli bir şeyler bulman lazım.
NETFLIX SUNAR
Seni ben öttürememiş olabilirim ama o herkesi konuşturmayı bilir.
Söylemeden geçemeyeceğim, büyük onur duydum.
Birkaç gündür uğraşıyorum ama Fransız özel kuvvetleri eğitmiş.
Dirayetli çıktı…
Pardon, karımın yemeği.
Başlamadan önce sana kendimi tanıtayım.
Ben büyükbabamın elinde büyüdüm.
Hiçliğin 100 kilometre uzağında donmuş bir gölde.
Büyükbabam iyi bir adamdı.
Bana işime yarayacak birçok şey öğretti.
Bir akşamüstü beraber donmuş bir gölde balık tutarken
büyük bir yaratığın yaklaştığını gördük.
Bir boz ayıydı.
Büyükbabam bağırarak bana koşmamı söyledi.
O küçücük bacaklarımla koşabileceğim kadar hızlı koştum.
Arkama baktığımda
talihsiz büyükbabamdan öğreneceğim son dersi öğrendim.
Ayıların pençeleri çok keskindir.
Bu keskin pençelerle
kurbanları hâlâ nefes alırken onların derisinden fileto yaparlar.
Bunu sana anlatmamın sebebi
hayatını bağışlamam için yalvardığında çığlıklarını duymayacağımı söylemek.
İçimdeki son duygular o donmuş gölde kuruyup gitti.
Vaktini boşa harcıyorsun.
Gözlerini, kulaklarını, hayalarını ve tüm duyu organlarını kestikten sonra
bilmek istediklerimi bana hâlâ söylemediysen…
-Lütfen… -Aynı o ayı gibi seni fileto yapacağım.
Grenkin! Velvel Grenkin!
Castro Sokağı, 275 numara.
Velvel Grenkin orada, yemin ederim.
Bunu bir gün torunlarıma anlatacağım.
Ya da asla kimseye anlatmam.
Seni sevdim.
Karına söyle, işin sırrı yabani ardıç. Marketten alınanlar olmaz.
Ama tavşan bokuna benzer, önce koklasa iyi olur.
O da kimdi öyle?
Hayır!
Günaydın Yorktown!
Güzel bir pazartesi sabahı. Saat 08.10. Çocuklarım bana küs. Ortalarda yoklar.
Kimler uyanmış. Doğum günün kutlu olsun.
-Saat kaç? -Sanırım…
Bebek yapma saati.
Zevk vermeyen pozisyonda da yapabiliriz.
Sana veriyor, bana vermiyor.
-Amaç türümüzün devamlılığı. -Amaç bebek.
-Ne oldu? Sadece açıklıyordum. -Orasını anladım.
Ama bunu Teddy'leyemezsin, biliyorsun.
O ne demek hayatım?
Şirkette bir kâtip hata yaparsa "Teddy'ledi" diyorlar.
-Çuvallamaya "Teddy'lemek" mi diyorlar? -İsim fiil oldun.
Artık o geçmişte kaldı. Geçmişi bırak, şimdiye odaklanalım.
Şuna bak.
Hadi, baksana.
Onancock, Virginia mı?
Doğum günün için bir kulübe kiraladım. Bebek yapmak için fırsat olur.
Hayatım, bu ne? Okunmuyor. Yazıcının kartuşu bitmiş.
Rezervasyonumuz işte.
-Bu akşam çıkıyoruz. Harika olacak. -Teşekkürler.
Artık doğum gününde çuvallamak yok.
Şaka bir yana, Marty'yle iş fikrini konuştun mu?
Henüz Marty'yle konuşmadım ama iyi bir sebebim var.
-Doğru anı bekliyorum. -Doğru an asla gelmeyecek.
-Konuşman lazım. -Haklısın, konuşacağım.
-Fikri bugün anlatacağım. -Bugün mü?
Bayılacak. Paraya para demeyeceğiz.
Vergi haczimi ödeyip eve çekidüzen vereceğim, görürsün.
Ampul ve yazıcı kartuşuyla mı başlasak?
Teddy'lemek böyle bir şey, değil mi?
-Tamam, ampul alacağım. -Bir de yazıcı kartuşu.
Kartuşu da.
Günaydın.
-Biliyorum, spor salonuna geleceğim. -Gelsen iyi edersin Betty.
-Tamam. -Hayal et, yumruk at!
-Teşekkürler. -Alın.
Marty'nin Salonu. Hemen ileride.
Yemeği bırakıp yumruk atın!
-Temassız boks Marty. -Temassız boks mu?
Bu büyük bir fikir. İşte tüm ayrıntılar burada.
Yine boks yapıyoruz ama temassız, asıl olay bu.
Fikrin güzelliği burada.
Bak, normalde yakacağım enerjiyi yine yakıyorum, değil mi?
Ama dokunmuyorum.
Fikri bulduğumda öyle heyecanlandım ki ilk egzersiz videosunu yükledim bile.
Tepkilere baktım.
Üç yorum.
Sorular çok basitti. "Bu ne?" diye sordular.
-Bu… -Bir düşün.
Bu duyduğum en aptalca fikir.
Satış senin ekspertizin değil.
Açıkçası o kelimenin anlamını bilmiyorum. Ne demek istiyorsun?
-Sana bir şey göstereyim. -Tamam.
Yaptığın broşürler.
Tüm pazarlama bütçemi bunlara harcadım ama tek bir müşteri bile gelmedi.
Her an şu kapıdan içeri girebilirler.
-Sabırlı olman lazım. -Girebilirlerdi.
-Tabii üstüne adres yazsaydın! -Ne?
-Adrese kimin ihtiyacı var ki? -Müşterilerimin.
Telefon açıverirler Marty.
-Numarayı da yazmamışsın. -Lanet olsun, öyle mi?
Teddy, çok iyi bir adamsın, gerçekten.
-Ama bana sağlam biri lazım. -Ben de sağlamım.
Beni kovuyor musun?
-Bana iş bitirici biri lazım Ted. -Temassız boks. İşi bitirecek, görürsün.
-Kusura bakma Ted. -Marty, bunun için çok çalıştım.
Çok aptalım.
PATRON
-Evet efendim? -İşe dönmeye hazır mısın?
Şu an tek işim kahvaltımı hazırlamak.
Kahvaltın bekleyebilir. Çok önemli bir müşterim var.
Çok heyecan verici bir iş teklifi var ve iki milyon dolar ödeyecek.
-Dinliyorum efendim. -Ben de öyle düşünmüştüm.
İki aşamalı bir operasyon olacak. Her aşama bir milyon dolar.
Böyle bir fırsat 10 yılda bir gelir.
-İş nerede? -Onancock, Virginia.
Saat 19.00'da. İşe koyul.
-Selam. -İşte benim küçük avokadom.
Varış saati 18.00 görünüyor.
-Çok heyecanlıyım. -O zaman gidip giyineyim.
-Tamam, harika. -Tamam mı?
Baksana, Marty'yle konuşman nasıl gitti?
-Nasıl mı gitti? -Evet.
-Harika gitti. -Öyle mi?
Duyduğu en aptalca fikir değilmiş.
-Harika. -Evet.
-Seninle gurur duyuyorum. -Ben de seninle.
-Dinliyorum. -Onay geldi.
Ödemeyi iş bitince nakit olarak alacaksın. Biri seni bekliyor olacak.
-Ev numarası 1465. -Harika.
Dur, spa mı?
-Kulübe tutmuştuk. -Tuttuk. Adamla kulübede buluşacağım.
Ama sana spada iki saat ayarladım, önce seni bırakayım dedim.
Teddy Jackson, gerçekten harikasın.
-Beğendin mi? -Evet.
Her şeyi kapsayan paketi aldım.
-Yüz bakımı, manikür-pedikür… Tamam mı? -Buna bayıldım.
-Teşekkürler. -Rica ederim.
Lanet olası kartuş.
Burası neresi? Neredeyim?
Şu rakam altı mı, sekiz mi? Herhâlde burasıdır.
Lori, bunu Teddy'lemeyeceğim.
Sihirli kutuyu alıp gidelim.
Hadi.
Sıçayım. Lanet olsun.
Burası harikaymış. Her şey muhteşem görünüyor.
Erkencisin.
Vakitli gelen geç kalmış sayılır, değil mi?
Şu kutuyu alsana. Ya da sadece şişeleri al.
Bacaklarım… Amma boylu posluymuşsun.
Burası hiç fena değilmiş. Gayet iyi.
İyi ki hava kararmadan gelebildim.
İşim iyice zorlaşırdı.
-Şampanya mı? -Kutlamak için.
Biraz ondan, biraz bundan yapacağım.
-Bunlar yönteminin bir parçası mı? -Hayır, bu sadece ısınma turu için.
Bir süre yapmayınca işler vahşileşebiliyor.
Anlarsın ya.
Tehlikeyi göze almak lazım. Güvenlik sözcüğü şart.
Pek anlamadım ama…
O boyla sana güvenlik cümlesi ya da paragrafı lazım.
-Tuvalet nerede? İşemem lazım. -Arkanda.
Vay be.
Vay anasını.
İşte.
Sesi geliyorsa kusura bakma. Çok tazyikli işerim.
Altı yaşından beri böyle.
No comments yet. Be the first to leave one.