لومړۍ 200 کرښې.
Merhaba.
Buraya mı oturayım?
Sigara içebilir miyim?
Bir dakika.
Nereden başlayayım?
PROLOG
23 yaşındayım
ve insanları hâlâ anlamıyorum.
Sanki tüm bunlar hiç üstüne inşa edilmiş…
…ve bunları bir arada tutan hiçbir şey yok.
Buralarda büyüdüm.
Daireler hoştur. Bazılarının balkonu vardır.
Ağaçlar da hoştur.
Onları da anlamıyorum ama onları severim.
Yani hepsini seviyorum sanırım.
Sevmemem için çok boktan bir ağaç olmalı.
Bazen bu hayat bende heba mı oluyor diyorum.
Güzelliğe karşı duyarsız olduğumdan değil.
Güzel her şeyden aşırı etkileniyorum.
Canıma okunana dek.
İçimde beni hayattan uzaklaştıran bir şeyler var.
Aklımı başımda tutan hiçbir şey kalmayana dek.
Gideceğin yeri biliyorsun, değil mi?
Üç kere sola sap. Karıştırman imkânsız.
İki üç dakika sonra seninle otoparkta buluşurum.
Beyzbol şapkası takıyorum.
Kırmızı atkı, beyaz gömlek, kapüşonlu mavi mont.
Kot, eski spor ayakkabı. Sıra dışı hiçbir şey yok.
Atkı yüzümün alt kısmını örtmek için.
Gerçi artık işe yaraması için geç.
Bir süredir bu işi yapıyorum.
Yüzümün neye benzediği sır değil.
Pekâlâ, alarm yok! Ben aranan biriyim! Beni öldürecekler!
Tanrım. Neler oluyor?
Yüzümde telafi etmem gereken çok fazla hüzün var.
Deliymiş gibi davranmalıyım yoksa korkak olduğumu sanırlar.
Hey!
Yere yat! Hemen yere yat lan!
Banka soyarken çoğunlukla kadınları soyuyorsunuz.
Kaba olmak istemezsiniz.
Kişisel değil hanımefendi.
-Peki. -Adın ne?
-Vanessa. -Vanessa. Tanıştığımıza memnun oldum.
Senin adın ne?
Çok komiksin Vanessa. Şimdi kahrolası çekmeceyi aç.
Orada elimde silahla durmuş onu incelerken…
…bir şey beni etkisine aldı.
Bir tür hüzün.
Sanki her şeyin böyle biteceğini hep biliyordum.
Ama bunu kavrayamamıştım. Tam o…
…ana dek.
BİRİNCİ BÖLÜM
HAYAT YENİ BAŞLARKEN
SENİ GÖRDÜM
Emily'yi ilk gördüğümde buradaki üniversitelerden birine gidiyordum.
Cizvitlerinkine. Düzgün bir okuldu.
Yalan söylemiş olmayayım
ama "Bu kızla sevişmeyi çok isterdim." dedim.
Sana on kere seslendim.
Affedersin. Yüksek sesle müzik dinliyordum.
-Selam. -Kazağını beğendim.
Teşekkürler. Coventry'den aldım.
Tam eziklere göre.
İngilizce sınıfımdasın.
Biliyorum. Berbat bir ders değil mi?
Evet ama hiç kaçırmıyorsun.
Evet.
Sonra görüşürüz.
Nerelisin?
Elba, New York.
Nasıl bir yerdir?
Bunun gibi bir göl. Bunun gibi şehir. Ama… biraz daha boktan.
Benim… liseden beri bir kız arkadaşım var.
Gerçekten mi? Ne tatlı.
Evet. New Jersey'de okuyor.
Bir adı var mı?
Evet. Madison Kowalski.
Çok güzelmiş.
Evet. Acayip güzeldir.
Emily'den çok hoşlanmıştım
ama Madison'a o hafta sonu Greyhound otobüsüne atlayıp
onu ziyaret edeceğime söz vermiştim.
Yatakhanede kalıyordu ve yatağı iki kişi için fazla küçüktü
ama…
…en azından oda arkadaşı gitmişti çünkü…
Ninesi öldü.
Kötü olmuş.
Neyse. Yaşlı bir kadınmış.
Eh…
Madison'a benden selam söyle.
Madison şamaroğlanı olduğumu düşündü.
Gidelim.
Beni götürdüğü partiler çoğunlukla boktandı.
Tuğlalarla dekore edilmiş bodrumlarda çocuklar bira içerdi.
Bir tür bira pong, seks mahzeni, genelev mahallesi zırvalığı.
Çok iç karartıcıydı.
Ne idiği belirsiz tüm o herifler Madison'ı tanıyordu.
Okula başlayalı bir ay olmuştu ama bir şekilde onu tanıyorlardı.
Herkesin kendisine bakmasını isterdi ki bunda bir sorun yok. Neyse.
Partiye birlikte geldiğiniz kız masanın üstüne çıkıp
bir hayaletle sevişmeye başlayınca durum biraz tuhaflaşıyor.
Bir işim vardı ve daha iyi şeyler, yani başka ne olursa yapabilecekken
işe giderdim.
Çalışmak zorundaydım.
İhtiyar Fatook'un yarım düzine kızı ve kız torunu vardı
ve hepsi restoranında çalışırdı.
Erkek torunları var mıydı bilmiyorum ama varsa bile orada çalışmazlardı.
Tüm torunları Escalades veya Denalis falan kullanırdı.
Bazı garsonlar onlarla çıkardı.
Götten vermeyi seviyor.
Suratının yastığa gömülmesini. Ona tükürülmesini.
Bence kafayı fena yemiş.
Acaba ona bu bokları kim öğretti?
-Selam. -Selam.
Haydi. Nasıl yaptığını göster.
Hayır. Siktir, kahretsin. Kahretsin!
Erkek misin nesin?
Yükseğe fırlat! Yükseğe!
At ki yemek salonundan duysunlar seni pezevenk.
-Bu heriften bir bok olmaz. -Evet, biliyorum. Canı cehenneme.
Sadece iki hafta dayandım.
İş çıkışı James Lightfoot'un evine uğradım.
İlkokuldan beri en iyi arkadaşımdı.
Babası o küçükken ölmüştü.
Sonra annesi de öldü ve…
Ve derken ağabeyi savaştan kafayı yemiş olarak döndü.
Yani James genelde tek başına.
Selam dostum.
Beni saymazsak.
-İyi misin? -Evet.
Bankaya gitmem gerekiyordu, James de beni götürmeyi önerdi.
O gün şansımız yerindeydi.
Roy da bizimle geldi.
Evleri boyardı ama çalışmıyordu.
Ne haber?
James Lightfoot, kuzeni Joe yüzünden Roy'a bağırıyordu
-çünkü Joe şöyle diyordu… -Gidiyorum, konu kapanmıştır.
Roy. Ona söyledin mi? Kuzenine donanmaya katılamayacağını
-söyle. -Neden ben söyleyecekmişim?
-Donanmaya katılıyor. -Donanmaya katılma.
Geçerli bir sebep söylesene?
Sonsuza dek bunu yapmak istemiyorum.
Neden katılmak istiyorsun?
Sonsuza dek bunu yapmak istemiyorum.
Arabayla dolaşmak sana neden yeterli geliyor, söylesene?
Niye sorun etmediğini anlamıyorum.
Bir şey yapmak istiyor. Bırak yapsın. Siktir et.
Hepimizin sevdiği kuzenine karşı
bu senin sorumluluğun.
Tutmuş "Onu ölümüne göndermek istiyorum." mu diyorsun?
Ne yapıyorsun?
-Aklından ne geçiyor? -Yazıldım dostum. Bitti.
James'in söylediklerinin ancak yarısını anlıyordum.
Ellerini kollarını sallarken aciz göründüğünü
ve yaşadığı sürece
muhtemelen ona kimsenin kulak asmayacağını fark ettim.
Bu boktan bir araba değil.
Öyle. Fena boktan hem de.
Motoru soğutmam için bir bardak su lazım.
Bana bir bardak su getirin.
Bankayla bir sorunum vardı.
Bir hata yapmışlardı ve onu çözmeye gitmiştim.
Limitimi aştığıma dair bu mektubu gönderdiniz ama yanlış.
Bunu çoktan ödedim.
İşte.
Bu yeni bir limit aşımı mektubu.
Ama bu imkânsız. Para yatırdıktan sonra hiç para çekmedim.
Yatırdığınız parayla bakiyeniz on dolar olmuş.
Ama ek bir limit aşım ücreti alınmış
ve bakiyeniz yeniden eksiye düşmüş.
İyi ama ben ödeme yaptıktan sonra
nasıl tekrar limit aşım ücreti alırsınız?
-Para zamanında hesaba geçmemiş. -İyi de buradan nakit yatırdım.
-Hesaba geçmemiş. -Nakitti. Tam buradan yatırdım.
Hesaba geçmemiş.
Sıradaki.
Araban için üzgünüm.
Boktan bir arabaydı.
Paranı geri aldın mı?
Hayır.
James'in evine geri yürürken Roy sentetik esrarı aramızda dolaştırdı.
Birkaç nefesten sonra kendimizi yeniden galip gibi hissettik.
Sonraki gün yaprakların kokusunu aldığınız sağlıklı bir sonbahar günüydü.
Tanıdığım bazı çocukları görmeye Shaker Meydanına gittim.
Xanax'larımdan istediler. Onları alma sebebim…
…geçirdiğim panikataklardı.
HERHANGİ BİR BEYAZ ERKEK
-Alın çocuklar. -Yutun.
-Akşama ne yapacaksınız? -Maggielerdeki
-partiye gidiyoruz. -Harika. Gelebilir miyim?
Evet, tabii. Şey ister misin…
Karşılığında bana ekstazi önerdiler.
Tabii lan, ekstazi istemez miyim?
Bu sen misin?
-Selam. -Selam.
-Sen ne… -Maggie'yi tanıyor musun?
-Ne? -Maggie'yi tanıyor musun?
Evet, bir bakıma.
Dünya küçük.
Haydi be.
No comments yet. Be the first to leave one.